• 7.05.2020 00:00
  • (822)

 Malum, vaktimizin kısm-ı azamında evdeyiz, bilgisayar karşısında da epey zaman geçiriyoruz.

Benim çok eski ve çok sevdiğim bir huyum Resmi Gazete okuma alışkanlığımdır; yarı şaka ama yarı da ciddi hep şunu söylemişimdir, “Türkiye’nin en heyecanlı, en öğretici, en enformatif süreli yayını Resmi Gazetedir”, disiplinli ve biraz da bilgili bir okuma alışkanlığınız size ülkemiz hakkında başka yerden öğrenilmesi zor şeyler öğretir.

Bu sabah da (5 Mayıs Salı, 2020) gazeteleri internetten karıştırırken resmi gazeteyi de açtım, AYM kararlarına baktım, Cumhurbaşkanlığı kararları için de atamalara bakıyorum, rektör atamaları falan varsa ilgileniyorum, yeni rektörlerin CV’lerine göz atıyorum. (vakit bol, evdeyiz)

Bugünkü (5 Mayıs) Resmi Gazetede Gençlik ve Spor Bakanlığına ait on il müdürlüğüne de atama kararı var (Cumhurbaşkanlığı kararı 2020/179); ilgimi çeken bir konu hiç değil ama geçmek için sahifeyi aşağıya doğru kaydırırken tesadüfen il müdürlüklerine yapılan atamaların isimleri gözüme takıldı.

İlk dikkatimi çeken, isimler arasında hiç Ayşe, Fatma’nın olmaması; demek Cumhurbaşkanı Gençlik ve Spor Bakanlığı il müdürlüklerine kadın müdür atanmasını uygun görmemiş.

Ancak, benim üzerinde bugün durmak istediğim konu başka.

Yeni il müdürlerinin, on erkek müdür, soyadlarını yazmıyorum, sadece isimlerini aktarıyorum: Feyzullah, Abdülsamet, Abdurrahman, Emrullah, Abdülselam, Yunus, İsa, Ali Osman, Salih ve Aslan.

Her isim güzeldir, hiçbir itirazım olamaz, hiç birisini de tanımam ama bu isimler, Cumhurbaşkanlığı ve AKP atamaları olarak baktığınızda isim sosyolojisi açısından gerçekten ilginç.

İlk beş isim içinde mesela bendenizin, Feyzullah dışında, bu isimlere sahip bir arkadaşım hiç olmadı, lise ve üniversite arkadaşlıklarım içinden de hatırlamıyorum, Feyzullah isimli ise bir kişi tanıdım hayatımda.

Abdülsamet ve Abdülselam isimlerini ise daha önce hiç duymadım desem burnum uzamaz.

Yunus ve İsa, malum peygamber isimleri, Ali Osman ismi iki halifenin isimleri; Salih ve Aslan isimleri ise daha yaygın isimler.

İlginçtir, bu sosyolojiden gelen isimlerin soyadları, muhtemelen Soyadı Kanununun 1934 tarihli olmasından kaynaklanıyor, dini çağrışımları daha az isimler.

Necmettin (Erbakan), Tayyip (Erdoğan), Abdullah (Gül), Abdüllatif (Şener) ilk aklıma gelen örnekler.

Yakın dönemin ve bugünün dini-siyasi İslam hassasiyetleri çok yüksek partilerin, MSP, Refah Partisi, Saadet Partisi, AKP, başkanlarının isimleri Necmettin, Tayyip; aynı dönemlerde CHP, SHP başkanlarının isimleri Erdal, Deniz, Kemal (Kemal Arapça kökenli bir isim ama malum nedenden muhafazakâr aileler pek tercih etmiyorlar); MSP, Refah, AKP gibi partilerin milletvekilleri, bakanları arasında mesela Erdal, Deniz gibi isimler, yok değildir muhtemelen ama, çok nadirdir.

Bu isim sosyolojisi gerçekten çok ilginç bizim ülkemizde; ancak, bu isim sosyolojisinin onomastik dalıyla da bir ilgisi yok, geçerken bunu da hatırlatayım.

AKP yaklaşık on sekiz senedir iktidarda ve on sekiz sene sonra bir bakanlığın il müdürlüklerine yapılan atamalarda böyle bir isim dökümü-sosyolojisi çıkıyor karşımıza, bu tesadüfi bir şey olamaz

Şunu da mutlaka ilave edeyim, CHP on sekiz sene iktidarda kalsa, on sekizinci senede yaptığı il müdürlüklerine atamalarda asla böyle bir isim dökümü göremeyiz, buna da eminim.

İsim sosyolojisi çok önemli ve siyasete de bire bir yansımış durumda.

Ancak, buradan çıkacak bir sonuç da bizim necip ülkemizde siyasi tercihlerin ağırlıklı olarak kültürel temelde yapılıyor oluşudur ki, bu durum, sağlıklı bir siyaset üretimi için hiç de doğru bir şey değil.

İki temel siyasi yapı var, ağırlıklı olarak kültürel temelde ayrışıyorlar, rahmetli Çetin Altan muhtemelen bu durumu Cami-Kışla ayırımı diye adlandırır idi ve bu ayrışma, on yıllar geçiyor, kendini yeniden üretiyor.

Belki de bu nedenden 1973’de gerçekleşen CHP-MSP koalisyonuna tarihi koalisyon-uzlaşma adı verilmiş idi.

Bu ayrışma hiç de hoş değil, kültürel temelde siyaset çok yanlış; 2002-2008 arası AKP ve Erdoğan AB konusu üzerinden bu saçma ayrışmayı aşabilme sinyalleri vermişlerdi, muhtemelen liberallerden de bu nedenle destek aldılar ama demek ki bu kültürel fay çok güçlü, çok derin, her türlü uzlaşma girişimini çok zorlaştırıyor, her kesim kısa sürede kendi fabrika ayarlarına dönüyorlar.