• 26.09.2018 00:00
  • (1466)

 Avrupa devletleri, anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturmak için ilk olarak 1902’de Daimi Hakem Heyeti’ni kurmuştu. Avrupa devletlerinin aralarındaki anlaşmazlıklarına çözüm bulmak için görev üstlenen Heyet, paylaşım hesabı yapan devletlerin işgal planlarından dolayı bir varlık gösteremeden dağıldı ve on milyonlarca Avrupalının öldürüldüğü Birinci Dünya Savaşı patlak verdi.

Birinci Dünya Savaşı’nın ağır tahribatından sonra Avrupa, bir daha bu tür savaşlarla karşılaşmamak ve barışı korumak için bir milletler cemiyetine ihtiyaç duydu. Ocak 1919’da çalışmalarına başlayan komisyon 28 Nisan 1919’da Cemiyetin amaçlarını açıkladı:

“Uluslar arasında işbirliği geliştirmek ve uluslararası barışı ve güvenliği sağlamak için, savaşa başvurmamak konusunda birtakım yükümlülükler kabul etmek, gizlilikten uzak, adaletli ve onurlu uluslararası ilişkiler sürdürmek; Hükümetlerce, bundan böyle eylemsel davranış kuralı kabul edilen uluslararası hukuk kurallarına kesinlikle uymak; örgütlenmiş halkların karşılıklı ilişkilerinde adaleti korumak ve antlaşmalardan doğan bütün yükümlülüklere titizlikle saygı göstermek...”

Barış ve güvenliğin tesisi ve korunması için bu sözleşme ile ilan edilen Milletler Cemiyeti eşitlik, adaletten uzak ve Birinci dünya Savaşı galibi devletlerin isteklerini dikkate alarak kurulduğu için ilk baştan tarafsızlığına ve güvenirliğine gölge düşürdü. Nitekim pek çok ülke cemiyete üye olmayı kabul etmedi ve zayıf kalan cemiyet çıkan sorun ve savaşlara da mani olamadı.

Birinci Dünya Savaşı’nın yarım kalan hesabını Avrupalılar 20 yıl sonra görmeye başladılar. 1939’da başlayan ve 7 yılda bütün Avrupa’yı etkileyen savaşa Japonya ile ABD’nin de müdahil olmasıyla insanlık tarihi için acılarla dolu kara bir leke oldu.

Sonuç: 78 milyon insan bu savaşta hayatını kaybetti.

Japonya atom bombası yedi.

Avrupa’nın en batısından Moskova’ya uzanan Almanya baştan başa kıta olarak Avrupa’ya ağır zayiatlar verdi.

Amerika yeni dünya düzeninde etkin rol aldı.

SSCB ile ABD’nin oluşturdukları çift kutuplu dünyada soğuk savaş dönemi başladı.

Bu arada savaş devam ederken 1941’de ABD ile İngiltere arasında başlayan savaş sonrası dönem için Roosevelt-Churchill, tarihe “Atlantik Bildirisi” olarak geçen ve devletlerin eşitliğini esas alan 8 ana ilke ile dünya devletleri nezdinde moral üstünlüğü elde ettiler.

Savaşın seyri belirmeye başlarken ABD-İngiltere-Çin ve Sovyetler Birliği’nin 1944’te anlaştıkları şekilde yeni Milletler Cemiyeti için de altyapı hazırlıklarını tamamladılar.

1945’te savaşın mağlupları netleşmişti. Galiplerin başını çektiği San Francisco Konferansına güçsüz devletler de katılmışlardı. Görüşmeler, Birleşmiş Milletler’in karar alma mekanizmasında sadece güçlü devletlerin söz sahibi olmalarından dolayı küçük devletlerin muhalefeti ile geçse de sonunda savaşın galibi devletlerin istediği şekilde neticelendi.

24 Ekim 1945’te kurulan BM kambur olarak taşıdığı BMGK tarafından işlevsiz hale getirildi ve aradan geçen 75 yılda devletler arasında çıkan sorunlara hiçbir çözüm üretemedi. Çünkü BMGK’nın daimi üyelerinden bilhassa Amerika’nın vetoları ile fonksiyonsuz hale gelen BM ve GK ihtilafların uzamasına, savaşların çıkmasına sebep oldu.

1948’den günümüze kadar süren İsrail-Filistin sorunundan tutun, asırlık Pakistan ile Hindistan anlaşmazlığı yine BMGK’nın yapısal sorunundan dolayı çözüme kavuşmadı. Kıbrıs, Karabağ, Bosna, Irak, Suriye, Yemen, Afganistan, Kuzey Kore- Güney Kore ve daha nice uluslararası sorunu kangren haline getiren BM’nin BMGK’da Amerika’ya tanıdığı bu adaletsiz yapısından kaynaklanmaktadır.

Bugüne geldiğimizde 2. Dünya Savaşı koşulları ile kurulan BM, 21. Yüzyılın sorunlarına çözüm üretemediği gibi dünya ölçeğindeki sorunların devam etmesinin yegane sebebi BMGK’nın veto adaletsizliğidir. Sadece Amerika BM’nin İsrail’in aleyhine olan 72 kararını veto ederek BM’in üstünde olduğunu ispatladı.

Dünya çözüm üreten, adaletle işleyen, devletlerin gücünü değil, varlığını esas alan uluslararası yeni bir örgüte muhtaç. Bunun öncülüğünü Türkiye’nin yapması umut ve gurur verici.

Bu sebeple bu yazıyı gazeteye gönderdiğim saatlerde BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yapacak olan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söyleyecekleri çok önemlidir. Mazlum milletlerin bu konuşmayı can kulağıyla dinleyeceklerinden kuşkum yok.