• 24.05.2017 00:00
  • (1737)

 Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden Ak Parti Genel Başkanı olması ile ilgili değerlendirmelerin büyük bir kısmının sığ ve yetersiz olduğunu görünce üzülüyorum.

Olay “partisinin başına dönme” ya da “partili cumhurbaşkanı” gibi sığ, yaşanan ve yaşanacaklarla mukayese edildiğinde nokta kadar yer işgal etmeyecek nitelik(sizlik)teki bu yorum ve yaklaşımlarla anlaşılamaz.

Bir anayasa maddesi değiştirilip partili cumhurbaşkanlığına geçilmedi, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar gelen parlamenter sistem lağvedilip onun yerine Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemine (Başkanlık) geçildi. Bu sebeple Sayın Erdoğan'ın partili cumhurbaşkanı olmasını bu sistem değişikliği ile beraber ele almak lazım.

Bu sistem değişikliği ortaya yeni bir konsept çıkardı. Hükümet etmek isteyen Başkan milleti esas alıp milletin değerlerini taşımalı, yetmez, ülkeyi daha iyi seviyelere taşıyacak politikalara, plan ve projelere, vizyon ve basirete sahip olmak zorundadır.

Kaç yazıdır tekrarlıyorum, dünya yeni bir sisteme doğru gidiyor. Azgınlığın hüküm süreceği bu sistemde pek çok devlet parçalanacak, yıkılacak, paylaşılacak. Türkiye'yi de en azından parçalamak için entrika kuranlar gizli konumlarını aşikâra çevirdiler. Yaşamakta olduğumuz süreçte ise Türkiye yarın, öbür gün parlamenter sistemin karakteri olan koalisyon, yani güçsüz ve muktedir olamayan siyasi irade ile yol alamazdı, ayakta kalamazdı.

Bu süreçte milletin devlete de, siyasi idare ve iradeye de hâkim olmasının dışında bir yol yoktu. Bazılarının “iyi mi oldu?” dediğine bakmayın, siyaseten de iyi oldu, yargı alanında da iyi oldu, yönetimle ilgili tecrübeler ise ortada.

Bize sanayi alt yapısını çok gören müttefikler “NATO ülkelerinin domates, biber, hıyar gibi tarımsal ihtiyaçlarını karşılama” işini layık görmüşlerdi. Sadece 300 milyon dolar krediyi bu yüzden Türkiye'ye vermeyen Amerika ve müttefik devletler, şimdi hükûmet sistemi ile hangi kazanımları elde edeceğimizi, bu kazanımlar sayesinde ekonomide, dış politikamızda, savunma sanayisinde dışa bağımlılığı bitireceğimizi gördükleri için hırçınlaşıyorlar.

“Erdoğan'dan sonra ne olacak?” diyenlere cevabımız, Türkiye ve dünya bütün sistemleri denedikten sonra, “Vay! nasıl da görmedik, bakın parlamenter sistem sair bütün sistemlerden daha iyiyimiş.” demedi. Devletlerin büyük bir kısmı bu sistemi kucağında buldu, Türkiye de. Bu yüzden parlamenter sistemin ardı sıra karalar bağlamanın manası da gereği de yoktur. Tam aksine bize kazandırdıkları Başkanlık sistemi için basiret sahibi millete minnettar olmalıyız. Şimdi ilgililere düşen bu süreci sağlıklı ve hızlı şekilde işletmek, devlette sistemin yerli yerine oturmasını sağlamaktır. Böylelikle yeni reflekslerle devlet aygıtının seri, dinamik, çözüm üreten kabiliyetlerle çalışması mümkün olacaktır.

Ardından;

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın karizmatik liderliği sayesinde hem 2019-2023 hedeflerine kavuşmuş olacağız, hem de devletin dönüşümünü tamamlamasını sağlayacağız. Türkiye'nin dünya devletleri ile yarışabilecek sistemini kurması, devleti devlet kılan aygıtlarının senkronize çalışması, tarihinden, taşıdığı değerlerden tevarüs eden azametine yeniden kavuşması için bu dönüşümü bir an önce tamamlaması gerekir. Sistem bütün unsurlarıyla ve tam kapasite ile çalışınca 10 yılda almamız gereken mesafeyi bir yılda alabileceğimizi göreceğiz.

Erdoğan sonrasını merak edenler bilmelidirler ki sistem oturduktan sonra Başkan Demirel de olsa, Ahmet Necdet Sezer de olsa bu ülkeye ve millete zarar veremezler. Ama dediğim gibi, geçiş sürecinde direksiyonda Sayın Erdoğan'ın olması şarttır.

Neden mi?

Dünyanın bütün çirkin yüzleri bu coğrafyaya çullanmış, Hazar Havzası, Ortadoğu enerji güzergâhı, bölgenin ileride enerji kadar ihtiyaç hissedeceği su kaynakları, tarıma elverişli topraklar gibi yeni savaşların sebebi sayılan zenginlikler için mevzi kazanmaya çalışırken hantal, güçsüz, sorun çözeceğine sorun üreten sistem, ancak güçlü iradeye, kararlı duruşa, geleceği okuyan ve buna uygun politika üretme kabiliyetine sahip Erdoğan ile dönüşebilir.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan'la gerçekleştireceğimiz reformlarla Yeni Türkiye'nin yeni sisteme geçmesi ve 2023 sonrası 2053-2071 hedeflerine emin ve kararlı adımlarla yürümesi bölge ve dünya için umuttur.