• 5.02.2017 00:00
  • (1788)

 Bu yaşa kadar sarıklı olduğuna kimse tanık olmamıştı. Sakalı yoktu, şalvar da giymeyen ve son günlerde sakallı, şalvarlı, sarıklı dolaşmaya başlayıp medya çağırarak ve askeri karakol önünde bulunan Atatürk heykeline elindeki dare/tahra ile saldırdı.

Adı, Mehmet Malbora.

Malbora ifadesinde, “Pişman değilim” dedikten sonra uyuşturucu aldığını,“Uyuşturucu kullananları ikna etmek için uyuşturucu kullanıyorum.” sözleriyle kabul etti.

Biz, geri zekâlı bu provokatörü günlerdir tartışıyoruz. Laiklik paranoyalarının volümünü en yükseğe çıkarıyoruz. 90 yıl boyunca bizimle alay edercesine laiklik elden gitti geldi, gitti geldi. Sonunda acı gerçeği gördük ve “laiklik elden gidiyor” ile ahmak yerine konduğumuzu fark ettik.

Yetmemiş gibi biz yine şalvarlı satılık bir psikopatın elindeki kesici aletle birbirimizi doğramaya kalkıyoruz.

Peki, biz bu ahmaklıklarla uğraşırken dünyada neler oluyor dersiniz? Dünya adım adım savaşa yol alıyor. Savaşın önemli merkezi bu coğrafya, biz de bu coğrafyanın göbeğindeyiz.

İnanın biz istesek de istemesek de, yatağa yatıp başımıza yorganı geçirsek de bu savaş gelip bizi yatağımızda vuracak. Biz kendimize yakışan tavrı sergilemek zorundayız. Saldırganlık bize yakışmaz, ama bizi gözüne kestirenlere de aman vermemeliyiz.

Basiretle, sağduyu ile metanet ama kararlılıkla hareket etmeliyiz.

Neden mi?

Gelin sadece son iki günkü basını turlayalım:

Rus Dışişleri Bakanlığı, "Amerika'nın Düşmanca tavırları cevapsız kalmayacak… Washington politikacıları yanılgılarını aşmaları ve dünyayı, gerçekliği çarpıtan ‘Amerikan istisnacılığı' prizmasından bakmaya son vermeleri gerek.”

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson basın toplantısında, “ABD ile Rusya arasında ciddi bir gerginlik var” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'ya yeni yaptırımlar uygulanmasını attığı imzayla onayladı.

Rusya:

“Savaş ilan ettiler!”

Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev, “ABD yeni yaptırımlarıyla Rusya'ya kapsamlı ticaret savaşı ilan etti…”

Bunlar ABD ile Rusya arasında sadece 24 saatte gelen-giden mesajlar. Bir de Almanya'nın Türkiye'ye nasıl cephe açtığına bakalım:

Almanya, AB'den 'Türkiye'ye yönelik ekonomik baskıyı artırmasını' talep etti ve “AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği'nin modernizasyonu için görüşmeler yapılmasının 'Türkiye'ye yanlış bir mesaj vereceği' görüşünü iletti…”

Almanya'dan işadamlarına çağrı: “Türkiye'ye yatırım yapmayın...”

Keza “Türkiye seyahat edilecek güvenlikte bir ülke değil…” diyen de Almanya.

Dost bildiğimiz Amerika boş durur mu?

“Türkiye DEAŞ'tan petrol alıyor” yalanı ortaya atıldıktan sonra Washington'dan gelen açıklama bu yalanı teyid mahiyetinde idi.

YPG'ye 88 DAEŞ ile savaşacak kadar silah veren Amerika. Bu silahların büyük bir kısmı DAEŞ'e karşı kullanılmasına gerek yok. Çünkü DAEŞ ile Rakka ve sonrası mücadele için YPG'ye verilen silahların yüzde 5'i yeterdi.

O zaman ne?

Amerika Türkiye ile mücadele ediyor. YPG'ye verdiği silahlarla Türkiye'ye gözdağı veriliyor:

Ya eskisi gibi bana bila kayd-u şart tabi olacaksın ya da YPG hazır bekliyor. Tabi PYD de Amerika'nın kendilerine toprak vereceğini umuyor, oysa ABD sadece silah verip kışkırtma gücüne sahip. İşin territoric boyutu Rusya, İran, Türkiye ve Esad ile alakalıdır. PYD/YPG bunu göremeyecek basiretsizlikte ise Amerikan çorbasını kafaya dikmenin acı gerçeği ile tanışmaktan kurtulamaz.

Uzakdoğu daha çok kaynıyor. Rusya, Çin, Hindistan, Japonya, Afganistan ve Koreler…

Kuzey Kore son füze denemesi sonrası, “Artık Washington vuruş menzilimizde…”dedi.

ABD, “Çin Kuzey Kore'ye karşı harekete geçmeli.” dedikten sonra Güney Kore ile bombardıman uçaksov yaparak Kuzey Kore'yi tehdit etti.

Bütün bu olup bitenden sonra ABD merkezli Pew Research Center'da "ABD'yi büyük tehdit olarak gören ülkeler" başlığıyla bir araştırma yapıldı. Hangi ülke için ABD ne kadar tehdit görülüyor?

 Araştırma sonucunda, ABD'yi en büyük tehdit olarak gören ülkeler listesinde yüzde 72 ile Türkiye birinci oldu.

Yani, dünyada en çok Türkiye ABD'yi kendisi için tehdit görüyor. Kimse buna dudak bükmesin, savaş bittikten sonra elinizde kalanla mutlu olmayı öğretirler. Üç kıtadan Anadolu topraklarına mahkûm olduğumuz gün nasıl da mutlu olmuştuk, “bizim de artık bağımsız bir devletimiz var” diye. 80 yıl bağımsız devlet olduğumuzu sanmıştık. Sonra % 90 bağımlı olduğumuzu fark ettiğimiz gün dost bildiğimiz bütün devletler üstümüze çullandı:

Neden gözün açıldı? Neden hakikatleri görmeye başladın? diye.

Biz şalvarlı psikopatın elindeki kesici ile meşgulüz, ama Haçlı dünya yeni ve daha büyük saldırı ile üstümüze geliyor.