• 31.10.2017 00:00
  • (1969)

 Kendi içimize fazlasıyla kapanmamızı getiren olaylar yüzünden uzak ve yakın etrafımızda meydana gelen ve bizi de yakından ilgilendiren gelişmeleri takipte zorlanıyoruz.

Medyamız da, maalesef diyeceğim, halkı bu konuda bilgilendirmede yaya kalıyor.

En önemli gelişmeler, bizi de içine çekecek biçimde, ABD’de yaşanıyor.

Amerikan basını yeniden itibar kazanma yarışında kan kokusu almış köpekbalığına döndü.

New York Times (NYT), 1971 yılında, Vietnam Savaşı’nın sonunu getirecek ‘Pentagon Belgeleri’ni yayımlamaya başladığında, sonu hapisle bitebilecek bir sürece girdiğinin farkındaydı.

Hem muhabir ve yayın yönetmeninin, hem de kendilerine belgeleri getiren Daniel Ellsberg’in hayatı yargının insafına kalmıştı.

Richard Nixon’u başkanlıktan eden Washington Post’un (WP) Watergate konulu yayınları da, Pentagon Belgeleri’nden bir yıl sonra (1972), Amerikan halkının basına bakışını olumlu olarak derinden etkiledi.

Gözaltılar başladı

Bugünlerde yeniden benzer bir durum var Amerikan basınında.

Donald Trump ve önce seçim kampanyasında sonra da yönetimde görevlendirdiği mesai arkadaşlarının yasadışı tavır ve davranışlarının her gün yeni bir ayrıntısına sayfalarında yer veren NYT ve WP gazeteleri ile ulusal televizyon kanallarının kan kokusu almış köpekbalığından farkı yok.

İlk başarılarını bugünlerde kutluyor gazeteler ve gazeteciler…

Trump’ın kampanyasını yöneten Paul Manafort ile iş ortağı Rick Gates gözaltına alındı.

Kampanyada görev yapmış iki isim daha (Sam Clovis ile George Papadopoulos) aynı akıbete uğrayacağa benziyor.

WP’nin haberleri Manafort ve Gates’in ABD’ye kumpas, kara para aklama ve FBI’ya yalan söyleyerek hükümeti yanıltma suçu işledikleri kanaatini doğurdu.

Clovis ve Papadopoulos ise, NYT haberlerine göre, Rusya ile gereğinden fazla yakınlık kurmuş, yabancı bir ülke ile para ilişkisine girmiş ve başkanlık seçimi sırasında Rusya ile ilişkilerini Hillary Clinton’un seçimi kaybetmesini sağlayacak biçimde kullanmış…

Federal suç bunlar.

Ulusal güvenlik danışmanı olarak atadığı Mike Flynn de, çoktan istifa etmiş olmasına rağmen, topun ağzında. Hem kendisi, hem de oğlu.

Yargının uzun kollarının Donald Trump’a kadar uzanması sürpriz sayılmayacak.

Sebebi ise, iddiaları araştırsın diye bizzat kendisi tarafından atanmış savcı Robert Mueller’in (2001-2013 arası FBI başkanıydı) işini zorlaştırmaya yönelik çabaları.

Mayıs 2017.. Trump’ın ilişkiyi inkar eden Twiti..

Gerçek olduğu gazetelerin yayınlarıyla ortaya çıkan Rusya bağlantısını, Trump, defalarca inkâr etmişti.

İnkârı bilgisizlikten kaynaklandıysa ne âlâ, eğer gerçeği bildiği halde gizlemeye çalıştıysa, böyle bir durum, Trump’ın Beyaz Saray’daki ikametinin süresini de kısaltabilir.

Bizi de ilgilendiriyor

“ABD’deki bu gelişmelerden bize ne?”

Oysa gelişmeler biri doğrudan diğeri de dolaylı sebeplerle bizi de ilgilendiriyor.

Doğrudan ilişki, topun ağzında olduğunu belirttiğim Mike Flynn’in suçlandığı konular arasında Türkiye’nin de adının geçmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’li bir kaynaktan propaganda amaçlı kullanılmak üzere kendisine verilen parayı kayıtlara geçirmemiş, saklamış Flynn

“Türkiye benim müşterim” diye beyanda bulunmamış…

Bunlar federal birer suç ABD’de.

Tabii bir de Rıza Sarraf ve Mehmet Hakan Atilla konusu var; ‘dolaylı ilişki’ dediğim o işte.

Üç hafta sonra başlaması beklenen duruşmalarda, Sarraf, ABD’nin İran’a koyduğu ambargoyu delme suçlamasıyla yargılanacak; Atilla da ona bu konuda yardımcı olmakla suçlanıyor.

Atilla’nın Halkbank’ta ‘2. adam’ konumunda olduğunu, Sarraf’ın da siyasiler ile irtibatı bulunduğunu unutmayalım.

Önceki gün, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD’nin Türkiye’ye çarpık davranışlarını eleştirirken şunları söylemişti, herhalde dikkatlerden kaçmamıştır:

“Bakıyorsunuz çok daha enteresan, bir bankamızın daha önce 6 kere girip çıkan görevlisini 7’nci kez girişinde gözaltına almaya yeter. Bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Bu işler bittiği zaman da biz dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz. Bunların hepsini de açıklayacağız.”

Sözlerinin muhatabı hiç kuşkusuz Donald Trump’tı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; ancak en yakınlarının gözaltına alınmaları, bir bölümünün ‘suçlu’ olduğunu peşinen kabul etmesi ve yargının kollarının pek yakında kendisine kadar uzanabileceği görüntüsü, Trump’ın da elinde fazla bir güç kalmadığının işareti.

İstese ve yapabileceği bir şey bulunsa bile, Trump, başına örülmekte olan çorap yüzünden fazla bir şey yapabilecek durumda görünmüyor.

Türkiye hazırlıklı olmalı

Bu durumda Türkiye’nin dışarıdan bakıldığında hoşa gitmeyen ve eleştirilere konu edilen görüntüsünü değiştirmekten başka bir yolu bulunmuyor.

Gazetecilerini hapseden bir ülke olmak Türkiye’ye bakışı zedeliyor.

Haklı iken haksız muamelesi görmesine sebep olan at izinin it izine karıştığına dair belirtiler de…

Sarraf-Atilla duruşmalarına, Türkiye, Amerikan yargı sistemini akılda tutarak hazırlıklı olmalı.

“Devletin başıdır” demeden kendi başkanını bile soruşturan bir yargı sistemi var ABD’nin…

Acımasız da.