• 31.03.2017 00:00
  • (1734)

 AK Parti’ye göre Avrupa ülkeleri 16 Nisan’da sandıklardan ‘hayır’ çıksın istiyorlar...

Çünkü...

“Avrupalılar ‘hayır’ çıksın diye emek veriyorlar. Bu çok net ortada. Güçlü bir Türkiye istemiyorlar. İstikrarlı bir Türkiye istemiyorlar. Güçlü iktidarlarla yönetilen bir Türkiye’yi hiç istemiyorlar. Ekonomisi ayakta olan bir Türkiye istemiyorlar. Ekonomisi çöksün istiyorlar. Güçlü yasaması, yürütmesi bağımsız yargılaması olan bir Türkiye istemiyorlar. Onun için bu sistemin değişmesini istemiyorlar.” (Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Körfez Ticaret Odası konuşması, 17 Mart 2017)

CHP’ye göre Avrupa ülkeleri 16 Nisan’da sandıklardan ‘evet’ çıksın istiyorlar...

Çünkü...

“Avrupa ülkelerinin en büyük arzusu sandıklardan ‘evet’ çıksın. Türkiye karışsın. Kimse güçlü, hukukun üstünlüğü olan bir Türkiye istemiyor... Türkiye büyümesin istiyorlar. Avrupalı Türkiye ile sağlıklı karar almıyor. Niye tam üyelik konusunda bize çifte standart uyguluyorlar. Evet çıksın diye yapıyorlar. Serbest vize vereceklerdi değil mi? Neden vermiyorlar?” (CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, CNN Türk, 28 Mart 2017)

Avrupalıların güçsüz, ekonomisi kötü, zayıf bir Türkiye istedikleri konusunda AK Parti de CHP de hemfikir! Zaten iki örnek metni okuduğunuz zaman da bu gayet net bir şekilde ortaya çıkıyor!

Yalnız şöyle tuhaf, şöyle garip, şöyle çelişkili bir durum söz konusu: Avrupa ‘zayıf’, ‘güçsüz’, ‘istikrarsız’, ‘hukukun üstünlüğünün olmadığı’, ‘güçlü yasamanın, yürütmenin olmadığı’ bir Türkiye için ‘evet’i mi destekliyor ‘hayır’ı mı?

Hangisi?

Yoksa. Yoksa... Yoksa... Avrupalılar aslında ‘evet’ de çıksa ‘hayır’ da çıksa Türkiye için fark etmez diye mi düşünüyor?

Ya da... Ya da... Şöyle bir durum söz konusu: CHP baktığında ‘evetçi’ bir Avrupa görüyor AK Parti baktığında ‘hayır’cı bir Avrupa görüyor.

***

Peki, gerçek böyle midir?

Ekonomisi çökmüş, siyasi istikrarın olmadığı bir Türkiye istiyor olabilir mi?

Peki, gerçekte de Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı yok mu? Yeter miyiz kendi kendimize?

***

Türkiye ihracatının yüzde kırk yedisini Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiriyor.

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) verilerine göre Türkiye, AB’nin beşinci ticaret ortağı.

Türkiye ve AB arasında özellikle 2016 yılından bu yana süren gerilimli sürece ve karşılıklı restleşmelere rağmen 2016 yılında 66,7 milyar avroluk ihracat, 78,01 avroluk ithalat gerçekleştirmeye devam etmiş. Ve AB’nin 5’inci büyük ticaret ortağı sıralamasındaki yerini korumuş.

Türkiye’deki doğrudan yatırımcıların yüzde 70’i AB kaynaklı.

AK Parti hükümeti döneminde yapılan, sabah akşam övündüğümüz köprülerimizde, yollarımızda, tüp geçitlerimizde yine Alman, Fransız, Rus, Çinli mühendislerin, yabancı şirketlerin katkısını unutmamak lazım.

Hadi son süreçte neredeyse kopma noktasına geldiğimiz, “sen yoluna ben yoluma” resti çektiğimiz Almanya ve Hollanda’dan örnek verelim:

Mesela Türkiye ekonomisinin kötüye gitmesini isteyen Almanya’ya 2015 yılında 13.4 milyar dolarlık 2016 yılında ise 14 milyar dolar tutarında otomobil, hazır giyim, elektrik ve elektronik, kozmetik gibi ürünler satmışız.

Ekonomi yazarı İbrahim Kahveci “Otomobil devi Almanya’ya otomobil satıyoruz” dedi.

Mesela Türkiye’nin karışmasını isteyen, kaos çıksın diyen Hollandalıların neredeyse yüzde sekseni tatillerini geçirmek için Türkiye’yi tercih ediyorlar. Türkiye 2015 yılında 1 milyon 232 bin Hollandalı turist ağırlamış. Hollandalılar kafa dinlemek için Türkiye’yi tercih ediyor. 2016 yılında bu sayı 936 bine düşmüş.

Bakın referandum sonrasında turizm sektörünün gözü Avrupa’dan gelecek ziyaretçilerde olacak!

Uçak krizi sonrasında Rusya ve Türkiye arasında geçen sert polemikleri, “domatesleri vermem menemen yaparım” restleşmelerini hatırlıyor musunuz?

Bakınız son altı ayda dört kez Rusya’ya ziyaret yapıldı. Putin Türkiye’ye geliyor. Peki, domateslerimizi satabiliyor muyuz?

Peki, Avrupa, kendileri için önemli bir pazar olan Türkiye’nin ekonomisinin çökmesini neden istesin? İstikrar olmayan bir Türkiye’yi Avrupa ne yapsın?

Hollanda’nın Fransa’ya, Fransa’nın Çin’e, Çin’in Rusya’ya ihtiyacının olduğu bir çağda hangi ülke karşılıklı anlaşmalar yaptığı, ittifaklar yaptığı bir ülkenin çökmesini, ekonomisinin bozulmasını, siyasi istikrarının bozulmasını ister?

İlişkilerin hoyratça ve yanlış hesaplara dayanarak harcanması halinde bunun zararını tek ülke ödemez, hesap karşılıklı kesilir.

Peki bunları neden yazdım? Şundan. Artık CHP bile şu referandum sürecinde “Avrupa zayıf Türkiye istiyor” edebiyatı yapıyorsa...

Bunun dozunda ve daha gerçekçi yapılması gerekiyor. Tamam bir miktar komplo iyidir ama bir miktar!

Avrupa nasıl bir Türkiye mi istiyor?

Hukukun üstün olduğu, yargının bağımsız olduğu, ekonomisinin güçlü olduğu, siyasi istikrarın devam ettiği bir Türkiye.