• 26.08.2017 00:00
  • (1623)

 Osmanlı'nın son dönemlerinde ve 1923 sonrasında en çok konuşulan konu Kürtler ve bölünme oldu. Bölünme, ayaklanma, isyan, hareket, terör ile birlikte anılır olunca Kürtler genel itibariyle alındılar.

Cumhuriyetle birlikte daha belirgin şekilde baş gösteren etnik sorunlar bölge ülkelerini bütünüyle dengesizleştirdi. 1916 Sykes-Picot anlaşması ile beş ülkede yaşayan Kürtler İngilizlerle Fransızlar eliyle beş ayrı devlete pay edildi. İşin daha garibi Kürtlerin pay edildiği bu beş ülkenin sınırlarını da Sykes-Picot ile belirleyenler yine İngilizlerle Fransızlar oldu. Her ne kadar bu ülkelerin sınırları daha sonraki antlaşmalarla resmiyet kazanmış olsa da asıl bölüşme ve belirleme söz konusu devletler ve anlaşmayla olmuştur.

Batılıların, erken dönemlerde “millet olmuş”, devlet geleneği binlerce yılı bulan ve son devletleri Türkiye olan Türkleri rahat bırakacakları düşünülemez. Bunun için devletlerin bitmek bilmez oyunları en çok bu bölgede ve Türkiye üzerine kuruludur. Meşhur Sykes-Picot anlaşması, Mondros, Sevr, Mudanya, Lozan gibi antlaşmaların merkezinde Türklerin bulunduğu izahtan varestedir. Bu merkezinde olma Türklerin selameti için değil, tam aksine hiçbir dönem rahat yüzü görmemeleri içindir.

Türkiye'nin Lozan ile kaybettiği topraklar bugün bölgesel sorun haline gelmiş bulunuyor. Irak Kürdistan Federe Yönetimi 25 Eylül 2017'de referanduma giderek bağımsızlık için ilk adımı atacak. Bu referandumun neticesinde evet çıkar ise, 1946 yılında Kürtlerin (İran sınırları içinde birkaç ay süren Mahabad Kürt Cumhuriyeti dışında) kayıtlardaki ilk “Kürt Devleti” olarak kurulabilir.

“Kurulabilir” deyişim teorik olarak mümkün olduğu anlamındadır. Yoksa konjonktür dikkate alındığında bugün ve yakın gelecekte Kürtler için bağımsız bir devlet imkânı görünmemektedir.

Aslında Mesut Barzani de bunun mümkün olmayacağını biliyor. Bilmesine rağmen bağımsızlık referandumunu üzerindeki baskılarla açıklamak mümkündür. Hem Federe yönetimin paydaşlarının (Talabani cephesi olan IKYB) bölünmesi, hem Bağdat hükûmetinin Erbil'e haksızlıkları, hem PKK ve diğer Kürt örgütlerinin Barzani'yi istemeyişi Sayın Mesut Barzani'yi bu adımı atmaya zorlamıştır.

Kanaatimce Mesut Barzani bu unsurların dışında bir başka saikle de referandum kararını alma gereği duymuştur. Mesut Barzani lider bir aileden Irak ve Irak dışındaki Kürtler yanında da kabul görmüş lider şahsiyettir. Geçen gün bir açıklamasındaki,”Hayatımın en büyük hatasını Bölge başkanı olmamdır.” ifadesi bu liderliği nakzetmiyor, aksine destekleyicidir. Bu yükün altında olan Barzani tarihe, “Kürtlerin bağımsızlığı için bir adım atmadı.” ithamına muhattab olmak istemedi ve referandum kararını almakla bu ithamın önüne geçmiş oldu.

Devlet kurma oldu-bitti ile olacak iş değil elbet, bunun zorluğunu Barzan/i ailesi olarak bir asrı aşkındır liderliklerinde gördüler. Bu sebeple “Barzani referandum sonrası devlet kuracak” yorumları cehaletin körlüğündendir. Gece-kondu bile kendi içinde sıkıntı oluştururken Türkiye, İran, Irak ve hatta Suriye topraklarını ciddi anlamda ilgilendiren yeni bir devlet kurma teşebbüsü peşinen akim kalır.

Bu süreç yaşanırken ABD'nin modern silahlarla donattığı YPG son yıllarda kantonlarla Rojava'da farklı bir yapılanmaya gidiyor. Kantonal yönetim “Ankara Solculuğu”nostaljisi değilse niyet gizlemedir. Barzani'nin referandum kararına itiraz edenlerin başında PKK/YPG geliyor. İnisiyatif kaptırma telaşında olan PKK, “Bağımsız devlet gereksiz” diyerek referanduma karşı çıkıyor. Bu yüzden kantonlu yönetim PKK için niyet gizleme ve ara formül olabilir. Bu ara formülün Türkiye için kabul edilemez olduğunu dünya alem iliyor. Bu yüzden Türkiye Afrin'e girdi girecek deniyor.

 Afrin Kilis'in yanı başında, El-Bab'a komşu, Halep'e bir adım mesafede ve İdlib'e varılacak güzergâhta. Son aylarda “Türkiye Afrin'e girdi girecek” diye bekleyenler işin hem kanton boyutunu-ki bu Akdeniz'e açılan bir YPG demek- hem de Türkiye'nin kuşatılmasını dikkate alıyorlar. Buna ilaveten bir de “Türkiye'den toprak talebi” gibi savaş sebebi olan yorumlar var. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte Afrin-İdlib hattında İran ve Suriye'nin de rol alacağı gelişmeler yaşanabilir.

Bu anlamda YPG ve dolayısıyla PKK büyük yanılgı içinde ve bu yanılgı kendilerine büyük hatalar yaptırmaktadır:

ABD'ye güven. PKK ABD'nin vermiş olduğu silahlara bakarak sınırsız ve sonsuz ABD desteğine sahip olduklarını vehmediyorlar. Oysa ABD 20-30 bin kişilik YPG ile Rusya, İran, Suriye, Irak ve Türkiye'nin razı olmayacağı harita değişikliğine gidilemeyeceğini pek ala biliyor.

Bunu Salih Müslim de görüyor, lakin YPG dönüşü olmayan bir yola girdi. ABD zor gün dostu değil, ABD'nin dostluklarının süresini sadece menfaatleri belirler.

Nesillere, “Kürtler yine aldatıldı.” mirasını bırakmak büyük vebaldir.