• 10.07.2015 00:00
  • (2447)

 Bundan önceki bölümlerde bölgede yaşanan olumsuzluklara değinmiş ve Ak Partili yetkililerin durumun bu kerteye gelmemesi için ciddi bir çaba göstermediklerini yazmıştık.

Şimdi Ak Partinin bölgede bu oranda oy almasının sebeplerini başlıklarla anlatabiliriz. Ama önce yazı dizisi başlığımızın çok da doğruyu yansıtmadığını itiraf etmeliyiz. Çünkü Kürtler Ak Partiye oy verdi, bütün yazdığımız ve yazacağımız olumsuzluklara rağmen oy verdi. Lakin belirttiğimiz sebeplerden dolayı Kürtler Ak Partiye bu seçimlerde beklenenin çok altında oy verdi.

Yerel Nedenler ve Adaylar:

Yerel de görev yapan bürokrasi bölgenin ağırlığını, hissiyatını, örf ve âdetini dikkate almayan bürokratlardan seçildi. Kimi kurumlara nitelikli, dürüst bölge insanı yerine hala anlamadığımız sebeplerden dolayı 28 Şubat döneminde kurumunda dindar avına çıkan bürokratlardan atandı. Defalarca ilgililere söylenmesine rağmen bu sıkıntıyla ilgilenen olmadı.  28 Şubat döneminde ben ve 4 arkadaşın gözleri önünde başörtülü ve üstelik memur olmayan yaşlı bir anneyi kurumun salonunda yerde sürükleyerek dışarı atan kişi şu anda bir ilimizde İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde. İlinde başörtülü avına çıkanların önde gideni olan bu şahsın hiçbir niteliğe sahip olmadığı halde yaklaşık bir buçuk yıldır görevde olmasını eğitim camiasına, velilere, başörtüsü mağdurlarına, büyümüş oy kullanacak yaşta olan gençlere anlatamıyoruz. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bu Milli Eğitim Müdürünün görevden alınması için çok uğraşıldı, ama bakanlık ısrarla tutunca tahminlerin ötesinde tepki oluştu. Diyarbakır'da, Batman’da, Van’da, Mardin’de dünya kadar paralelci, dolandırıcı kurum müdürü biliyoruz.

Bölgeye kardeşliğin, hakkaniyetin gereğini bilmeyen bürokratların (sanki seçilerek) gönderilmesi ciddi sıkıntılara yol açtı. Mesela Diyarbakır Valiliği tarafından son 3 yıldır Diyarbakır'ı tanıtım CD'leri hazırlanıyor. Son iki yılda 3 adet CD yapıldı ve çok da güzeldi. Ancak Diyarbakır’ın siyasetçileri izledikleri bu CD'lerde (akıllarına mı gelmedi yoksa umurlarında mı olmadı nedendir bilmem ama) neden burada yaşayan ve komşu ülkelerdeki kardeşlerimizin de istifadesi için bir tek kelime Kürtçe, Zazaca, Arapça yok demedi. En son Nisan ayında Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz bu CD’leri izleyince “bundan sonra bu CD’lerin İngilizcesi dışında Kürtçesi de, Zazacası da, Arapçası da olmalı ki hem bölge insanı hem de komşu ülkelerdeki kardeşlerimiz de Kadim Kenti tanısın” talimatını verdi de olan olmuştu. Çünkü HDP’liler bu CD’lerle ev ev dolaşıp “işte şehriniz tanıtılıyor, bir kelime Zazaca, Kürtçe var mı” diye propaganda yapıyorlardı. Bürokrasinin diğer kesimlerini de bu iki örnekle kıyaslayabiliriz.

Adaylar:

Adaylarla ilgili bölgenin, teşkilatların gerçek manada nabzı alınmadı. Aday adayı olduğu Şehre yıllardır uğramayan, ama teamül yoklamasında ilk sıralarda çıkan adaylarla ilgili Genel Merkez “bu nasıl oldu? Tanımadığınız aday ne yaptı da bu kadar yüksek oy aldı?” diye sormadı. Tabi, bu ilişkilerden Ak Partililerin midesi bulandı ve “nasıl olsa biz yok sayılıyoruz, ne olacaksa olsun” dediler. Bir bu mu?
13 yıl boyunca Ak Partiye hakaret eden, Parti liderine en aşağılık küfürler eden insanlar bölgenin pek çok ilinde aday gösterildiler. Bölge insanı “Ak Partide il başkanı, belediye başkanı ve milletvekili olmak için önce parti ve parti önderlerine hakaretlerde bulunup Ak partinin sizi fark etmesini sağlamak gerek” diyordu. Bunu durup dururken söylemiyordu millet, 2007 ve sonrası seçimlerde il başkanı, belediye başkanı ve milletvekili olanların çoğu yıllarca Tayyip Erdoğan’a ağır hakaretlerde bulunmuş ve önceki seçimlerde var güçleriyle Ak Parti aleyhinde çalışmış insanlardı.

Bir ilde şöyle bir olay nakledildi. 2014’ün Mahalli seçimlerinde Ak Partiyi davasının partisi gören bir STK başkanı ile Ak Parti ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sürekli ağır hakaretlerde bulunan bir muhalif tartışıyorlar. Bu tartışmada da muhalif şahıs Sayın Erdoğan'a çok ağır küfürler edince STK başkanı bu kişiyi tersliyor. Sonra bu muhalif küfürler eşliğinde Stk Başkanı'na yumruklar sallıyor. Ak Parti, kendi taraftarı olan STK başkanına yumruk sallayıp Sayın Erdoğan'a ağır hakaretler eden bu kişiyi o ilde seçilebilir bir sıradan milletvekili adayı yapıyor. Şimdi o ilde yaşayan ve bu olayı duyan Ak Partililerin üstelik bunca algı da varken ne yapmalarını beklersiniz?

Açıkça söylüyorum, ben aday olsaydım durum değişmezdi, lakin çok değerli bir âlimin ifadesiyle “Diyarbakır listesindeki 8 aday yerine Ulu Camii cemaatinden rast gele 8 kişi aday gösterilmiş olsaydı tablo böyle olmazdı” tespitine aynen katıldığımı belirtmek isterim.

Güvenlik:

Bölge 2007 seçimlerinden itibaren, yani DTP’nin bağımsız adaylarla seçime girdiği yıldan itibaren PKK’nın baskısı altında oy kullanmaktadır. Bu baskı bugün başlamış bir iş değil. Tamam, Çözüm Süreci ile PKK manevra alanını genişletti ve daha çok köye ulaşma fırsatı buldu. Bu süre içinde ciddiye alınabilecek hiçbir önlem alınmayınca taşra insanında bölge PKK-KCK-HDP’ye bırakıldı algısı tam oturdu.
PKK her gün gündüz ve gece istediği köye gider propagandasını yapıyor. Bunun içinde köylüyü tehdit de var, ikna çabaları da var. Köylü de geçmişte yaşadıkları tecrübeden de hareketle “ikna” olur.

Ama asıl korku ve endişeyi kentlerde oturan Ak Parti il Başkanlarının, milletvekili ve milletvekili adaylarının "güvenliğimiz yoktur" ya da "sandıkların güvenliği sağlanmalıdır" acziyeti yaydı. Şehirlerde yaşayan siyasetçilerden bu tür beyanatı duyan vatandaş "koskoca milletvekili de PKK tehdidi var diyor, peki, seçim bittikten sonra benim güvenliğim ne olacak" tedirginliği ile oyunu nasıl kullanabilir? Ak Partililer bu tür açıklamalarıyla tehdit ve korkunun bütün taşraya yayılmasını sağladı. Bunun üzerine parmakla sayılacak kadar az müşahit dışında sandıklar terk edildi. Şuyu’u vuku’undan beterdi.  Paralelcilerle HDP sandıkları istedikleri gibi yönetti.

Yalnız sonuçların nedenlerini bütünüyle “baskı vardı”ya indirgerseniz Batı illerinde HDP’ye çıkan oyu değerlendirmeniz zorlaşacaktır.

Kobani Süreci,

Kobani sürecinde öldürülen 52 kişiden söz edildi, ama kim öldürdü, katiller kim? Özellikle Diyarbakır, Batman, Van ve Bingöl’de görüştüğümüz Zazalar, Kürtler ısrarla sordu: "52 kişi neden öldürüldü? Devlet neredeydi? Hadi oldu diyelim, öldürenlerle ilgili ne yapıldı?" Cevaben ben de bilmiyorum dedim. Bunu duyan bir tek yetkili çıkmadı. Kürtler de baktılar ki PKK bölgenin güçlü diğer aktörlerinden Hizbullah-HudaPar üyelerine saldırılar düzenliyor, Cizre gibi ilçelerde HüdaPar’lılar günlerce muhasara altına alınıyor, Karlıova’da 28 kurşunla adam öldürüyor ve devleti de PAUS durumunda, bunu gören Kürtlerin her birinde ayrı ayrı Zaloğlu Rüstem’in yüreği olsa dayanmaz.
Çünkü PKK HüdaParlılar üzerinden bölgedeki diğer dindar camiaya da mesaj veriyordu. Biz her defasında HüdaParlılara gider sükûnet tavsiyesinde bulunurduk, Allah var onlar da bizleri hiç kırmadı ve “bakın, onlar durmayacak, ama biz fitne hortlamasın diye sineye çekiyoruz” diyorlardı.

Bu mesajı İslami camia aldı, köylü amcalar aldı, ama ne yazık ki devlet duymadı bile.

TEŞKİLATLARDAN KAYNAKLANAN SORUNLAR:

Güvenlik başlığında HDP’nin baskı ve korku yayarak oy aldıklarını yazmıştık. Evet, ama HDP’nin asıl baskısı şehirde ve taşrada mahalle mahalle, sokak sokak belirledikleri aktif, ağzı laf yapan elemanlarından oluşan temsilcilikleri üzerinden oluyordu. Gittikleri her yerde meramlarını, ideolojilerini, seçimle ilgili yapılması gerekenleri 5 bin sözcükten oluşan konuşmalarla ve saatlerce anlatabilecek yeteneğe sahiptiler. Bundan sonra Ak Partililer zaten sınırlı olan gidebilecekleri yerlerde ürkek ses ve küçüüüüücük harflerle “vallahi billâhi biz çok iyiyiz, biz sizi seviyoruz, başbakanımız çok iyidir, size selamlarını getirdik” demekten öte bir şey söyleyemediler. Hangi teşkilat, hangi üye, hangi donanımıyla gidip kendini ifade edebilsin? Sadece bir, iki il değil, bölgenin tümü böyle.

Bölgede Ak Parti teşkilatları istisnalar hariç organize çalışamadı. Refah Partisi döneminde olduğu gibi alan markajı, ev markajı yapılmadı. Alan hâkimiyeti tamamen HDP’deydi. Bakanların gezileri ise protokol kalabalığından dolayı ilçelerdeki 30-40 kişilik teşkilat mensubunun katılımı ile esnafı ayaküstü ziyaretten öteye gidemiyordu, gidemezdi de. Çünkü hiçbir bakanın köy köy, mahalle mahalle ev ev dolaşıp oy isteyecek hali yok zamanı da yok.

Sandıklarda Ak Partili görevliler ya hiç yoktu, ya da sandık başında kısa bir süre kaldıktan sonra evhamına yenilip sandığı terk ettiler. Gerisi HDP’lilerin keyfine kalmıştı.

Ak Parti Diyarbakır'da 147 bin partili üyeye sahip. Ak Partinin Diyarbakır'da aldığı oy 114 bin. Sadece üyeleri Ak Partiye oy vermiş sayılsa 33 bin oy nerede?

Mardin’den Seyyit Hamid amca “Ak Parti Batı'da bildiğimiz Ak Parti iken bölgede AKP'leşti. Bölge Teşkilatlarına atanan il Başkanlarından, il Başkanlarının oluşturdukları yönetimlerden, ilçe başkan ve yönetimlerine varana dek Ak Partiye dava bilinciyle bağlı olanlar uzak tutuldu, AKP’li de gidip çalışmadı” derken bir gerçeği ifade ediyordu.

Konuya Van ve Diyarbakır’dan kanaat önderlerinin şu tespiti ile devam edelim:

“Seçimleri il teşkilatı kazanamaz, il ile senkronize olan, olaya dava gözüyle bakan ilçe teşkilatları ile birlikte kazanabilir. İl ve ilçe teşkilatlarına öncelikle hizmeti dava bilinciyle üstlenenlerin getirilmesi gerekirken ne kadar hovarda, faizci, tacizci varsa teşkilatlara yerleştirildi. Nerede eski bir DSP'li, ANAP'lı, DYP'li varsa partiye yerleştirildi. Elbette ki Ak Parti kuşatıcı olmalıdır. Bunun partiye katkısı elbette ki vardır. Lakin bölge 'tekin' bir bölge değil; bunlar yolsuzlukla anılıyorlar ise, bunların halk nezdinde itibarları bitmiş ise, bunların yakınları yıllardır HDP için çalışıyor ise ve üstelik bunların donanımları da yok ise parti kaybederdi, kaybetti.” Görünen o ki bu “AKP'li” insanların dava adamlarına tercih edilmeleri tabanda kabul görmedi.

Hükümetten Kaynaklı Nedenler:

Ak Parti bir dava partisidir. Dolayısıyla idealleri olan, bu ideallere uygun siyasi davranış sergilemesi gereken bir partidir. Bakanların (el an bakan olanını kast ediyorum) yakınları yolsuzluktan dolayı gözaltına alınıp tutuklanmış ise, sonra Paralel Yapıya Mensup imamlarla oturulup anlaşmaya varıldıktan sonra serbest kalmış ise halkın nezdinde bakan ve yakını temizlenmiş sayılmıyor.
Anlaşılan bu konu ile ilgili en az bir yazı daha gerekti, biz de bazı başlıklara kısaca değinip kalan kısmı başka bir yazıya bırakalım:
Mitinglerde Selahattin Demirtaş’a ana muhalefet lideri payesi verilerek saldırılmamalıydı.
“Zerdüşt” vurgusu yanlıştı, zira Zerdüşt dediğiniz o PKK’lıların anneleri, babaları ve yakınları çok alındılar.
Çözüm Sürecinde son zamanlardaki farklı ses ürküttü,
“Kanaat önderleriyle kayda değer bir iletişim olmadı”
“Çözüm Sürecinde bölgenin dindarları yeteri kadar dikkate alınmadı”
İl başkanları, ilçe başkanlarının tabanla arasındaki iletişimsizliği,
Gençlik teşkilatlarının ideolojik örgütlenme ve heyecandan yoksun oluşu.
Ak Partinin aldığı bu sonuçların diğer parametreleri oldu.
Evet, en az bir yazı daha lazım.