• 18.05.2015 00:00
  • (2225)

 Seçim öncesi öyle şeyler yaşıyoruz ki akıllara ziyan. Eğer bugün gerçekleşen ittifak bundan 2 yıl önce dile getirilseydi anlatan kişiyi derhal sevabına da olsa zorla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Başhekimliğine teslim edecektik.

Fetto’cu PDY, Mao’cu Cengiz Çandar, Kemalist Can Dündar, Piyanist Fazıl, Ne idüğü belirsiz CHP-MHP-HDP bir nevi ittifak yaparak seçimlere giriyor. Biliyorum, bunları bir araya getiren bir İRİ AKIL var diyorsunuz, tamam, da, devrede nasıl bir akıl olursa olsun iki yıl önce bu ittifakın gerçekleşebileceğine kimse bizi inandıramazdı.

Aslında ittifakın temelleri 14 yıl önce atılmıştı. Çandaroğullarının büyük düşünürü yıllar önce önermişti de kimsecikler oralı olmamıştı. İşte o gün oralı olmayanlar bugün acılar içinde kıvranarak bu ittifakı gerçekleştirdi.

Nereden mi çıkarıyorum? Merak etmeyin, belgesiz konuşmam.

En önemlisi ‘İslamcılar'ın 21.Yüzyıl'ın 'kızılderilileri' olmaları ve 'soyları'nın tükenmesi ihtimali var.”
Neden? Çünkü İRİ AKIL o gün düğmeye basmıştı. Bu yüzden bizler “kızılderili” olup “soyu tükenecek” olanlar olacaktık.

Cengiz Çandar bir de tehdit ediyordu:

“Komplo üreten beyinlerin kendileriyle yüzleşmekten kaçarak, benimle ve benim gibilerle akıllarınca zeki polemikler yapmaları, ne yazık ki, onları bu 'mukadderat'tan kurtarmayacak.”

Yani?

Soyumuzu tüketecekti Çandaroğlu’nun ağababaları. Bizler İslamcıydık hala da öyleyiz.  Ama Allah var, Cengiz Çandar bu akıbete uğramamamız için çok çırpındı ve bize çıkış yolu da aramayı başarmıştı!

Peki, bunu aşmamızın yolu neydi? Biz müslümanlar “21.Yüzyılın Kızılderilileri” olmamak için ne yapmalıydık? 
Hazret bize bir çıkış yolu sunacak mı?

Olmaz mı? Heyecan içinde “ne, nasıl?” dediğinizi duyuyorum!

Ahan üstadın yıllar önce size sunduğu ve kıymetini bilmeyip uymadığınız çıkış yolu. Ama önce bu dahice buluşun ambiyansını alalım üstadımızdan:
“Geçen hafta pazar akşamı Mustafa Koç'un Paul Wolfowitz onuruna İstanbul Kanlıca'daki evinde verdiği yemekte masada 16 kişi oturuyordu. Geniş ve büyük masada, beşer kişi yanlamasına karşılıklı, üçer kişi de masanın her iki baş tarafında karşılıklı…”

Heyecanlandınız değil mi? Bilmem mi!? sonucu bildiğim halde yazarken ben bile heyecandan yerimde duramıyorum! Üstad bize her türlü ayrıntı da veriyor:
“Biraz daha ayrıntı vereyim: Wolfowitz'in oturduğu tarafta sağ yanında Amerika'nı Başkonsolosu David Arnett ile Mehmet Ali Bayar; sol yanında ise Mustafa Koç ile Cem Duna sıralanmıştı. Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı'nın tam karşısında Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Robert Pearson onun hemen sağında, Wolfowitz'in çaprazında Kemal Derviş vardı.”

Nasıl ama? Bitmedi. Şimdi gel de üstad nerede oturuyordu diye meraktan çatlama!

İşte o yer:

“Ben, Wolfowitz'in bulunduğu tarafta, masanın başına isabet eden köşede ve Cem Duna'nın yanındaydım…” Oh be! Ne yermiş üstadın oturduğu o mübarek! yer! Wolfowitz’in tarafında, masa başında, Cem Duna’nın yanında…
Bakın, buraya kadar size bir şey hatırlatmıyorsa, açıklamalar bir çıkış yolu olarak yeterli gelmiyorsa endişelenmeyin, üstad “sizin gibilerini” de düşünmüş:
Hadi size bir ayrıntı daha: “Benim tam çapraz karşı köşemde Cem Boyner oturmuştu.”
Hayır hayır! Üzülmenize gerek yok. Anlamamak diye bir şeyi aklınızdan bile geçirmeyin, üstad bunun da üstadı olduğu için sizlere detaylı bilgiler vererek anlatmaya devam ediyor.  Mesela şu manzarayı tahayyül edebilir miydiniz?
“Bahçede Kemal Derviş'le M. Ali Bayar'ı sohbet ederken izleyen Cem Boyner'in ağzından, 'İşte Türkiye'nin güzel fotoğrafı böyle olur’…' sözü çıkıvermiş.
Siz anlamadınız değil mi? Yemekteki şarap ufuk açmış kardeşim.
Üstad çıkış yolu için bir parti kurdurtma üzerinde çalışmış. Kendileri için “büyük ve önemli dersler” çıkarılacak YDH gibi.
Üstad o, açık sözlü, çıkış yolu için gönlünden geçirdiği parti kadrosunu da ihmal etmiyor:
“Hüsamettin Özkan'a çok yakın bir kaynak bu isimleri şöyle sıralıyor: 'Sami Selçuk, İbrahim Tatlıses, Nasuh Mahruki, Fatih Terim, Sezen Aksu, Hüsamettin Kavi, Kemal Köprülü, Can Paker, Meral Gezgin Eriş, Fazıl Say, Alev Alatlı, Tuluyhan Uğurlu...”
Ecevit’in yetimi nereden bilsin kadroyu?
Üstad eksiklikleri fark ediyor ve onu da çözüyor:
Bence önemli 'eksik'ler var. Madem, 'merkez' ile 'siyasi milli takım' artık 'bir kısım medya'da eş anlamlı kullanılıyor ve madem ki bu isimler telaffuz ediliyor, Şenol Güneş ve Gülben Ergen'i bir yana bırakamazsınız. Bunlar, birden benim aklıma gelenler. Kim bilir, daha ne isimlerin akla gelmesi mümkün...”
Şimdi benim gibi siz de “o gün üstadı dinlemediğimiz için ömrümüzün sonuna kadar pişmanız!” dediğinizi duyar gibiyim. Şaka bir yana;
Ne kadar komik değil mi, ne kadar trajikomik?
Hadi son olarak bilgileri güncelleyelim ve bir liste sunarak Çandar Paşamızın gaflet anına denk gelen Paralel ihmalin dayanılmaz hafifliğini giderelim. Ne de olsa aradan çok vakit geçti.
Şimdi bu listeden Sezen Aksu, İ. Tatlıses, F. Terim, Alev Alatlı’yı çıkarın ve Ekrem Dumanlı, Torinolu Şaban, pardon Hakan, Levent Kırca, Mümtaz’er Türköne ile Tacizci Selçuk ile Nazlı Ilıcak’ı da Aydın Doğan’a bandırıp Fazıl Say ile Kemal Derviş’in yanına monte edin ki mükemmelciliğe karşı olan bendeniz mükemmel bir liste çıkarmış olayım. Artık Bedri Baykam, Can Dündar, Ayşegül, Fatmagül, Behlül de milletvekillikleri için çalışsınlar.
Partinin adı mı dediniz?
Hadsizlik yapmak istemem, ama bu partinin adı PİŞÇPAR olmalı.
Neden mi PİŞÇPAR olmalı dediniz? Pensilvanya’nın “P”si, İhanet’in “İ”si, Şeyin “Ş”si, Çandaroğullarının “Ç”si…
Uydu uydu…
ahmetay_