• 10.11.2013 00:00
  • (2584)

 

Şiilerin belirlediği Ortadoğu mu

Ortadoğu dikkat çekici bir dönüşümden geçiyor. 1979’daki İran İslam Devrimi’nden sonra bölgede oluşan stratejik dengeler adeta tersine dönüyor. Arap isyanları sonrasında Sünni dünya büyük bir belirsizliğe sürüklenirken, Şii hattının Batı’yla şimdilik ‘zımni’ uzlaşmasına dayalı bir düzeninin alametleri beliriyor...

Batı yazınında ‘ABD-Şii ekseni’ tezleri giderek artıyor. İşe İsrailliler de el attı. Ynet’te İsrailli gazeteciRon Ben Yişai’nin geçenlerde yazdığı “ABD-İran uzlaşmasının faydaları” başlıklı makale çok dikkat çekiciydi.

Amerikan-İran diyalogunda gelinen nokta, nükleer anlaşma için ‘yol haritası’ çıkartılması. Çetrefilli bir süreç. Öyle iki günde bir anlaşma yapılamayacağı, tarafların İran’a yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programa dair güvenceler alması yoluyla ilerlenmesinin hedeflendiği ortada. İplerin şu aşamada tümden kopması da zor. Bunun bir sebebi Suriye’deki belirsizlik hâli. Diğer sebebi de şaşırtıcı hâller alan ABD-İran diyalogu.


HAMANEY SAHİP ÇIKTI

BM’de başlayan Ruhani-Obama telefon konuşması ve ‘twitter diplomasisi’ ile Cenevre’de masaya oturulması sürecini yazmıştım. Suudi Arabistan’ın ABD’ye öfkesini de... İran’da da ABD’de de şimdiye kadar görülmemiş bir irade var. İran’da bunun son tezahürü muhafazakârların Ruhani’ye karşı ‘homurtularını’ bizzat dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’in susturması. Hamaney, açıkça Cumhurbaşkanı ve ekibine sahip çıktı: “Hiç kimse müzakerecilerimizi tavizciler olarak görmemeli. Onlar bizim çocuklarımız, devrimimizin çocukları. Zorlu bir görevleri var ve hiç kimse yetkililerimizin işlerini yaparken zayıflatmamalı.” Detay gibi görünse de bir başka manidar tezahürü New York Times geçen hafta not etmiş. Tahran’daki Amerikan elçiliği baskınının 34. yıldönümünde ‘Büyük Şeytan’a ve Ruhani ile Zarif’in ‘naifliğine’ saldıran pankartlar belediye işçileri tarafından çabucak kaldırılmış. Bütün bunlar İran devlet aklının duruşunun işareti.


SUUD’LA BUZLAR KIRILAMIYOR

Amerikan yönetimi de, Arap isyanları sonrası Ortadoğu’da ‘yatırım yaptığı’ ılımlı Sünni iktidarlardan kendince arzuladığı ‘verimi’ elde edemedi. 10 yılda iki savaştan çıkmaya çalışırken, bölgede yeni yönelimler içinde. Bu yüzden Obama yönetimi Kongre’yi İran’a ek yaptırımlara karşı dizginliyor, İsrail’i teskin için uğraşıyor. Suud’la ilişkisi mühim bir gösterge. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, geçen haftaki Ortadoğu turunda Suudi Arabistan’la buzları kıramadı, kırmadı. Suud, Amerika’nın İran ve Suriye için bastırdığı Cenevre-2 sürecinden çok rahatsız. Amerikan pozisyonunu kabullenmiyor. Cidde’deki Körfez Araştırma Merkezi’nden Mustafa Alani’nin deyişiyle, “İç halkanın hissiyatı şöyle: Kerry’nin ziyaretinden memnuniyet duydular. Kralı görme arzusuna saygı gösterdiler. Fakat kendisi yarısı boş bir bardak getirdi.

İran devletinin nükleer meselede son sekiz yılda geri adım atmamasının payını da teslim etmeli. İranlılar, Batı’yı nükleer programlarını kabullenmeye zorladılar ve açıkçası başardılar da. Bugünkü müzakereler işin detayları. Kuşkusuz mühim detaylar ama nihayetinde İran bölgede İsrail’den sonra nükleer güç olarak sivriliyor. ‘Nükleer silahlı’ olup olmayacağının garantisi yok. Fakat Batı’yla rejimin açıkça devrilmesini getirecek bir müdahale tehdidi barındırmayan bir uzlaşma hâlinde bölgedeki nüfuzları pek çok şeye değebilir.


İRAN’IN ETKİSİ

Suriye çok mühim tabii. Yaşanacaklar İranlı büyük resmi ortaya çıkartacak. Fakat son bir yıldaki alametler İran’ı uluslararası bilek güreşinde etkili bir ‘unsur’ kılıyor. İran Suriye yönetimini tavize zorlayabilir, sahadaki radikallerin ‘temizlenmesi’ için katkı yapabilir. Irak’taki etkisi malum. Amerika Afganistan’dan çekilmeye hazırlanırken, resimde yine İran var. İsrail-Filistin uzlaşmasında da öyle. Hamas’ın Sünni ekseninden aldığı yaraların ardından yüzünü yeniden Tahran’a döndüğünü anımsayın.


‘İRAN İÇİN YÜZYILIN ANLAŞMASI’

Peki, İsrail faktörü? Çok mühim. İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu’nun nükleer uzlaşmayı ikaz niyetine “Çok acıklı bir tarihî hata” diye karşıladı. Şu saptama eşliğinde: “Eğer P5+1’in önerisine dair aldığım haberler doğruysa, bu İran için yüzyılın anlaşması.


İSRAİL’E FAYDALARI

İsrail temkinli, şimdilik Suud ve Körfez monarşileriyle hizalanıyor. Ama başka fikirler de tartışılıyor.Ben Yişai’nin makalesi bir örnek. Ben Yişai, “İran ile Batı arasındaki tarihî uzlaşmanın İsrail için çok önemli stratejik avantajları olabilir” diyor: “İran Kuzey Kore değil.” İran halkının küresel ilerlemenin bir parçası olması hâlinde rahatlayacağını belirtiyor. Empati yapıyor: “ABD ve Suudi Arabistan, İsrail ve Pakistan gibi müttefiklerinin askerî güçleriyle çevrili hâlde kendilerini tehdit altında hissediyorlar. Nükleer silahlar ayetullahlar rejiminin garantisi sayılıyor.” Ve uzlaşma ile İran’ın ulusal güvenliğine yönelik tehdit algısının önemli ölçüde giderileceğini... “Hayır, kandırılmış filan değilim” diyor, İran’ın hegemonik güç olma hedefini de Filistinlilerin ‘Yahudi devletinden kurtulma çabalarına’ verdiği desteğin de kesilmeyeceğini anımsatıyor. Ancak anlaşma olursa İran’ın faaliyetlerini büyük ölçüde azaltacağına ve rejimin ayakta kalmasında daha güçlü çıkar göreceğine kanaat getirmiş. İsrail için ayrıca Obama’nın ‘ilişkileri soğuttuğu’ Körfez’le ve diğer Arap ülkeleriyle yakınlaşma fırsatının da altını çiziyor. Her koşulda İsrail’in İranlıları ebedi düşman görmemesi gerektiğini vurguluyor.

Geçen hafta ortaya çıktı ki, ekim ortalarında İsviçre’nin Montreux kenti yakınındaki Glion köyünde düzenlenen Ortadoğu’da nükleer silahların yasaklanması konferansında İsrail ile İran aynı masaya oturmuş. Rivayet o ki, gizli bir ikili toplantı da yapılmış.

34 yıl önce İran’ın İslam Devrimi, Batı’yla iç içe geçmiş bölgesel ittifaklar düzenini şekillendirmişti. İran çıktığı kapıdan şimdi yeniden girmeye çalışıyor. Batı da bu yolun taşlarını döşüyor. Kimbilir belki de Şiilerin belirlediği bir Ortadoğu’nun temelleri atılıyordur...

***


Arap isyan tablosu parlak değil


Tunus’ta sekülerlik sancıları

Tunus’u 23 yıldır polis gücüyle yönetmiş Zeynel Abidin Bin Ali 14 Ocak 2011’de devrildi, uçağa bindirilip Suudi Arabistan’a gönderildi. 2011 ekiminde serbest seçimlerin galibi ılımlı İslamcıEnnahda hareketi olacaktı. Ennahda, yüzde 40’ı aşan oranda oy almasına rağmen güçlü seküler kurumsal yapının bulunduğu ülkeyi tek başına yönetmeye yeltenmedi, seküler siyasetle koalisyon ortaklığını tercih etti. Bu hâliyle de diğer ülkeler için bir umut teşkil etti. Ancak demokrasiye geçiş sancıları bitmedi. Yeni anayasa yazımı kısa sürede tartışmaların odağına yerleşti. Ennahda Mart 2012’de şeriatın bütün yasaların kaynağı olması görüşünü ortaya atmasıyla bir yıl süren sükûnet sona erdi. Ülke o gün bugündür gösterilerle sarsılıyor. 2013 yılındaki ocak ve temmuz aylarında muhalefetin önde gelen iki seküler siyasetçisinin biri bir parça da şaibeli biçimde suikastlarla öldürülmezi gerilimin tuzu biberi oldu.


SELEFİLERİN YÜKSELİŞİ..

Tunus’ta gerilimin odağında İslam’ın toplumda ve siyasetteki rolü tartışması var. Ülkede militanlık artıyor, karakollar basılıyor. El Kaide bağlantılı Ensar el Şeriat örgütü, turistik tesislere saldırıyor. Selefiler güç kazanıyor. Bunlardan bazıları barışçı karakterde, bazıları ise militan. Örneğin Afganistan’da savaşmış ve El Kaide ile bağlarını inkâr etmeyen Selefi lider Abu İyad lakaplı Seyfullah Benahsin, demokrasiyi ‘küfür’ ilan edip İslam devleti kuracağını söylüyor

Muhalefetin ve ülkenin güçlü işçi sendikası UGTT’nin zorlamasıyla gelinen nokta, Ennahda’nın başını çektiği koalisyon hükümetinin istifası ve gelecek yılki seçimlere dek ülkeyi geçici hükümetin yönetmesi pazarlığı. Ennahda bunu kabul etmiş olsa da anlaşma henüz nihayete erdirilemedi. Ekonominin temel direği olan turizm sektörü, güvenlik sorunları ve istikrarsızlık yüzünden toparlanamaz hâlde. Tunus’un Arap isyanlarının en ‘umut veren’ ülke görülmekten geldiği yer bu.

***


Libya’da devlet ara ki bulasın!

Libya’daki isyan, 17 Şubat 2011’de başladı. Ülkenin doğusundaki Kirenayka bölgesinde, Bingazi’yi merkezine alıyordu. İsyancılar Ulusal Geçiş Konseyi oluşturdular. Onları ilk tanıyan Fransa olurken, isyan kısa sürede yayıldı. Ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin sivilleri koruma amaçlı ‘uçuşa yasak bölge’ kararıyla NATO müdahalesinin yolu açıldı. İttifak ‘karaya ayak basmadı’, hava bombardımanlarıyla Muammer Kaddafi’nin sonunu getirdi.

Kaddafi, 2011 ekiminde memleketi Sirte yakınlarında isyancıların eline düştü, linç edilerek öldürüldü...


PETROL AKIŞI SORUNLU

Kaddafi’den kurtulmak Libya’ya demokrasi ve istikrar getirmedi. Aşiret yapısına dayalı toplum, militanların silahsızlandırılamaması, merkezî idarenin önünde en büyük engel. Aslına bakarsanız Libya devleti çökmüş durumda. OPEC üyesi ülkenin petrol ihracatı sekteye uğruyor. Silahlı milisler sadece Libya için değil bölge ülkeleri için de derin istikrarsızlık kaynağı oluyor. Örneğin Batı Afrika ülkesiMali’de bu yıl başlarındaki darbede rolleri büyük oldu. Yine Suriye’ye cihatçı ve kontrolsüz silah akışının önemli kaynaklarından birisi Libya’dan başkası değil. Geçen yıl Amerikan büyükelçisinin Bingazi’deki konsolosluk baskınında öldürülmesi, El Kaide unsurlarının etkinliğini gözler önüne serdi.


DOĞU’DA ÖZERKLİK

Libya devleti o hâlde ki, sonbahar başlarında Başbakan Ali Zeydan’ın başkent Trablus’ta silahlı bir grup tarafından bir otelde rehin alınmasına bile tanıklık ettik! Siyasi istikrarsızlığın son tezahürü ise Kirenayka bölgesinin yine kazan kaldırması. Eski Hava kuvvetleri komutanı Abd Rabbo el Barassiliderliğinde, Petrol Koruma Gücü’nün eski başkanı İbrahim Jathran’ın da yer aldığı bir grup lider petrol limanı Brega yakınlarında toplanıp tek taraflı özerklik ilan etti. Ali Zeydan hükümetini yolsuzluk ve güvenliği sağlayamamakla suçluyorlar. Başkent Trablus’ta silahlı grupların ağır silahlarla çatışmadıkları gün artık geçmiyor. Ülke parçalanmanın eşiğinde.

***


Mısır belirsizliğe teslim

Mısır, Arap isyanının motor gücüydü. Tahrir Meydanı, Arap âleminin sembolü oldu. AncakMübarek’in 25 Ocak 2011’de devrilmesi ve sivilleşme sürecinde ordunun rolü fazla küçümsendi. Bu rol İhvan ve Selefi ortaklarının ilk serbest seçimlerdeki ezici zaferinin ardından azalır görünse de, hiç eksik olmamıştı. Seküler muhalefet, Temmuz 2011’de ‘devrimin bitmediğini’ söyleyerek meydanları doldururken, İhvan, ‘ordu-millet el ele’ bildirileri dağıtıyordu. İhvan orduyla uzlaşmış, yumuşak geçişi tercih etmişti. Bedeli ağır oldu.


ANAYASA MESELESİ


İhvan
, ekonomiye odaklanırken, fırtınayı yeni anayasa koparttı. İhvan ve Selefiler, zaten anayasada var olan şeriatın altının daha kalın çizgilerle çizildiği bir anayasa istiyorlardı. Seküler muhalefet ile nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Kıptiler karşı çıkıyordu. Anayasa yazım süreci sürekli sekteye uğrayınca, İhvan üyesi Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Kasım 2012’de tüm yetkileri bir kararname ile elinde topladı. Ve jet hızıyla İslamcıların hazırladığı anayasayı onaylattı. Tepkiler üzerine yetkilerini iade etmesi de muhalefeti yatıştırmadı. Mursi onları önemsememişti, çünkü ‘azınlıktılar’! Gösterilerde bir düzineden fazla muhalif öldürülmüştü.


ORDUYU YANLIŞ HESAPLAMAK

İlkbaharda ülke kaynıyor, meydanlarda ‘Mursi istifa’ sloganları atılıyordu. Haziranda başlatılan kesintisiz gösterilerin sonucu, ordunun 3 Temmuz’da Mursi’yi devirmesi oldu. Darbeyi yapan, Mübarek’in komutanlarını devlet nişanları eşliğinde emekliye ayırmış olan Mursi’nin tercihi Genelkurmay Başkanı El Sisi idi. Cunta, Mursi’yi cumhurbaşkanlığını referanduma sunması için iknaya çalıştığını savunuyor, ‘halkın arzusunu’ yerine getirdiğini öne sürüyordu. Darbe sonrasında da İhvan’a toplumsal uzlaşmaya katılması önerildi. İhvan direnişe geçti. Ağustosta Kahire’de İhvan destekçisi sivillere açılan ateşte yüzlerce kişi katledildi. Polis devleti pekişirken, İhvan liderlerine baskı ve tutuklamalar başladı.

Geçen yıl Mübarek’in çıkarıldığı yargı karşısında bu kez Mursi ve İhvan liderleri var. Şiddeti teşvik ve sivillerin öldürülmesi gibi ithamlarla müebbetten idama uzanan cezalar alabilirler. Ve İhvan devlete karşı topyekûn savaşa girişebilir. Şubat ve mart aylarında yeni meclis seçimleri, yaz başında cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemde. Ülke belirsizliğe teslim.



[email protected]

[email protected]