• 10.06.2017 00:00

 “Hüsr/an sermayenin elden gitmesi/iflas.” (Tefsir-i Kebir Müellifi Fahreddin Razi)

1960'ların sonuna doğru 50 yıllık plan için Fetullah Gülen'e asrın (ihanet) rolünü verdiler. Gülen bölünen Nur hareketi içinde hem yer buluyor, hem de sahte gözyaşları ile kendisinin farklı olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Bilhassa MASON'ların –ki 80 yıl boyunca devlet yönetiminde hep bunların sözü geçti- ve istihbaratların yardımıyla Fetullah Gülen palazlandı. 1980'lerin sonunda ise Fetullahçılar artık diğer Nurcuları karşılarına alabilecek güce ulaşmıştı. 1990-2000'li yılları anlatmama gerek yok.

“Gülenizm”in teolojik alt yapısı, son 30 yılda devletin emniyet, istihbarat, yargı kurumlarını bir bir ele geçirenler bu kurumlardan “ileride vuku bulacak olayları” Gülen'e bildirerek oluşturdular. O da kendisine gelen bu tür bilgi ve belgelerle önemli olayları çok önceden (kable'l vuk'u)  haber vererek bağlılarını, “Hocaefendi! Allah ve peygamberle sürekli görüşme halinde!” olduğuna inanmaya sevk etti.

Kahir ekseriyeti ilkokul düzeyinde din bilgisi dışında dini bilgiye sahip olmayan gençler ve insanlar Gülen'i insanüstü bir konuma hatta peygamberlik üstü makama taşıdılar. Din adına öğrendikleri her şey “cemaat!” evlerinde öğrendiklerinden ibaret olan bu insanlar Fetullah Gülen'in “emin” sıfatlı olduğuna inandılar.

Kısacası bağlıları Fetullah'ı öyle yüceltmişlerdi ki onu nereye sığdıracaklarını bilmiyor, onun için ne yapabileceklerine karar veremiyorlardı. Öyle ki bağlıları anne-babalarından, eş ve çocuklarından, iman ve haysiyetinden, kısacası yıllarca her şeyinden vazgeçer vaziyette Fetullah Gülen'den gelecek emir ve talimatları bekleyedurdular.

Gülen'e şeksiz inandılar, canlarından çok sevdiler, kusursuz gördüler, bağlandılar, iman ettiler, çok güvendiler, umutlandılar, her şeylerini uğruna feda ettiler. Yemediler, içmediler, doğru dürüst bir elbise bile giymediler. Evlenecekleri eşlerini dahi kendileri belirlemediler. Katalog evlilik yaptırdılar, eşler birbirine karşı casusluk yaparak adeta mankurtlaştılar. Hayat önemsizdi, çünkü “yakındı” hatta “çok yakındı” zafer.

17-25 Aralık 2013'te sadece küçük bir kısmı “ne oluyoruz?” diye sorgulamaya başladı. Lakin ekseriyeti bağlılıklarını ve güvenlerini sürdürmeye devam etti.

Sonra 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe-işgal teşebbüsü. Çoğu o gece, “Hocaefendinin! müjdesi gerçek oldu” diye umutlandı. Sabaha hayal kırıklığı ve nedamet başladı, lakin artık çok geçti.

Evet, bir yandan büyük hayal kırıklığı, bir yandan 50 yıllık çalışmanın köpüğe dönüşmesine gözleriyle şahitlik edilmesi, bir yandan ocaklarını söndürdükleri insanlar, bir yandan da kendi ocaklarının sönmesi.

Diğer yandan aileler Fetullah Gülen'e bağlı olanlara FETÖ'cü demiş ve hain olarak kabul etmiş, evlatlarının akan kanından, payimal olan ırzından, telef edilen malından, karartılan geleceğinden onları sorumlu tutmuştu. El hak doğruydu da. Çünkü gencecik çocukları alıp eğittikten sonra kişiliklerini ele geçirip onları birer canlı robota dönüştüren FETÖ idi.

Bir de Gülen'e halis duygularla bağlandıktan sonra 15 Temmuz sabahından itibaren başlayan hayal kırıklığı ile hala kendine gelemeyenler var, asıl trajedi burada.

Meseleyi "ibadet" kısmı dediğimiz "cemaat"çilerin penceresinden değerlendirirsek; korkunç bir yıkım, korkunç bir hayal kırıklığı ile travma yaşayanlar var.

Evet, 50 yıl çalış, çabala, Allah de, Kur'an de, din-iman de, cennet-cehennem, azap-ateş de, sahabe gibi, evliya gibi söylemlerle binlerce, onbinlerce insanı “cemaate!” bağla, dünyadaki pek çok ülkeden daha fazla bütçeyi yönet ve ülkede en büyük örgütlenmeye sahip ol sonra vatana ihanet et, darbe ve işgal girişimi ile ülkeyi kan gölüne çevir. İslam de, ama bütün İslam düşmanları sana yardım etsin, Kur'an de, ama bütün Kur'an düşmanları seni desteklesin, hadis-sünnet de, ama “Peygamberimize (sav) düşman bütün Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler” sana destek olsun.

Var mı böyle bir dünya?

Evet, bu yaşananları gören ailelerde korkunç bir yıkım, asrın rezaletinin yanında asrın hüsranı yaşanıyor. Delirmek üzere olan binlerce insan ilaçlarla ayakta kalabiliyor, binlerce akraba aile birbirine düşman oldu. Hala 2. bir darbe tarihi veren iblislerin olduğunu öğrendiklerinde cinnet geçiren aileler var. Bunca ihanet ve cinayetten sonra bu terbiyesizliği, pişkinliği yapanlarla beraber oldukları için kendilerinden bin utananlar olduğu gibi, çocuklarının bu aşağılık şebekeye dâhil olmalarından dolayı kendileri ve çocukları için 5 vakit namaz sonrası ellerini açıp ölümü dileyenler var.

Burada hükûmete de sesleniyorum;

Bu ailelerin içinde bulundukları durum bir süre sonra büyük olaylara, facialara yol açabilir. İnanç kalmamış, güven sıfır, umutsuzluk had safhada. Büyük bir enkazın arasında dolaşıyoruz farkında değiliz. Çocukları FETÖ'ye bulaşmış ailelerde korkunç yıkım var. Bu ailelerin tedaviye, rehabiliteye ihtiyaçları var.

Burada tutuklu olsun olmasın FETÖ'cü yakını pek çok kişiden şunu duyuyorum:

“Tamam, da, biz çocuklarımızın böyle olmasını istemedik ki, sohbet ve konferanslarınızda bizi de töhmet altında bırakıyorsunuz.” Hayır. Bu doğru değil, böyle yaptığıma dair bir tek kanıt bulamazsınız.

Öncelikle kimse kimsenin vebalini yüklenmez.

İkincisi, FETÖ ile mağdurları ayırıyoruz. Hatta FETÖ'cü “ibadet” kısmı ile kimi “ticaret” kısmını bile dışarıda tutuyoruz.

Üçüncüsü bizim de 1. 2. 3. derecede olmasa da yakınlarımız FETÖ'den tutuklandı, ihraç edildi, bundan sonra kim çıkar, ne çıkar da bilemiyoruz. Yani bu rezalet hepimize şu veya bu şekilde bulaştı. Asla yakınlarını töhmet altına alma ya da suçlama cihetine gitmedik. Mağdurları ise kurtarma derdindeyiz.