• 12.04.2017 00:00
  • (1704)

 HDP'nin İstanbul'da düzenlediği mitingde konuşan Ahmet Türk'ün, “Bu anayasa değişikliğine karşı çıkmak bizim namus meselemizdir.” sözünü duyduğumda bunların Kürtlerin değerlerini nasıl hoyratça kullandıklarını ve kullanırken utanma duygusunu ne kadar erozyona uğrattıklarını görmek doğrusu çok ağırıma gitti.

Kürtlerden, faşist Kenan Evren döneminde halkımıza silah zoruyla kabul ettirdikleri darbe anayasasına sahip çıkmasını istemek akıl ve vicdan kârı değil. Çünkü;

12 Eylül 1980 askeri darbesi ve anayasası hem milletin iradesini ortadan kaldırarak hem de hukuk dışı, insanlık dışı uygulamalarıyla bu ülkede büyük yıkıma yol açtı. Öyle yıkım ki 37 yıldır düzeltemiyoruz.

12 Eylül Faşist Kenan Evren darbesi bu ülkenin bütün hücrelerine acı, zulüm ve keder olarak yansıdı. Ama Kürtler bir başka acı yaşadılar. İdamından, sürgününe, görevden alınmalardan işkencesine, taciz ve tecavüzünden hala cesedinin nerede olduğu bilinmeyen gençlerine varana dek acılar yaşattılar darbeciler. Elbette ki bu acılar bir ülkücünün, bir sosyalistin acısını yok saymamızı gerektirmez, lakin ölümden beter acılar tarihe hep başka türlü yazılmıştır. Burada bir parantez açarak, etnisite üzerinden acıları da konuşmak bana göre değil, ama neyse…

Bu satırların sahibinin de dindar oluşundan dolayı yaşadığı ve ömür boyu unutamayacağı Diyarbakır Zindanları o günkü Kürt gençlerin neler yaşadıklarına şahittir. Geçtiğimiz Ocak Ayının ilk günü rahmet-i rahmana kavuşan muhterem anneme verdiğim sözden dolayı hiçbir yerde anlatmadığım, yazmadığım işkenceleri dindar bir genç olduğum için ve hiçbir örgütle en ufak bir alakam olmadığı halde çektim 12 Eylül darbecilerinden.

Hayır, bugün de işkencelerimi(zi) yazmayacağım, bu işkenceleri merak edenler Abdurrahim Semavi'nin lise öğrencisi iken bizzat yaşadıklarından derlenen Zindanda Çocuk kitabını okusunlar yeter. Lütfen baştan sona okuyun. Çünkü ideolojik takıntı olmadan Sayın Semavi kendi işkencelerinden örnekler vererek ve eminim ki bazı bölümlerini sansürleyerek anlatmış. Sansürleyerek dedim, çünkü hiç kimsenin onuru, vicdanı ve duyguları yaşadıklarını olduğu gibi anlatmaya rıza göstermez.

Ama bir şey var ki gözden kaçırırsak anakronik bir duruma ve dolayısıyla sağlıksız tespite düşebiliriz. Bildiğiniz gibi 12 Eylül faşist darbesinden hemen sonra tutuklamalar başladı. Önceden tespit edilenler, şüphe üzeri alınanlar, keyfi gözaltılar yaşansa da asıl tutuklanmaların yoğunlaştığı, işkencelerin insanlıktan çıktığı dönem 1982 Anayasasının kabul edildiği 7 Kasım 1982'den hemen sonraki dönemdir. O güne kadar tutuklulara uygulanan işkence 7 Kasım'dan sonra vahşiliğin en dibini buluyordu. Çünkü anayasa kabul edilip Batının gözü boyanmış, darbecilerin milletle işi bitmiş, artık gönül rahatlığıyla insanlık dışı işkencelerini uygulayabiliyorlardı. Diyarbakır Zindanlarındaki işkencelerden sonra ayrıca Köpek Jo'ya tekmil vermeler bu tarihten sonraydı.

Demem o ki,

Mevcut anayasanın bir maddesi değişecek ise önce o işkenceleri çekenlerin, onların yakınlarının, onlarla aynı acıyı paylaşanların oyuyla değişmeli.

Ama gerçek böyle mi?               

Maalesef değil. O gün o insanlık dışı işkencelere, küfürlere maruz kalanlar yani Solcular, HDP ve istisanlar hariç Hak-Par çatısı altında siyaset yapanlar bugün HAYIR kampanyasını sürdürüyorlar. Bu kesimin anayasa değişikliği konusunda o günün işkencecileri ile CHP ile FETÖ ile DAEŞ ile HAYIR'da buluşmaları ironiktir, acıdır. Bu hatanın sonraki nesillere bir açıklaması da yoktur olamaz da.

Darbe anayasasından ne hayır gördüler ki değişmesine hayır diyorlar? Peki, değişiklikle yürürlüğe girecek 18 maddeden hangisi Kürtlerin aleyhine bir muhtevaya sahip?

Kürtlere bu değişikliğe hayır demeyi tavsiye edenler, işi “namus” meselesi olarak söylemleştirenler 12 Eylül anayasasının korunmasını “namus” kavramının neresine sığdırıyorlar?

Kenen Evren bize çok mu namuslu davrandı ki onun darbe anayasasına “namus” edasıyla sahip çıkıyoruz?

Oysa bu anayasaya hayır deyip değişecek maddelere evet demek için bütün siyasi mülahazalar bir tarafa bırakılmalıydı. Olumsuzluklar var mı var, eksik var mı var, lakin hiçbir eksik ve sıkıntı darbe anayasasına evet demeye gerekçe olamaz.

Sadece Ak Parti, sadece Recep Tayyip Erdoğan EVET diyor diye 16 Nisan'daki referandumda HAYIR demek, onur ve haysiyetimizi köpek JO'nun salyasıyla kirleten 12 Eylül darbecilerinin bu millete dayattığı anayasaya EVET demek olduğunu çok iyi Kürtler biliyor.

Kürtler de bütün vesayetlerden kurtulmak için yüzyıl sonra göreceği bu tarihi fırsatı kaçırmayacak ferasete sahiptir.