• 14.02.2015 00:00
  • (3181)

 IŞİD her adımında kendini aşmaya özen göstererek, yoluna devam ediyor. Ürdünlü pilotun diri diri yakılması, bu olayın filme alınması, dünyaya servis edilmesi, tüy üstüne tüy dikti. Bunlar olurken, ezelî tartışma da devam ediyor: “Bu canavarlar Müslüman olamaz!” Evet, adamların yaptıklarını İslâm’a mal edemeyiz, ama adamlar kendileri Müslüman ve bunları da İslâm adına, İslâm için yapıyorlar. Onları ikna etmiş olan İslâm yorumu bu. Birincisi, bunu bir tür “İslâmiyet propagandası” olarak yapıyorlar. Yani, bunların, bu eylemlerin, onların temsil ettiği İslâmiyet’i çekici kıldığını, kılacağını düşünüyorlar (ve muhtemelen, az sayıda da olsa, birilerini yanlarına çekiyorlar); ikincisi, İslâmî bir devlet otoritesi altında normal hayatın böyle olması gerektiğine inanıyorlar.

Şimdiye kadar birçok canavarlık sergilediler. Daha da sergileyecekler. Yaptıkları bu işleri yalnızca Müslümanlar’ın yapabileceğini söylemek istemiyorum, çünkü Müslümanlık’la ilgisi olmayan birileri de böyle şeyleri zevkle yapabilir. Tamam, diri diri insan yakma gerçekten sınırları aşıyor, ama bilmem kaç kişiyi keyifle öldüren Norveçli’yi de hatırlıyoruz. Ama yakın tarihte IŞİD’in eylemlerinin benzerlerini başka bir din adına yapan kimse de görünmedi. Neden?

Neden görünmediğini sormuyorum. Neden üst üste, burada göründüğünü soruyorum.

Kahire’de, El-Ezher’in başındaki Müslüman âlim, Şeyh-ül Ekber Ahmed el-Tayyib Ürdünlü pilot eylemi karşısında büyük bir öfkeye kapılmış. Bu adamların hemen öldürülmesi gerektiğini söylemiş. Ama biraz daha ayrıntıya da girmiş: “Çarmıha germeli,” demiş, “Kolları, bacakları kesilmeli!

Kollarını, bacaklarını kesmek de nereden aklına geldi diye sormak herhalde gerekmiyor. Çünkü ben hatırlıyorum, yetmişlerde olmalı, Kâbe’ye bir saldırı olmuştu. “Kâbe’ye saldırı” demek çok doğru değil. Kâbe’yi Suudi Arabistan’ın “monopolize etme” tarzına bir protestoydu bu ve yapanlar da gene radikal İslâmcılar’dı. Sağ yakaladıklarının kollarını ve bacaklarını kesmişlerdi, kamuya açık, törenle. Tarihte başka örnekleri de var mı, bilmiyorum. Tahminimce, vardır. Çünkü Şeyh bu cezanın Kur’an’da yer aldığını söylüyor.

Böyle vahşet örneklerini dinlerle özdeşlemek yanlıştır. Hıristiyan dünyada din adına işkencenin, idamın inanılmaz biçimleri uygulandı. Adamı kollarından, bacaklarından dört ata bağlayıp, atları kamçılayıp, adamı dört parçaya ayırmak dâhil.

Ama Hıristiyan dünyada yüzyıllardır böyle şeyler yapılmıyor. Burada var, Suudi Arabistan’da kral ailesinden bir kadının zina yaptığı için recmedildiğini (taşlanarak öldürüldüğünü) de hatırlıyorum.

Bu da Musa yasasıdır. İsa’nın “günahı olmayan ilk taşı atsın” sözü de bununla ilişkilidir.

IŞİD Ürdünlü pilotu yakınca Ürdün iki tutukluyu öldürdü. Bunlar hapiste tutuluyordu; IŞİD bunu yapmasa herhalde idam edilmeleri sözkonusu olmayacaktı. Yani, ne demek bu? Hukuken? Ahmet bir şey yaptığı için Mehmet öldürüldü. Bu demek.

Bu feci işler olurken, Ürdün Kralı da Amerika’da. Pilot olayını duyunca dönüyor ve Ürdün halkının coşkun tezahüratıyla karşılaşıyor. Bu iki kişinin öldürülmesini alkışlıyorlar.

El-Ezher dinî bir kurum. İslâmiyet’i öğretiyor.

Peki, şimdi bu kurumun başındaki adamın, IŞİD militanlarını yakalayıp kollarını ve bacaklarını kesmeyi önermesi nasıl bir şey? Şu ara Irak’ta Şiî bir grup, “Bedir”miş adı, IŞİD’e girişmiş, Diyala adında bir bölgede, başarılı da olmuş. En azından şimdilik, geniş bir bölgede, IŞİD varlığını temizlemiş. Bunun için sevinen sevinene ve böyle olması da çok normal. Ama orada, o bölgede bazı Sünni köylüler “Bunlar bizi öldürüyor!” diye feryat ediyor.

Şiî örgüt IŞİD’le dövüşüyor, muhtemelen öncelikle Sünni oldukları ve Şiî öldürmekten özel bir zevk aldıkları için. Ama kendileri de bazı Sünni sivilleri öldürmekten geri durmuyorlar. “Ezidî” filan, öyle bir şey varsa, Şiî’si, Sünni’si farketmiyor, birlikte öldürüyorlar. Ürdün, bir intikam jesti olarak iki kişinin öldürülmesini çılgın gibi alkışlıyor. Ama bence en önemlisi, El-Ezher’deki adamın çıkıp “Onların kollarını, bacaklarını kesmeliyiz, Kur’an’da söylendiği gibi,” demesi. Din bilgini ve din öğreten kurumun başı böyle konuşursa, “Bu işleri yapanlar niçin hep Müslümanlar arasından çıkıyor” sorusu zaten kısmen cevaplanmış olmuyor mu?

Bu soruyu benim soruyor olmam çok önemli değil. Önemli olan, Müslümanlar’ın kendilerinin sorması, ama laf ola değil, cidden merak ettikleri için sorması.

Bunu merak etmemek de benim açıklayabildiğim bir şey değil.