• 5.02.2015 00:00
  • (2815)

 Hıristiyanlıkta çarmıh teolojisinin şiddeti meşrulaştırmada temel rol oynadığı yadsınamaz. Tanrı, “geride kalan insanların maslahatı için” Oğlu’nu çarmıhta hem de acılar içinde öldürüyor ise Hıristiyanlıkta “maslahat için” hangi şiddet usullerine kapı açıldığını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Aslında Hıristiyanlıkta başka hiçbir şiddet çağrısı, çağrışımı olmasa dahi “Oğlunu çarmıha geren bir tanrı inancı” başlı başına şiddeti vazgeçirmenin vazgeçilmezi kılar. İnsanları inançlarından, düşüncelerinden, duruş ve tutumlarından vazgeçirmek için şiddet en mak(b)ul yol ve yöntem olur. Nitekim Hıristiyanlık yayılsın diye diğer inançlara mensup insanlar üzerinde şiddetin her türü ve her dozu uygulanmıştır.

“Bir yanağına tokat vurulduğunda diğer yanağını çevir”diyerek sevgi ve hoşgörü dini olduğunu pazarlayan Hıristiyanların Dini metinleri acaba ne diyor?

Hıristiyanlık gerçekten de bu hoşgörüye sahip mi? İncil/ler bu konuda ne söylüyor bakalım:

“Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil kılıç getirmeye geldim.”[1]Bu, savaş anında sıcağı sıcağına söylense anlaşılır bir durum, ama genel amacı ifade edince artık kimse barıştan söz edemez.

Yine Luka 22: 36-38’de olduğu gibi, “kılıcı olmayan abasını satıp kılıç alsın” barışçıl, hoşgörü amaçlı bir söylem olmasa gerek.

Bizler peygamberlerin ve İsa’nın as sevgi ve hoşgörü sahibi olduklarından kuşku duymuyoruz, ama bizim değil, Hristiyanların makbul gördükleri dini metinlerinin, kutsal kitaplarının ve sözüm ona ‘İsa’ların ne dediğine bakılır.

Sevgi ve barış elçisi İsa AS’a isnat edilen bir kıssada “incir bulamadığı için öfkelenip incir ağacına lanet etmesi, tekmelemesi” nasıl bir hoşgörü olduğunu açıklamak bana düşmez. Biz İsa as için böyle düşünmeyiz. Hiçbir peygamber midesi için masum bir ağaca, hayvana, insana lanet etmez, etmemiştir. Ama kutsal metinleri bizim gibi söylemiyorsa burada suç bizde olmasa gerek. Neticede inanç, düşünce, eylem/amel ve tavırları Kutsal metin belirler.

Bu anlayıştan dolayı olsa gerek Osmanlı halkı için“Biz onları din adamlarıyla kılıçtan geçirmedikçe, hepsini öldürmedikçe kazanmayız” diyen en hümanist bilinen Luther’in bu sözleri şiddetin Hıristiyanlıktaki yerini net olarak ortaya koymaya yeterlidir.

Düşünebiliyor musunuz?

Başka bir dine mensup olanları din adamlarıyla, yani hiçbir insan bırakmayacak şekilde öldürmek adeta bir dinin “yeniden kurucusu” olan Hıristiyan din âlimi Luther’in söylemi oluyor.

“…Düşmanlarının boğazını kesmeli, onları yağmalamalı ve yakmalıdır… Sadece bir ahmak boğazlamanın ve çalmanın Hıristiyanlığa ve sevgi ilkesine uygun olmadığını ileri sürebilir…”[2]diyenler de yine bu dinin alimleri. “Yakmalı, yağmalamalı, boğaz kesmeli…” sonra da adı hoşgörü dini olsun!?!

I. ve II. Dünya Savaşlarına Kiliselerin verdiği destek, Haçlı Savaşlarında Kilisenin rolü çünkü Hıristiyanlıkta Kilise aynı zamanda Tanrının sesi ve “din”in kendisidir. İşte bu kilise (İngiliz Angilikan Kilisesi) I. Dünya Savaşı’nı Tanrı ile Şeytan arası bir savaş görmüşlerdi. Kendilerini Tanrı tarafı, Almanları da şeytan tarafı ilan eden bir Kilise ve bunun adı barışçı dinin barış Kilisesi!?

Haçlı Savaşları sürecinde Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden Haçlılara, Hıristiyan din adamı Pierre I'Ermit şu tavsiyede bulunur:“Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesetlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur”[3]dedikten sonra Haçlılar onun dediğini harfiyen yerine getirdiler.

İncil’e göre de Tanrı, Hıristiyanlığın savunulması için iki kılıç vermişti.[4] Papa’ya göre bu kılıçların her ikisi de Kilise’ye verilmişti.

Din mahkemesi olan ve “bezdirici, baskıcı soruşturma ve sorgulama”anlamına gelen Engizisyonmahkemeleri Hıristiyan din adamları tarafından kurulmuş ve insanı yakarak cezalandırmaya karar veriliyordu.

Din adına yakma cezası.

Bunu sıradan Hıristiyanlar yapsa bu yazıya konu olmazdı, ama Hıristiyanlık adına karar merci’i olanların bu vahşette cezalar vermesi ve bu acımasız cezaların infaz edilmesi Hıristiyanlıktaki şiddetin sınır tanımazlığını göstermesi açısından yeterlidir.

Bunlardan hiçbiri olmasa bile (bize göre hâşâ) Rab oğlunu çarmıha gerip acılar içinde ölmesini istiyor ise bundan daha büyük bir şiddet yoktur. Bu şiddetin iman edilir kutsallığı o dinin mü’minlerine hangi şiddeti uygulatmaz ki?

Papa, “Bir Hıristiyan olarak bir noktayı belirtmem gerekiyor: Evet, doğrudur, tarih boyunca şiddet, Hıristiyan inancı adına da uygulanmıştı. Bunun utanç verici bir şey olduğunu kabul ediyoruz” dese de bugün daha ağır bir şekilde uygulanan Hıristiyan şiddetini onaylamaktan geri durmuyor. Papa deyip geçmemek lazım. Çünkü “Papa Tanrı adına konuşur” inancı Hıristiyanlığın temelidir.

Dikkat ettiyseniz Aztek ve İnka’nın yok edilişini, Hıristiyanî anlayıştaki ayrılıklardan dolayı yüz milyonlarca insanın öldürülmesini, Afganistan ve Irak’ta 5 milyon kadın, bebek, yaşlı insanın 300 günde katledilişini anlatmıyorum; kendi dinlerinin şiddet emrini kendi kaynaklarından aktarmaya çalıştım.

Kimse bu Kutsal metinlerine rağmen “dinimiz sevgi ve barış dinidir” diye bize hikâye anlatmasın.

Barış/selam, adalet ve hakkaniyet taşıyan dinleri getiren pak ve masum Resullerden (hepsine selam olsun) özür diliyorum.



[1]  Luka 12: 51-53 ve Matta 10: 34-35.

[2]  P. F. Wiener, Martin Luther. (Şinasi Gündüz’ün Çevirisi ile)

[3] Funck Brentano, Les Croisades, Paris 1934, s. 24.

[4] Luka, 22: 38