• 26.07.2017 00:00
  • (1848)

 Ülkeyi ‘yeni’ bir konu veya uygulama ile tanıştıracağı zaman, öncesinden başlayan bir tanıtım faaliyetiyle, o değişikliğin sorunsuz geçmesini sağlamayı bilirdi AK Parti…

En başarılı olduğu konulardan biri budur.

Pek çok yenilik o özelliği sayesinde kalıcılık kazanmış, tanıtım sürecinde ters tepki alan yenilikler ise, fazla sorunlara yol açmasına fırsat verilmeden, daha yolun başında geri çekilebilmiştir.

Galiba AK Parti bu özelliğini kaybediyor.

‘Metal yorgunluğu’ ile kast edilen bu mudur acaba?

“Örnek” mi dediniz?

Okullarda ‘cihad’ konusunun müfredat programına alınıp özellikle işlenmesi iyi bir örnek olabilir.

Hürriyet gazetesinin iki yazarı, Ahmet Hakan ile Ertuğrul Özkök, birkaç gündür konuya değinen yazılarla okur karşısına çıkıyorlar. Aynı gazetenin iki ayrı sütununda farklı biçimde işleniyor bu konu.

Bugün Ertuğrul Özkök aralarındaki farklı yaklaşımı güzel özetlemiş.

Okuyalım:

AHMET Hakan diyor ki:

– “Cihat adam öldürmek değildir. Bomba patlatmak değildir. Damdan adam atmak değildir. Katliam yapmak değildir.”

Öyleyse bugün neden “cihat” denince bütün dünyanın aklına, “Adam öldürmek, bomba patlatmak, damdan adam atmak, canlı bombalarla insanları katletmek” geliyor.

Ahmet Hakan diyor ki:

– “Cihat, insanın nefsiyle mücadelesidir. Haksızlık karşısında susmamaktır. Zalime itiraz etmektir. Kötülükle savaştır.”

Tamam nefse karşı cihat var… Var da, bir de “Şeytana karşı cihat” ve “Görünen düşmana karşı cihat” diye bir şey de var.

IŞİD’i, Kaide’si, Boko Haram’ı yani nefsini kontrol için mi savaşıyor?

Yoksa şeytan dediği, düşman dediği Müslüman’a karşı mı cihat ediyor…

*

Bu cani örgütlerin hem Müslümanlara, hem Müslüman olmayan insanlara yaptığı zulme karşı sesini yükseltemiyor.

İnancını bu canilerin elinden kurtarmak için niye savaşmıyor…

*

Ahmet Hakan diyor ki:

– “Karşı çıktığınız şey… CİHAT olmamalı…”

İyi de “cihat” kelimesi dünyanın dört bir yanında “cihatçı” denilen insanların sembolü haline gelmişse ne yapacağız…” 

Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlüğüne bakmış Özkök, sözcüğün karşısında “Din uğruna düşmanla savaşmak” yazdığını görmüş. “Gelin” diyor, “Cihat kavramı yerine bugünün ‘yurtseverliğini’ öğretelim.”

Bir doktora tezi ve cihad kavramı

Ebu Süleyman’ın kitabı: İslâm’ın Uluslararası İlişkiler Kuramı..

Aslında okullarda kavramın öğretilmek istenmesinin sebebi de bu: TDK sözlüğünde yalnızca bir anlamı verilmiş olan ‘cihad’ sözcüğünün başka anlamlara da geldiğini ve esas olanın da öteki anlamlar olduğunu anlatmak…

Çünkü o sözcüğün birden fazla anlamı var ve evet ‘din uğruna savaş’ da anlamlarından biri; ancak farklılıklara saygı göstermeyi, imkânı varsa uzlaşma ve anlaşmayı savaşa tercih etmeyi de içeriyor o kavram…

Hâlâ aynı görevde midir, bilmiyorum; Prof. Abdülhamid Ahmed Ebu Süleyman ABD başkentinde kurulu International Institute Islamic Thought (IIIT) enstitüsü başkanlığından Malezya’daki İslam Üniversitesi rektörlüğüne gitmişti. Onun ABD’de Temple Üniversitesi’nde Prof. İsmail Raci el-Faruki denetiminde yaptığı doktora çalışması (1973) neredeyse bütünüyle bu konudadır.

Batılı kaynakların ‘cihad’ kavramı üzerinden İslâmiyet’e yönelttikleri eleştirileri İslâm’ın temel kaynakları ve o kaynaklar üzerinden gelişmiş ilk dönem hukukçularının görüşlerini kullanarak cevaplamaktadır Ebu Süleyman

Daha en başlarda (s. 33) cihadın bir savaş açmayı gerektirmediğini kayda geçiren yazar, cihadı şöyle tanımlıyor:

Cihad: İslam davasını yayma yolundaki görevlerini yerine getirirken, bir müslüman, hatalı davranışları eliyle, eliyle yapamadığında diliyle, bunu da yapamadığında kalbiyle (benimsememekle) düzeltmek için elinden geleni yapmalıdır. Cihad yalnızca dışa yönelik bir hareket değildir; insanın kendini güçlendirmesi ve hatalarını düzeltmesi gibi içe yönelik bir tarafı da vardır.”

Türkçeye kitabı ben çevirmiştim, İnsan Yayınları da 1985 yılında “İslâm’ın Uluslararası İlişkiler Kuramı” adıyla yayınlamıştı.

Sağlam kaynaklar olarak bilinen Buhari ile Müslim’de yer alan bir hadisi aktarıyor (s. 132) Ebu Süleyman

Savaşa giden İslam birliklerine katılmak üzere gelen bir adama, Hz. Peygamber, anababasının sağ olup olmadığını soruyor. Adam “Sağ” deyince, “O halde onlara hizmetle, ihtiyaçlarını karşılamakla cihad et” tavsiyesinde bulunuyor.

Her şey bir yana, ‘savaş’ anlamına ‘cihad’ kavramı hiçbir şekilde bireysel hesaplaşmaya müsait değil; eline kılıcı alan beğenmediği veya müslüman saymadığı birilerini “Cihad yapıyorum” gerekçesiyle öldüremiyor. Savaş anlamına ‘cihad’ kararını almanın şartları hayli fazla ve o konuda kararı devlet başkanı verebiliyor.

Sanıyorum AK Parti, devleti yönetenlerin savunduğu, ‘Cihadçı’ diye adlandırılan bireysel savaşçılığın İslâm ile ilgisi bulunmadığı tezinin aktarıldığı Batılı muhatapların, “Neden bunu kitlelere anlatmıyorsunuz?” tavsiyesi üzerine müfredata böyle bir madde koymaya kalktı… İşte görüyorsunuz, böylesine doğru bir niyeti anlatmakta nasıl zorlanıyor.

Ertuğrul Özkök’e söyleyeceğim şu: Müfredata bu madde tam da senin gerekçelendirdiğin yanlış anlayışı dengelemek üzere konulmak isteniyor; doğru anlam o derste iyi aktarılabilirse, ‘cihad’, zaten ‘yurtseverlik’ anlamını içeriyor.