• 19.07.2017 00:00
  • (1396)

 15 Temmuz etkinlikleri bütün il ve ilçelerde o gecenin kahramanlarına, şehitlerine yakışır hüzün, onur ve coşku ile geçti. Anlamak isteyen herkes anladı ki bu aziz millet bağımsızlığı için kırk kere şehid olmayı göze alacak imana sahiptir.

Bu bağlamda 13 Temmuz'da Arnavutköy Belediyesi'nin muhteşem organizasyonu ile CESUR BASIN ÖDÜLLERİ töreni vardı. Milat adına bize de layık görülen ödül için Belediye Başkanı A. Haşim Baltacı'nın misafiriydik.

Başkan A. Haşim Baltacı'ya, sevgili Fatih Sanlav'a ve değerli çalışma arkadaşlarına çok teşekkür ediyoruz. Arnavutköy Belediyesi henüz yeni olmasına rağmen halkla iç içe, ileriye yönelik projeleriyle gelecek için umut va'd ediyor. 15 Temmuz gecesi Arnavutköylüler sabaha kadar yeri, göğü inletmiş.  heyecan taze kaldığı için tören alanında da saatlerce coşku zirvedeydi.

Halk belediyenin hizmetlerinden memnun, “Belediyemiz yeni olsa da başkanımız ve ekibi sevgiyle, yürekle iş yapıyor ve her gün yeni bir güzellikle uyanıyoruz” diyor.

CESUR BASIN ÖDÜLLERİ için Türkiye'nin en yakından tanıdığı isimler davetliydi. Ersoy Dede'nin nefis sunuculuğu ile Cem Öğretir, Hande Fırat, İsmail Kılıçarslan, Nedim Şener gibi isimlerin katıldığı program kusursuzdu.

Bir sonraki gün Sultanbeyli Belediyesine misafir olduk. Başkan Hüseyin Keskin'in davetiyle Orhaneli Gişelerinde düzenlenen anma törenlerine gittik.

15 Temmuz'da Sultanbeyli'de bir olumsuzluk yaşanmıyor, lakin Sultanbeyli halkı Orhanlı Gişelerinde askeri hareketlilik haberi alıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı da o istikamette olunca Sultanbeyli halkı kendi ilçe sınırları içinde olmasa da “Vatanın her sathında mücadele” anlayışıyla Orhanlı Gişelerine akın ediyor.

Önce Belediye Başkanlarının, ilçe başkanlarının tavsiyelerini dinliyorlar ve alınan kararları herkese ulaştırıyorlar. Bu organize çalışma sonunda öncelikle Kısıklı'ya gitme kararı alıyor Sultanbeylililer. Belediyenin araçları ile kendi özel araçları ile sonra binlerce kişi bulduğu araçlarla, kimileri de yaya olarak Cumhurbaşkanlarını korumak üzere Kısıklı'ya varmak için yola koyuluyor.

Gençler, “O gece Belediye Başkanımız Hüseyin Keskin'in talimatına uyacağımıza hep beraber söz verdik” diyor.

O talimat neydi? dedim.

19 yaşlarındaki H. Hasan ve Kemal, “başkanımız o akşam bize, ‘Bakın, Reis'i onlara teslim edersek Türkiye düşer, bu millet, bu devlet, bu vatan düşer. Bu yüzden ölelim ama Reis'i bu satılık ruhlara vermeyelim' diye bizden söz aldı” diyor.

Gazi kardeşimiz Hasan Girgin, “O akşam Kısıklıya vardık, öleceğiz de Reis'i vermeyeceğiz diyorduk. Kalabalıklar gittikçe sel gibi akıyordu. Reis'in İstanbul'da olmadığını öğrendik, tam o sırada bütün İstanbul'a internet hizmeti veren Türk Telekom'un olduğu bölgeye FETÖ'cü askerlerin saldırmakta olduğunu duyduk. Ben ve arkadaşlarım da oraya vardık. FETÖ'cü askerler bize ateş açtı, göğsümden yaralandım, ama interneti kapatmamaları için mücadeleye devam ettik. Arkadaşımız, büyüğümüz, Fazlı abi (Muhammed Fazlı Demir) yerde oturuyor gibiydi, şehid düştüğünü fark etmedik. Sonra bir kurşun daha yedim, cep telefonum olmasaydı bu kurşun yarası çok daha ağır olabilirdi. Göbeğimde sonra ayağımdan ağır bir yara daha almıştım. Sonra öğrendim ki göbeğimi yaralayan ağabeyin parçalanan kafatası imiş.” dedi ve daldı derinlere.

 

Belediye Başkanı Hüseyin Keskin, “36 Gazi'nin 30'u burada, Orhanlı Gişelerinde vuruluyor. 4 şehidin üçü yine burada şehid oluyor.” diyor. Bu dört kahraman şehidimizin yakınları ile görüştüm. Yüreklerimizi yakan hikâyelerini dinledim.

Alanda karşılaştım, babası şehid olmuştu. Gözleri babasının şehid düştüğü yeri arıyordu Semra'nın.

Yanına götürdü Başkan Hüseyin Keskin. Semra başkanını görünce çok sevindi, yine de gözleri şehid babasını arar gibiydi. Semra'yı süzüyorum, ürkek sesimle, yüreğin çok mu yanıyor dedim.

“Evet, ağabey, çok yanıyor. Her gün, her saat, her dakika, her saniye yanıyor. Cumhurbaşkanımız, Belediye Başkanımız olmasa dayanılacak gibi değil.”

Yutkundum, gözlerimi zorladı gözyaşlarım. Toparladım kendimi, bir daha sarıldım, hiç bırakmak istemedim. Çünkü Semra o kadar ben, sen, biz idi ki. Döndüm Semra'ya, hüznün kapladığı gözlerine bakıp titrek dudaklarımla:

Semra, biliyor musun? Senin yüreğin yanıyor, bak ülke yanmıyor, biz yanmıyoruz. Çünkü senin yüreğini serinleten suyu Allah bu milletin yangınını söndürmek üzere bu vatanın her karış toprağına, her bir insanımızın üzerine döktü dedim.

“Bizim yüreğimiz yanmasaydı devletimiz, vatanımız, milletimiz yanacaktı değil mi?”

Evet, sen de biliyorsun, onlar canlarını Allah yolunda, vatan ve millet için feda ettiler ve istediler ki millet, vatan, devlet yanmasın.

Bu sözlerim üzerine biraz daha rahatladı, gözyaşlarını sildi;

“Ne büyük bir şeref bu Ağabey? Allah'ım bana dayanma gücü ver.” dedi Semra ve bir isteği vardı:

“Buralarda kameralar var, babamın son anlarını görmek istiyorum, n'olur bana babamın son görüntüsünü bulun.”

Boynumu eğdim, Semra'nın yanan yüreği kavurmuştu beni, daha fazla dayanamazdım. Çağırdılar Semra'yı, giderken seslendi:

“Ahmet abi, kamera görüntüsünü unutma” dedi. Yürüdü Semra, benden büyük bir parçayı kopararak gitti. O gittikçe ben inceldim…

Bir sonraki yazımızda Ayşenur'un tüyleri diken diken eden rüyasını, mücadelesini, gaziliğini yazacağız.