• 15.03.2017 00:00
  • (1945)

 Almanya bugün Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerin patronu konumunda bir ülke. Alman devleti istediği an bu ülkeleri topaç gibi çevirebilir ve kimi konularda bu devletleri öne sürüp asıl istedik ve mesajlarını bu devletler üzerinden söyleyebiliyor.

Bu ülkedemizde 1960 darbesi oldu, başbakanımız, bakanlarımız idam edildi, ama bu Avrupa, “değerlerim” deyip bize dayattığı demokrasinin, “çağdaş hukukun”, insan hakları ve milli irademizin yanında yer almadı.

1971, 1980, 1997 darbe ve muhtıralarında Türkiye'de hem demokrasi, hem insan hakları, hem hukuk ve hürriyetler tank paletleri altında ezilirken bu Avrupa darbecileri kınamayı çok gördü.

Yine bu Avrupa 8 ay kadar önce, 15 Temmuz 2016 akşamı darbe işe işgal teşebbüsünde bulunan FETÖ elemanlarına tek kelimelik olsun laf etmedi. Tam aksine darbeyi püskürten milletimize kin ve nefret duyduklarını her fırsatta gösterdiler. Darbeci FETÖ'cüleri de ülkelerinde besleyip Türkiye aleyhinde kara ve kirli propaganda malzemesi olarak tutuyorlar.

Son aylarda Türkiye ile ilgili tutumlarını yakından incelediğimizde görüyoruz ki bu Avrupa ülkeleri 15 Temmuz'da FETÖ'nün darbe yapmasına imanıyla, yüreğiyle, cesaretiyle mani olan bu millete buı sefer bizzat kendileri saldırmaya başlamıştır.

Hep böyle olur, Batılılar taşeronlarını tek tek üstümüze sürerler, başaramadıklarında taşere ettikleri bütün örgütleri topluca üstümüze salarlar. Nadiren de olsa bu taşeron örgütler Avrupa'daki ağababalarının verdikleri işi başaramadıklarında ise ordu içindeki elemanları eliyle yönetime el koyarak işlerini yoluna sokarlardı.

15 Temmuz akşamı da yukarıda saydığım süreçleri 2013 itibariyle bir bir yaşadık. Örgütlerinin saldırılarını göğsümüzde bertaraf ettiğimizi gören Avrupa, ordu içindeki FETÖ elemanlarına yaptırmak istedikleri darbe de başarısız olunca açıktan, bizzat kendileri saldırıya geçti.

Bunun nedenlerini 4 yıldır yazdıklarımızda bulabilirsiniz. Ancak bu saldırılarının zamanlamasını yazmadan geçemeyiz.

Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti 1923'ten bugüne kadar parlamenter sistemle yönetilmiş, “şeflik” dönemlerini geçersek sadece 2 dönem (1950-1960, 1983-1989+1991) yani 17 yıl güçlü iktidarlar bu ülkede hükümet edebilmiştir. 1960 darbesinden sonra 5 yıl Demirel hükümetleri tek başına kurulsa da darbe ve artçı şoklarının etkisiyle güçlü iktidar olarak kabul görmedi. Nitekim 1971 muhtırası bu hükümet döneminde verildi ve güçsüz Demirel ve biçare kabinesi bir fötr şapkasına sığ(ın)dı. Keza güçlü dediğimiz Turgut Özal dönemi de darbe sonrası Evren'li yıllar olduğu için yine muktedir olmaktan uzaktı.

Bu ahval ile Kasım 2002'ye geldik. Kasım 2002'de yapılan seçimlerde % 34, Temmuz 2007 seçimlerinde % 46, Haziran 2011 seçimlerinde % 49 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde % 49,5 oy alan Ak Parti güçlü iktidar olduğunu ispatlayarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze kadar en güçlü ve en uzun ömürlü hükümeti oldu.

Hem rahmetli Adnan Menderes, hem de rahmetli Özal dönemlerinde iktidarlar yaptıkları hizmetlerle, vatandaşa yaklaşımıyla, yasal ve anayasal değişiklikleriyle o güne kadar ötekileştirilmiş, dışlanmış, hor ve hakir görülmüş Anadolu insanı, yani bütün milletle barışmayı esas almışlardı. Sırf bu yüzden hem içerden hem de dışarıdan bu iki lidere büyük saldırılar olmuştu. Nihayetinde Adnan Menderes idam edilirken, Turgut Özal'ın nasıl öldüğü konusu hala muamma.

2002'den sonra Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki iktidar Türkiye'de sesli ve sessiz devrimler gerçekleştirmeyi başardı. Vesayetleri sona erdirdi, ülkesini dünya faizcilik hatta tefecilik sisteminin kıskacından kurtardı, yasal ve anayasal düzenlemelerle ülkede yaşayan vatandaşların hukukunu gözetti, ülkesinin uluslararası arenada prestijini arttırdı, ekonomisini güçlendirerek “dilenci” konumundan kurtardı Türkiye'yi.

Şimdi ise yüzyılın açıklarını kapatan, gelecek asırlara umutla girmemize yarayan sistem değişikliği için referanduma gidiyorken Avrupa yine tedirgin. Çünkü artık Türkiye'de zayıf hükümet, güçlü vesayet dönemi kapanıyor. Çünkü artık kullanabilecekleri maşaları ülke içinde zemin kaybedecek. Çünkü artık Türkiye dinamiklerini ülke ve milleti için hem de verimli kullanabilecek.

Hollanda'ların neonazizme teslim olmasının başka bir izahı olamaz. Bu Avrupa'da şu anda en rağbet gören parti aşırı sağcı, yani ırkçı, yani faşist, yani nazizimin yeni versiyonu partilerdir. Türkiye'nin yükseliş korkusu Avrupa'yı neonazizme itiyor ise bu Avrupa'nın alarmı demektir.

Anlayacağınız Avrupa Türkiye'ye, referanduma, referandum sonrası güçlü Türkiye'nin doğacağına inanıyor.

Biliyorlar ki durum böyle olunca önceki dönemlerde iktidarların özellikle Batı ülkelerine “YES” teslimiyetini yerle yeksan ediyor, Türkiye ve Erdoğan. Bu şu demek:

Ey Batı, bugüne kadar sadece sizin çıkarlarınızı üstün tutan bir Türkiye vardı, şimdi ise milletinin onur ve haysiyetini üstün tutmak için çabalayan bir Türkiye var demek.

Bu da şu demek:

Türkiye babanızın çiftliği değil, siz kendiniz için ne düşünüyorsanız, biz de kendi milletimiz için onu düşünüyoruz, lakin bizimkisi helalinden demek.

Peki, bunu kim söyledi?

Recep Tayyip Erdoğan,

İşte bu savaş sebebiydi. Ve neonazilerine esir olup savaşı başlattılar, bütün yöntemleri deneyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a saldırıyorlar. Bakınız Sayın Numan Kurtulmuş ne diyor?

''Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset ürettiklerini görüyoruz. Dün ve evvelsi gün Avrupa'da yaşananlar tam da kötülüğün İslam düşmanlığı, Türkiye düşmanlığı, Erdoğan düşmanlığı üzerinden örgütlenmiş şeklidir.”

Sayın Kurtulmuş'a katılıyorum, yoksa bakanlarımıza ambargo koyan bu ülkeler aynı gün terör örgütü mensuplarını HAYIR kampanyası  yapmak üzere ülkelerinde ağırlar mıydı?

Dedik ya, saldırı 140 yıllık serencamın ta kendisidir. Bu saldırıları tanıyoruz, bu saldırıların sebebinin bizi yeniden dizüstü çökmeye zorlamak olduğunu biliyoruz, kullandıkları bütün “oğlan”larını ve taktiklerini tanıyoruz.

Ve biliyoruz ki korktukları gerçeği yakında kabul edecekler;

Yıkamayacaklar, diz çöktüremeyecekler, bölemeyecekler bizi. Aksine kendi sömürgeci, islamofobik, katliamcı iktidarlarının çöküşünü hızlandıracaklar.

Bu millet her şeyin farkında…