• 10.06.2015 00:00
  • (2337)

 Gerginliklerle, boş vaatlerle anılacak bir kampanyadan sonra sonu koalisyon ile nihayetlenen bir seçimi geride bıraktık. Gönülden geçen ile milletin tercihleri her zaman aynı olmuyor.

Mademki seçmenin tercihi bu yönde, o zaman sonuca herkes saygı duymalıdır. Gerçi milletin kendisi sebep olduğu bu sonuçtan dolayı bir tedirginlik yaşıyor. Seçim günü ve sonrasındaki 2 gün Diyarbakır, Malatya ve İstanbul’a seri ziyaretlerim oldu. Burada konuştuğum insanlar “bu nasıl bir sonuç” diyerek şaşkınlığını dile getiriyordu.

Öncelikle seçim sürecinden çok önceleri başlayan gerginlik ve sert üslup artık yerini sükûnete, yapıcı üsluba bırakmalı. Sıkılı yumruklar tokalaşmaya hazır olmalı ki ülkenin bekleyen binbir sorunu ile ilgili çözümler üretebilelim.

Burada hemen şu hususu belirtmem de yarar var;

Parlamentarist sistem iflas etmiştir. Türkiye yeniden mal bulmuş Mağribî anlayışıyla koalisyonların yanlışlıklarından dolayı bütün kazanımlarını heba edecek bir ülke olmamalıdır. Bunu hak ettiğimize inanmıyorum. Şimdi acil olarak bekleyen Çözüm Süreci var. Bütün partiler bu konuyu kendi parti siyasetinin üstünde tutmalıdır. Bu ülkede bir daha kanın akmaması için süreç devam etmeli ve süreç sağlıklı sonuca erdirilmelidir.

Bu konuda HDP de MHP de yapıcı bir dil geliştirmelidir. İki parti de bu konuda hassasiyet göstermeli, ileride telafisi imkânsız sona yol açmamalıdır.

Kanaatimce Çözüm Süreci artık daha sağlıklı yürüyebilir. Çünkü Çözüm Sürecine defans uygulayan, başta ulusalcılar olmak üzere karşı olan kesim bu seçimde Çözüm Sürecinin paydaşı olan HDP’yi destekledi. Bu kesimlerin artık sorunu “ihanet ve bölünüyoruz” gibi saçmalıklarla sabote etmelerinin gerekçesi kalmadı.

MHP geçmiş dönemlerdeki gibi davranamaz, sorumluluğu on kat artmıştır MHP'nin. Yeniden kanın akmasına izin vermemesi sorumluluğunun gereğidir. Ekonomi ayrı bir dert, MHP kriz süreçlerini tanıyan bir partidir ve enflasyonun, devalüasyonun kapımızı çalması felaket getirecektir. Bu sebeple MHP ülke menfaatlerinin gereğini yerine getirmek zorundadır.

Aynı şekilde “ödünç oylar”la olsa da HDP de MHP gibi ciddi başarı kazanarak meclise girmiş oldu. HDP bir Türkiye partisi olma söylemi ile seçim kampanyasını sürdürdü. İşte bu gün Türkiye partisi olduğunun sorumluluğunu yerine getirme günüdür.

Toplumda meydana gelen kutuplaşmaya yine siyasi partilerin demokratik kültür içinde yapıcı davranışlar sergileyerek son vermeleri ile mümkündür.

Seçimden Ak Parti birinci parti olarak çıktı, ama Ak Parti gerekli iç muhasebesini yapacaktır. Elbette Ak Parti’nin de hataları oldu. İsterlerse bizler de kendileriyle fikirlerimizi paylaşabiliriz. Ve kanaatim odur ki Ak Parti bir sonraki seçimde yeni bir rüzgâr estirecektir. Yeter ki bu sonuçları doğru okuyup doğru kararlar alabilsin. Ak Parti ülkeye, mazlum coğrafyaya lazım. Başka partiye % 40, %30 verseniz öper başına koyar. Daha kuşatıcı, daha yapıcı ve daha mülayim söylemle yeniden iktidar olması yakındır.

Şimdi partiler bir an önce olumlu olumsuz şokları atlatıp ülkeyi yönetme sorumluluğunun gereği olarak hükümet kurma çalışmaları için hesaplarını yapmalılar. Kutlama da yas da biter, burada sorumluluklarının müdriki siyasiler millet ve memleket sevdasına yoğunlaşmalıdır.

Kimsenin "bensiz hükümet kurulamaz" deme lüksü olmadığı gibi hiçbir parti "bana ne" deme hakkına da sahip değildir. Ama doğrusu çok zor bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci zor kılan en önemli konu bölgenin geçmekte olduğu 1900'lü yılların başındaki gibi 'paylaşım kavgası' ve Çözüm Sürecidir.

Burada Kürtlere büyük iş düşüyor. Tarihin Kürtlerin omuzlarına bıraktığı yükü müdrik Kürtler yeni bir anayasa için uzlaşma yolunu zorlamalıdır.

Anlaşılan o ki yakında bir erken genel seçim olacaktır. Ama bu seçim sistemi ile yine benzer bir tablo ile karşılaşabiliriz. Seçim sonuçlarının ortaya koyduğu tablo seçim sistemimizin ne kadar berbat olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla partilerin ilk işlerinden biri de bu seçim sistemini acilen değiştirmek olmalıdır.

Burada Ak parti için söylenecek çok söz var. Öncelikle şunu söylemek istiyorum:

Ak Partinin hükümeti kurma mecburiyeti yoktur. Bal gibi ana muhalefet hatta tek muhalefet görevini üstlenebilir Ak Parti. Ama eğer Ak Parti hükümeti kuracak ise önceliği partneri olacak parti/lerle yeni anayasa konusunda mutabakatı olmalıdır. Bu anayasa ile ve bu seçim sistemi ile Türkiye boğuşmak zorunda değil. Anayasayı değiştirmek yeni hükümetin en önemli önceliği olmalıdır. Ak Parti 2011 seçimlerinden sonra yeni anayasa hazırlıklarına başladı. Ama anlaşılmaz sebeple bütün partilerin üç üye ile yeni anayasayı hazırlayacak komisyonda yer almasını önerdi. Bunu da “eşitlik” olsun diye istedi.

Sonuç büyük bir hayal kırıklığı. Şimdi geçmişten çıkarılacak derslerle yeni bir anayasa, yeni bir seçim sistemi çıkaralım ve yeni bir seçimin kaçınılmaz olduğunu da unutmayalım.