• 19.04.2017 00:00
  • (1772)

 Referandumu kalabalık bir heyet halinde gözlemleyip sonuçlarını rapora bağlayan AGİT bir Avrupa kurumu…

İsmi üstünde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı

‘Evet’ oylarının yüzde 50’den fazla çıkması üzerine, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı arayan ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin referandum başarısını kutladı.

Buna karşılık Avrupa ülkelerinden ses çıkmadı…

Üstelik.. Almanya Şansölyesi Angela Merkel.. AGİT raporunu bekleyeceklerini açıkladı.

Ankara’dan “Avrupa, Avrupa, duy sesimizi” seslerinin yükseldiği yeni bir ortama girdik.

Türkiye Avrupa’nın nesi oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en yakın bir bürokrat dün öğleden sonra şu mesajı dünya ile paylaştı:

Kızgın ve hesap soran bir mesaj bu.

Öyle ya, Avrupa bizim neyimiz oluyor da, ülkemizde hangi sistemin geçerli olacağına dair bir referandumda taraf tutuyor?

Referandum kampanyası henüz başlamamış iken.. sonradan en fazla sürtüşme yaşadığımız ülkelerden birinin diplomatik temsilcileri ile sohbet etme imkânı bulmuştum.

Onların ülkesinde bizim referandumdan önce bir seçim yaşanacaktı ve partilerin seçim kampanyalarının üç ana tartışma maddesinden biri, belki de en önemlisi, Türkiye idi.

Diplomatlar,bana, “Türkiye çoktandır bizim için bir dış ilişkiler konusu değil, bir iç mesele” dediler…

Gerçekten de öyledir. Avrupa ülkelerinde son yapılan seçimlerde, Türkiye’ye karşı tavır alan hükümetler ve partiler yükseliyor, yumuşak ve anlayışlı davrananlar ise geriliyor.

Bu bir realite.

Almanya’da da yakında seçim var ve Merkel zorlanıyorsa, sebebi hükümetinin Türkiye politikasıdır.

Merkel’in “Referandum sonucunu değerlendirmek için AGİT raporunu bekleyeceğiz” demesinin altında bu durum ve o tespite dayalı ihtiyat yatıyor.

Neden öyle, neden bazı Avrupa ülkelerinde Türkiye bir ‘iç mesele’?

Sorunun cevabı çok basit: Almanya, Avusturya, Hollanda, İsviçre, Fransa, hatta İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde hatırı sayılır bir Türk vatandaşı varlığı söz konusu.

Milyonlarca vatandaşımızın çoğu üç-dört nesildir yaşadıkları o ülkelerin de vatandaşı…

Oralarda yaşıyor ve vatandaş oldukları için seçimlerinde oy da kullanıyorlar…

Bazılarında yerel ve genel yönetimde Türkler yer alıyor, bakan oluyor…

Tabii hemen hepsinde Türkiye’deki siyasetin etkileri de hissediliyor. Burada ne oluyorsa oralara da yansıyor. Sevinçlerimiz veya kederlerimiz onların da sevinci veya kederi oluyor; sorunlarımız da sorunu…

Alın size bir gazete haberi:

Sonuca en çok şaşıran ülkeler Almanya, Avusturya, Hollanda ve Danimarka. Bu dört ülkede ‘Evet’ oranları Türkiye’dekinin çok çok üzerinde. Avusturya’da ‘Evet’ oyları yaklaşık yüzde 73, Hollanda’da yüzde 71, Almanya’da yüzde 63, Danimarka’da yüzde 60.6. Türkiye’de ise yüzde 51.4. Almanya’da 1.4 milyon Türk seçmenin yüzde 44’ü oy kullandı. Yarısı bile değil.”

Demek ki neymiş?

Avrupalı olmak bizim tercihimiz

Olaylar hızlı geliştiği için hep unuttuğumuz bir gerçek de şu: Türkiye yarım asırdan uzun bir süredir Avrupa kurumlarının üyesidir ve Avrupa Birliği (AB) üyesi olmak da istemektedir.

Biz kendi özgür irademizle ‘Avrupalı bir ülke’ olma çabası içerisindeyiz; Osmanlı da kendisini öyle kabul ediyordu çünkü…

Avrupa ise, Türkiye’ye baktığında, bazı ortak özellikler görse bile, farklılıklarımızı da görüyor ve arzumuzu yerine getirmede zaman zaman isteksiz davranıyor.

En önemli ortak özelliğimiz Avrupa ile.. evet bildiniz.. demokrasi ile yönetilmemiz…

‘Hukuk devleti’ standartlarına uyacağımız iddiasıyla.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hakkımızda karar vermesi için başvuran (1987) ve kararlarının yerli uygulamalardan öncelik taşıyacağını anayasasına geçiren de biziz.

Demokrasi konusunda gerilemeler yaşandığında.. veya bizde bazı gelişmeler onlara bu hissi verdiğinde.. Avrupa kulak kabartıyor ve ses çıkarıyorsa.. sebebi budur.

AB üyesi olma arzusunu duyan ve bunu ciddi bir iradeye dönüştürerek 2004 yılı sonunda ‘adaylık’ sözü almayı başaran Türkiye’dir.

Gümrük Birliği anlaşmasıyla (1995) ekonomimizi AB üyesi olmuş gibi AB ile entegre etmedik mi? O sayede, ‘made in Turkey’ damgası taşıyan ürünler, kalite garantisine sahip olduğu için, Avrupa ülkelerinde revaç görüyor; Avrupalı evler beyaz eşya ve elektronik ürünlerimizle dolup taşıyor.

Sözün kısası şu: Artık referandum bitti. Avrupa ile hırlaşmayı geride bırakıp huzur ve istikrarımızı amaçlayan bir yaklaşımla kendi sorunlarımızı kendimiz çözmeye çalışalım.

‘Demokratik bir hukuk devleti’ nasıl çözer ise, öyle…