• 20.05.2017 00:00
  • (1745)

 Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2002'den bugünlere, Türkiye'de gerçekleştirdiği değişim ve dönüşümü başarmak için hayati tehlike dâhil pek çok badireyi atlattı. Tabiri caizse her safhada devletin dönüşümüne takoz olsunlar diye kurulan ve buralara yerleştirilen “görevliler” Erdoğan'ın hamlelerine karşı hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle engel olmaya çalıştılar.

367 garabetini, üstelik bu devletin başsavcısı olmuş bir savcının marifetiyle ortaya atılan 367 başka türlü izah edemeyiz. Bu tutmayınca 27 Nisan e-muhtırası ile milletin iradesinin tecelli makamı olan TBMM çatısı altında hukukun üstünlüğü ilkesi mucibince yürüyen cumhurbaşkanlığı seçimleri sabote edilmesi başka türlü izah edilemez.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, ister Norveç, ister Kanada olsun ya da Uganda, Nikaraguay olsun internet sayfalarından alınan “belgeler'le parti kapatılamazken, bu milletin teveccühüne mazhar olmuş iktidar partisi kese kâğıdından başka bir işe yaramayan adına belge dedikleri kâğıt yığınıyla kapatılmak istendi.

Çok önceleri yazmıştım;

Kuruluşundan sonra Türkiye'yi “Türkiyelilere” bırakmaya niyeti olmayan dönemin emperyalistleri devletin çarkını kendilerine hizmet edecek şekilde dizayn etmişlerdi. Kim iktidara gelirse gelsin çarkın dönüşü değiştirilemezdi. Gelenler ya çarka uyar, ya da çarkın dişleri arasında ezilirlerdi.

Menderes, Özal, Erbakan bu çarka çomak sokmaya başladılar. Kimisini darağacına gönderdiler, kimisini de iktidardan ettiler, partisini kapattılar, siyaseten yasaklı hale getirdiler. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise bütün bu tehlikelerle karşılaştı, lakin Allah'ın takdiri ile milletin gayreti bu tür kirli hesapları bozdu. Bozulan hesaplar milletin hesabının geçerli olmasına yaradı. Milletin hesabı ile millete hizmet derdiyle yola çıkanların gayretleri birleşince yerli ve milli politikalar, çözümler bulunur. Türkiye tam da bu noktada bulunuyor.

Bu Türkiye artık sözünü eveleyip gevelemeden söyleyebilen birkaç ülkeden biri oldu. Tam bağımsızlık böyle bir şey.

Hesaplarımızı yaparken eski Türkiye'de olduğu gibi NATO'nun hakkımızdaki kararını beklemeden hem dinamiklerimizi, hem potansiyellerimizi, hem nüfuzumuzu hemi de gerçekliği gözönünden bulunduruyoruz. Cumhurbaşkanımızın son Amerika ziyareti bunun örnekleriyle dolu.

Türkiye bilhassa bölgesinde yaşanacak yeni kaos düzenini kendi haline bırakmıyor, çünkü bu coğrafyada kaos istemiyor. Bölgenin kaosu demek yüzyıl daha savaş, kan, yıkım demek. Türkiye bölgesel barışın yanında küresel barış için de sözü olan bir ülke. İşte sorun da burada, “söz” sahibi bir Türkiye tutulamaz noktaya ulaşırsa kimi güçler hem nüfuz alanlarını kaybedecek hem de territoric alanını.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ı istemeyen güçler Erdoğan'a karşı içerde giriştikleri bütün mücadeleleri hatta savaşları kaybettiler. İçerde yaşanan bu mücadele Erdoğan'ı istemeyen güçlerin yenilgisi ile sonuçlandı lakin hepimiz şu veya bu şekilde yara almaktan kurtulamadık.

İçerdeki elemanların yenilmesi demek, artık bu elemanları üstümüze salan güçlerin bizatihi saldırıya geçmesi demekti. Onun için bir dış saldırı tehdidine hazırlıklı olmalıyız.

Ama öncelikle yarın yapılacak olan Ak Parti olağanüstü kongresinde Parti Genel Başkanı da olacak olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın yapacağı konuşmanın çizeceği yol haritası büyük ehemmiyet taşıyor. Bunun bilinci ile hareket edildiğini duymak güzel yarınlar adına sevindirici.

Ak Parti II. olağanüstü kongresini Türkiye için yeni başlangıç yapacağının sorumluluğu ile gerçekleştirmelidir. MKYK, MYK, Grup Başkan vekillikleri buna göre belirlenmelidir. Sayın Erdoğan'ın mücadelesini YENİ, TAM BAĞIMSIZ ve HERKESİN TÜRKİYE'Sİ olarak taçlandırmanın zamanıdır.

Milletin beklentilerini en iyi karşılayan Ak Parti özellikle bu kongrelerde, aday belirleme, il başkanları atamalarında millete fazlasıyla hayal kırıklıkları da yaşattı. Elbette herkesin memnun olmasını sağlayacak tercihler ve mekanizmalar yoktur, lakin su götürmez hataları da tekrarın bir anlamı yoktur.