• 24.09.2017 00:00
  • (2108)

 Bunca yıldır siyasi hayatı gözlemliyorum, CHP’nin derdinin ne olduğunu anlamak için Diyanet’e yeni bir başkan atanmasının gerekeceğini birileri söylese inanmazdım.

Sonunda makama Marmara ve Sakarya üniversiteleri kökenli, son görevi Yalova Üniversitesi rektörlüğü olan Prof. Ali Erbaş atandı.

Atandığı duyulur duyulmaz yaylım ateş de başladı; CHP’den isimler ve CHP’ye yakın kalemler tarafından…

Okurken utandığım, kulağıma geldiğinde yüzümü kıpkırmızı yapan saldırılar…

Yanlış anlaşılmaması için baştan uyarayım: Atanması yapılana kadar ismini bile duymadığım biri Ali Erbaş; yolumuzun kesiştiğini de sanmıyorum.

Ancak kendisine saldıranlar haksızlık yapıyorlar.

Neden olduğunu anlatayım.

Saldırı Prof. Erbaş’ın vaktiyle sarf ettiği şu sözlere: “Babam tarlada taşların arasına Kur’anı saklayacak korku yaşadı bu ülkede; bu ülke böyle bir süreçten geçti.”

“Hayır” diyor CHP’li kalemler, “Böyle bir şey hiç yaşanmadı.”

Ali Erbaş için “Hem yalancı, hem kindar” diye yazan bile çıktı.

CHP’liler okumuyor olmalı

CHP’lilerin derdi CHP’ye oy vermeyenlerin ellerinden düşürmedikleri kitapları okumamalarından kaynaklanıyor.

Habertürk televizyonu adına Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız en son canlı programda, o dönemde de yine böyle bir konu gündemde olmalı ki, CHP’nin tarihinde dine yaklaşım konusunda eleştirilecek yönler bulunup bulunmadığını bir soru halinde CHP liderine yöneltmiştim.

“Yok öyle bir şey; CHP eskiden beri dine saygılıdır” genel cevabıyla yetinmişti Kemal Bey.

Onun okuduğu kitaplarda belli ki, öyle yazıyor…

CHP’yi bu yüzden eleştirenler ise çok farklı kitaplar okuyorlar.

Necip Fazıl’ın ‘Son Devrin Din Mazlumları’ kitabını okuyorlar sözgelimi.

Ya da, Mehmet Akif‘in de yazılarıyla katıldığı Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerini yönetmiş Eşref Edib’in (1882-1971) ilk çıktığında (1969) mahkemelik olup beraat etmiş ‘Kara Kitap’ adlı, alt başlığı “Milleti nasıl aldattılar? Mukaddesatına nasıl saldırdılar?” olan kitabını

Yaşım itibariyle kişisel tanıklıkla ortaya atılabilecek bir durumda değilim.

Kutuz Hoca ne diyor?

En iyisi, bu konuda, Diyanet’in yeni başkanı Prof. Erbaş’ın o sözünü ilk elden tanıklıkların terazisine vurmak…

Kitaplaşmış tanıklıkların…

Başkan Erbaş Karadenizli. O zaman ‘Kutuz Hoca’ lâkaplı Rize/Güneysulu Hafız Mehmet Kara’nın (1918-2011), oğlu Prof. İsmail Kara tarafından yayına hazırlanmış anılarına bakabiliriz.

Kitabın adı ‘Kutuz Hoca’nın Hatıraları – Cumhuriyet Devrinde Bir Köy Hocası’

Hoca anılarını kendisi kaleme almış. Karadenizli hocaların o devirde CHP’yi desteklediğini, DP’lileri hafifmeşrep, müsrif, devlet adamı sayılmayacak kişiler gördüklerini ilk ondan öğrendim ben.

Askerliğini yaparken dindarlığı sebebiyle komutanlarından hep ilgi ve sevgi gördüğünü de gururla anlatıyor Kutuz Hoca. Emekliliğe erken hak kazanmak için askerlik süresini memuriyet yıllarına ekletmeyi “O dönemdeki gayretlerimin mükâfatını öteki dünyada almayı ümit ediyorum” diyerek reddetmiş biri…

İyi bir gözlemci de.

Şimdi de, Prof. Ali Erbaş’ın “Babam tarlada taşların arasına Kur’anı saklayacak korku yaşadı bu ülkede; bu ülke böyle bir süreçten geçti” cümlesini Kutuz Hoca’nın tanıklığına sunalım:

Konu ile ilgili tanıklıkları ‘Hatıralar’ (4. baskı, Dergah Yayınları, 2015) kitabının pek çok sayfasında (38, 41, 47, 52, 95, 187, 188) yer alıyor.

Birini aktarayım:

“O yıllarda jandarmalar ansızın camilere ve Kur’an kurslarına baskın yapıyor, körpe çocuklara bağırıp çağırıyor, takkelerini tüfeğin namlusu ve eliyle yere fırlatıyor, bazan dayak atıyor, hocalara ise hakaretler yağdırıyor, canı isterse alıp götürüyor, dayak atıyor, hakaret ediyor, bazan birkaç gün hapsediyordu. Jandarmaların geldiği haber alındığı veya uzaktan görüldüğü zaman ilk yapılan şey Kur’an, cüz ve Elifbe nüshalarını ortadan kaldırmak olurdu, takkelerimizi de saklardık, çünkü bunlara karşı tepkileri her zaman daha sertti.” (s. 41-42).

Karaçam Hoca ne diyor?

Bir yazılı tanıklığım daha var: Prof. İsmail Karaçam’ın tanıklığı…

Prof. Karaçam anılarını ‘Kur’an Kursundan İlahiyat’a Din Hizmetinde Bir Ömür: Hâtıralar’ başlığıyla kitaplaştırdı(Çamlıca Yayınevi, 2009).

Karaçam Hoca Burdurlu, Kiravgaz/Kayaaltı köyünden.

Ne yazmış, okuyalım:

“Cumhuriyetin ilânından kısa bir müddet sonra dini konularda ortaya çıkan din aleyhtarlığı tutumun tezahürlerinden biri de dini kitap düşmanlığı olmuştur.”(s. 54)

Biri kendisine şu olayı anlatmış:

“Dedem bana: ‘Oğlum evimizdeki bu kitaplardan her biri bir bomba tehlikesinde. Bir şikâyet halinde mahvoluruz. Onun için başımızın çaresine bakmalıyız. Sen hemen bir kazma kürek al, evimizin önündeki bahçeye in, genişçe bir kabir kaz, epeyce geniş olsun, bu kitapları oraya götürüp gömelim’ dedi. Ben de dedemin emrine uyarak gittim, büyükçe bir kabir kazdım, kitapları çuvallara doldurarak kazdığım kabire attım ve üstünü de toprakla kapattım.” (s. 55).

Sözü edilen dini kitaplardır.

Aslında bu konuyu ele almak bana düşmezdi, ama üzerine düşenlerden ses çıkmayınca…

CHP’lilere kendi tarihleriyle ilgili ‘farklı’ kitaplar okumalarını tavsiye ederim.

ΩΩΩΩ

NOT: En tepede bu yazıyı süsleyen fotoğraftaki başı sarıklı kişi 1947-1951 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı görevini üstlenmiş Ahmet Hamdi Akseki’dir. Fotoğraf kendisinin başkan yardımcısı olduğu 1930’lu yıllardan. Hoca Cumhuriyet bayramı kutlaması için özel giyinmiş.