• 28.05.2017 00:00
  • (1771)

 Amerika'nın izlediği dış politika küresel hegemonik hedefler içeriyor. Bunun gerçekleşmesi için ABD'nin son yıllarda kurduğu ilişkiler, ortaya koyduğu açık ve gizli planlar ve kural tanımazlığı gün gibi ortada.

DEAŞ bahanesi ABD'nin bölgemizdeki bütün planlarını pervasızca uygulamaya yetti. Bilinen o ki sözde terör ile mücadele edeceğini söyleyen Amerika nerede bir terör hadisesi yaşanıyorsa peşinen zan altında kalıyor. Zan altında demem Amerika bu işin içinde değil, boşuna günahını alıyoruz anlamına gelmemeli. Tam aksine Amerika uyguladığı strateji ile kendi kendisini ele veriyor. Bu, El Kaide ya da DEAŞ ile bilinen  ilişkisinden ibaret değil, dünyadaki diğer terör örgütlerinin bir şekilde Amerika ile ilişkisi kabul görüyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz, bizim kadar açık söylemese de İngiltere'den Fransa'ya kadar batı ülkeleri de ülkelerinde meydana gelen terör olaylarında Amerika bu işin neresinde diye araştırıyor.

En son İngiltere'nin Manchester kentinde meydana gelen terör saldırısı yüzünden İngiliz İstihbaratı MI5 ile Amerika istihbaratı CIA birbirine girdi. İngiliz istihbarat yetkilileri CIA tarafından kendilerine verilen istihbaratın saldırının gerçekleştiği yer olmadığını belirtti. Hatta bu yüzden MI5, “bundan böyle ABD ile istihbarat paylaşımı yapmayacaklarını” da duyurdu.

Hatırlarsınız, daha önce Brüksel'deki patlamanın İngiliz istihbaratı işi olduğunu söyleyenler olmuştu. Şimdi de İngiltere'deki patlamanın detayları CIA tarafından bilindiği halde CIA saldırganların hedefindeki yeri yanlış bildirmiş diye Amerika'nın olayla ilişkisi konuşuluyor.

Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

Fransız araştırmacı M. Lefebvre, Amerikan Dış Politikasını ‘Mesihçilik' olarak tanımlıyor. Mesihçilik'e dayalı dış politikayı en bariz şekilde W. Bush ortaya koymuştu. Bu yaklaşım, yani “Mesihçi” anlayışa dayalı politika, dünya ülke ve milletlerini “iyiler” ve “kötüler” olarak kategorize etmekte ve ABD dış politikasını “kurtarıcı” rolü ile daima “iyilik” için mücadele eden devlet ve millet olarak kabul etmektedir. Bu yüzden Amerika'nın yaptığı her ne varsa bu “iyilik” görevine! dayanmaktadır. Hep böyle mi?

Amerika'da Cumhuriyetçiler yayılmacı olarak bilinirken, Demokratlar diplomasi ile dış politika sürdürürler. Bunun istisnası elbette vardır, mesela Obama ilk döneminde diplomasi ağırlıklı bir dış politika izlerken ikinci döneminde küreselcilerin etkisinde kalarak yayılmacılara boyun eğdi. Bunun gereği olarak pratikte belirgin adımlar atmasa da Obama'nın Trump'a devrettiği politika yayılmacılığı esas almaya yönelikti.

Bölgemizde yaşamakta olduğumuz ve daha birkaç yıl sürecek olan kontrollü kaos bu yayılma politikasının alt yapısına yöneliktir. Yoksa elleriyle büyüttükleri ve bir fiske canı olan DEAŞ ile mücadele bu kadar uzamaz ve Amerika Suriye ve Irak'ta bu kadar üs kurma gereği duymazdı.

Obama'dan önce Bush döneminde de Savunma Bakanı olan Gates'in, “Amerika ancak kendi Yüzyılını kuracaksa Irak'tan çekilebilir.” sözü hala hafızalarda. Bunun ne anlama geldiğini Amerika'nın Irak'tan çekildikten sonra nasıl bir Irak bıraktığına bakmak yeterli. Amerika'nın Irak'tan çekilmesinden sonra kendi eliyle bölgeyi müdahaleye nasıl uygun hale getirdiğini görmek için allame olmaya gerek yok.

Bu şartlarda yol almakta olan Yenidünya düzeni ABD ile İngiltere'nin de karşı karşıya gelmelerine sebebiyet verdi. İngilizlerin AB'den çıkması kurulacak yenidünya düzenine ortak olmaya yönelikti. AB üyesi bir İngiltere bölgede yaşanacaklara uzaktan bakmakla yetinmek durumundaydı. AB'den ayrılmakla İngilizler bağımsız inisiyatif almaya başladı. Türkiye ile yakınlaşma, Suriye ve İran ile düşündüğü yeni başlangıç politikasını AB'den çıkışına borçlu olan İngilizler Amerika'nın bölgedeki çıkarlarına ters düşünce iki ülke çıkar, daha doğrusu sömürge çatışmasını göze almak durumunda kaldılar.

İngiltere'nin bu hamlesine karşı Amerika DEAŞ'in Manchester saldırısı ile mesajını muhatabına net bir dille iletmiş oldu. Yalnızca bu mu?

Eski ABD Savunma Bakanı durup dururken “Avrupa bu tür saldırılara hazır olmalı.” dememişti. Acaba Gates kime ne demeye çalıştı? Kanaatimce Gates bu çıkışıyla bizim Ortadoğu'daki hegemonyamıza saygı duyun demek istemiştir. Çünkü şimdilerde hesapta olmayan boyutta hız kazanan Çin-Avrupa yakınlaşması dengeleri altüst etmeye yetiyor. İşte tam da bunu gören Amerika ön almayı kaçınılmaz gördü. Yakında Çin için düşünülenin ne olduğunu zaman gösterecek.

Peki, bu olan biten karşısında Türkiye nerede ve ne yapıyor?

Türkiye bölgesinde yeni haritaların ortaya çıkabileceğini gördü. Bu süreçte Türkiye alacağı kararlarında, ortaya koyacağı tavırlarında, sürdürecek politikalarında gevşeklik göstermeyecek şekilde sağlam ve milli menfaatlere uygun olmalıydı, oldu. Bu yüzden 16 Nisan önemli bir dönüm noktasıdır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın riyasetindeki devletin ilgili kurumları ile yürüyen uyumlu dış politika kimi dostlarımızı politikalarında değişikliğe sevk etti. Bundan sonra esneyen bir Türkiye değil, operasyonel kabiliyeti yüksek, bölgede emeli olan ülkeleri stratejilerini değiştirmeye mecbur bırakacak bir Türkiye var.

Türkiye ilk kez sadece tek plana mecbur değil. Rusya, İngiltere, Çin, Amerika ile çoklu, üçlü ya da ikili opsiyonlara sahip olan Türkiye bölgenin kaderini değiştirebilecek dinamizme sahip. İki yıldır söylediğim gibi ABD'nin kendisine yeni müttefikler bulması moralimizi bozmamalı. Yeter ki DEAŞ ve PYD üzerinde sergilenen oyunları doğru okuyalım.

Mübarek Ramazan Ayının bütün Müslümanların ve insanlık ailesinin selametine vesile olması temennisiyle…