• 6.02.2015 00:00
  • (2320)

 İngilizler Çanakkale Savaşı için Asya ve Afrika ülkelerindeki sömürgelerinden Müslüman askerler getirmişlerdi. Bu Müslüman askerlere "Halifeliğin tehlikede olduğu, Halifeye yardım amacıyla Çanakkale'den geçilerek İstanbul'a ulaşılacağı" anlatılmıştı.

Savaşın ilerlemesi ve kara savaşlarının başlamasıyla cepheler arası mesafeler iyice kısalmış, saatlik ateşkesler yapıldığında taraflar yaralılarının tedavi, ölülerinin defin işlemlerini tamamlıyorlardı. Tarafların zaman zaman birbirlerine konserve kutularıatarak karşılıklıjest yaptıkları da tarih kitaplarının yaprakları arasında yerini alıyordu.

İşte bu süreçte düşman cephesi içerisinde inanılmaz olaylar meydana geliyordu. Askerlerimizin her vakit okuduğu ezanlar, mevzilerde okunan Kuran-ı Kerimler düşman mevzilerindeki Afrika'dan, Asya'dan gelen Müslüman askerlerin beyinlerini zonglatıyor,  kendilerine "biz kimlerle savaşıyoruz" sorusunu bir kez daha soruyorlardı. Cihad için çıktıkları bu yolda anne-babalarını, çocuk ve eşlerini, doğdukları toprakları bırakıp gelen bu insanları acaba İngilizler, Müslümanlara karşı kullanmışlar mıydı? Evet kullanılmışlardı, ancak bir çoğu hiç tereddüt etmeden mevzi değiştirmiş, Müslüman ordumuzun yanında şehit oluncaya kadar savaşmış, hatta teslim olmak için siperlerimize yaklaşıp yanlışlıkla düşman zannıyla ateş altına alınanlar dahi olmuştur ki inşallah şehit olmuşlardır. Ama bir kısmı her şeye rağmen cihad ettiklerini, mevziyi terketmenin arkadaşlarına karşı vefasızlık olacağına inanmışlar ve bu yolda canlarını vermişlerdi.

Evet, tarih sanki tekerrür ediyor. Yine İslam alemine karşıBatılı emperyalistlerin başlatmış olduğu topyekün bir saldırı var. Müslümanların yaşadığı topraklarda savaşlar ve ağıtlar yükseliyor. Savaşanlar müslüman, ağıt yakanlar müslüman, amazevkten dört köşe olanlar ise hep bu tezgahları planlayanlar.

Yıllar önce Hizmet Hareketine bağlı gönüllüler dünyanın her bir bölgesine (bizim o günlerde inandığımız şekliyle) Allah'ın isminin duyurulması gayesiyle gönderildiler, bunlar hicret ettiklerine inanmışlardı. Bu insanları milletimiz bağrına bastı, idarecilerimiz devletin imkanlarını seferber etti. Her aileden bu insanlarla gönül bağı kurulmuştu. Kamu kurumlarına dahi personel alınırken "adanmışruh" denilen bu insanlar aranmıştı. Ülkenin emniyeti, adaleti ve zeki çocukları hep bu insanlara emanet ediliyordu.

Ta ki ülkenin Başbakanının Filistinlileri sivil, çocuk, yaşlı, hasta dinlemeden dünyanın gözü önünde katleden İsrail Cumhurbaşkanına ONE MINUTE çekmesine kadar. Hizmet Hareketinin yetkilileri Başbakanı ikaz ederek "İsrailile ilişkileriniyi tutulması" telkin ediyorlardı. Ülkenin başbakanı dünyanın her yerindeki müslümanların sıkıntısıyla ilgileniyor, müslüman ülkelerin birlikte hareket etmesi adına ümmet bilinci oluşturmaya çalışıyordu. Bu hareket tarzı başta ABD ve İSRAİLolmak üzere bölgemizde cirit atan emperyalist ülkeleri oldukça rahatsız ediyordu. Çünkü ülkemiz onlara artık OSMANLI'yıhatırlatmıştı. Ortadoğunun haritasının yeniden çizilmesinin planlandığı bir dönemde ülkemizin başında yeni bir Abdulhamit Han istemiyorlardı. Planlarını onaylayacak ve uygulayacak bir kadronun gelebilmesi için mevcut kadronun gitmesi gerekiyordu. Ama bu kadroyu dışarıdan bir güçle devre dışı bırakamayacaklarınıda (Gezi'de olduğu gibi) yaptıkları kimi kanlı teşebbüslerden biliyorlardı. Bu sebeple kendileri için içeride savaşacak ve kendileriyle ittifak edecek daha güçlü bir yapılanmaya ihtiyaç vardı.

Evet, tarih tekerrür ediyor. Abdulhamit Han'ı, bu milletin okuttuğu, kendilerine Jön Türk ve İttihatçılar olarak isim verdikleri evlatları devirmişti. O darbede görev alan veya sessiz kalanlar çok kısa süre sonra "EYVAH biz ne yaptık?" diyeceklerdi ama artık çok geçti.

Evet, sizin de şahit olduğunuz gibi dış güçler bu ülkenin başbakanını devirme görevini hepimizin yıllarca "Hizmet Hareketi" dediğimiz yapıya vermişti.

Akıl babalarının startıyla operasyon başlamıştı. Hizmet hareketi içerisindeki insanlar müslüman Anadolu insanıydı. Bu kalkışma için "meşru bir gerekçe" bulunmalıve bu insanların kalkışmaya ikna edilmesi gerekiyordu, tıpkı İngilizlerin Afrikalı Müslüman askerleri Çanakkale'ye getirme gerekçesinde olduğu gibi.

Bunun için önce İslam alemiyle yıldızı hiçbir dönem barışmayan İran ve Şiilik kullanılacaktı. Yalan, iftira, günaha girme demeden-dinlemden "Başbakanın etrafın Şiiler tarafından kuşatıldığı, İranlı ajanların MİT'e iyice hakim olduğu, Şiilikteki mut'a nikahı ile Erdoğan'a yakın bürokratların fuhuş çemberine alındığı" gizli toplantılarda aktarılıyordu. Yine "MİT'in başındaki Hakan Fidan'ın İran Ajanı olduğu, Hizmet Hareketini bitirmek için getirildiği" algısı aynı anda dünyanın herbir yerindeki hizmet insanına ulaştırılıyordu. Yıllardır üzerinde çalışılan dersanelerin özel okullara dönüştürülmesi taslağı ortaya atılarak, iki yıldır gizliden anlatılan "başbakanın hizmet hareketini bitirme" iddiaları sözümona somutlaşmış oluyor, ülkenin başbakanına son darbeyi vurmak için amansız bir propaganda sürecine giriliyordu. Hizmet içindeki şahısların "dersanelerin kapatılma amacın Güneydoğu'da PKK'nın ön açılmasını sağlamaya yönelik olduğu" yalanlarıgünlerce cemaatin gazete ve televizyonlarında yayınlanıyordu.

Yine medyada ve internet ortamında sürekli siyasilere ait olduğu iddia edilen ses kayıtları ve kara propaganda son hız devam ediyordu. Gıybet ve iftirayı imanın esaslarından sayan, "kardeşini zina ederken görsen dahi göne inanmayacaksın, yoluna devam edeceksin" anlayışına sahip hizmet hareketi artık kimlerin nereden, nasıl temin edildiği anlaşılmayan! bu kayıtları olabildiği kadar fazla  kişiye ulaştırma gayreti içerisine giriyordu.

Devam edecek...

ahmetay_

Not: Yıllarca Allah için hizmet diyerek Fetullah Gülen'e bağlı olup 17 Aralık'tan sonra "vahim bir hezimet yaşadık" diyen pek çok kişiyle konuştum, kimileriyle yazışm. Bu kardeşlerimizin anlattıklarını onların izniyle isim vermeden birkaç yazıya dökmeyi uygun gördük. Yakın aralıklarla yayınlayacağım bu sohbetler bazıları in açıklayıcı olur diye umuyorum.