• 7.02.2017 00:00
  • (1696)

 “Kudüs bizim ebedi ve bölünmez başkentimizdir” açıklaması modern zamanların işidir; İsrail devleti kurulduktan ve 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında kentin doğusu da işgali altına düştükten sonra sıkça duyulmaya başlanmıştır.

“Gelecek yıl.. Kudüs’te”

Ancak son beş asırdır, dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsunlar, Yahudiler, Hamursuz Bayramı (Pesah) günlerinin başlangıcında topluca yenilen yemekten (Seder) sonra, hep bir ağızdan, dualar eşliğinde “Gelecek yıl Yeruşalem’de” demeyi ihmal etmemişlerdir.

‘Yeruşalem’ onların dilinde Kudüs kentinin adıdır.

Yahudilere ‘milli ev’ teşkil edecek bir yer arandığı dönemlerde, bu amaçla Afrika’da, Latin Amerika’da değişik adresler verilirken de, onların aklı hep Yeruşalem’de olmuştu.

İsrail Devleti 1948’de kuruldu, 1980’de Kudüs ‘bölünmez başkent’ ilân edildi ve bütün ülkeler büyükelçiliklerini oraya taşımaya çağrıldı, 1995’te ABD Kongresi bu davete icabet edeceğine dair bir karar çıkardı. Üç savaşa (1948, 1967, 1972), sayısız barış görüşmelerine ve dünya kamuoyunu çizgiye getirme çabasına rağmen, Amerikan seçmeni kendisini Beyaz Saray’a yerleştirene kadar başarılamayanı, Donald Trump, bir imzayla, İsrail’e hediye ediverdi.

Dün Washington’da yapılan açıklamayla, ABD Başkanı Trump, Dışişleri Bakanlığına, İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma talimatı verdi.

‘Gelecek yıl’ artık bugündür Yahudiler için…

Sheldon Adelson diye biri…

Ülkesinde köşeye sıkıştırılmışlık yaşayan, en yakın kadrosunu feda etmek zorunda bırakılmış, hakkında yürütülen ciddi soruşturmanın sonunda görevden ayrılabileceği konuşulan ve bu sebeple günleri sayılan Donald Trump, kendilerine ‘tarihi’ bir hediye sunduğu etkili çevrenin bu yolla desteğini devşireceği hesabında.

Ayakta kalmanın yolunun Netanyahu ve benzerlerinin gönlünü almaktan geçtiği düşüncesiyle…

Özellikle de Sheldon Adelson’un…

Sheldon Adelson bir işadamı. Milyarlarca dolara bâliğ olduğu düşünülen servetini kumarhane işletmeciliğinden kazanmış. İsrail’de Benjamin Netanyahu’nun, ABD’de Donald Trump’ın en büyük destekçisi o…

Netanyahu’nun İsrail’in güçlü muhalif medyası karşısında zorluklar yaşadığı günlerde, Adelson, bedava dağıtılan bir gazete (Israel Hayom – İsrail Bugün) çıkarılmasını ve onun ülkenin en çok satan gazetesi olmasını sağladı. Ardından bir dini günlük gazete (Makor Rishon) ve bir internet haber-yorum sitesi (NRG) ile Netanyahu’nun imdadına koştu.

Kumarhanelerden kazandığı milyonlarını İsrail’de politik zemini dağılmış Netanyahu hükümetini iş başında tutmak için seferber etmesini bilmiş Adelson’un benzer bir desteği ABD’de kendisine vermesini artık bekleyebilir Trump

Adelson iki ülkenin (İsrail ve ABD) de pasaportuna sahip.

Trump’ın, modern dünyanın en eski ve en çetrefil sorununu daha da içinden çıkılmaz hale getireceği muhakkak olan ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma talimatını vermesinin sebebi bu kadar basit olabilir mi?

Tek bir adamın (Adelson) para gücüyle siyasette kendisini ayakta tutmasını umduğu desteğini almaktan ibaret bir beklenti?

Evet, bana sebep bundan başka bir şey olamaz gibi geliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a, Kudüs konusunda atılacak bir adımın ABD’nin global imajını zedeleyeceğini, bu sebeple kampanya vaadi olmasına rağmen bundan uzak durulmasını istediği için, ateş püskürüyordu Adelson.

Kudüs kararından hemen önce, ABD medyası, “Tillerson gidici” mesajlarını vermeye başladı.

Gider mi gider…

Zengin işadamının, Trump’a, “Filistinliler bir işe yaramaz, bölgenin tek demokratik ülkesi İsrail’in onların talepleri istikametinde davranması imkânsız, Ortadoğu politikasını bütünüyle değiştir” aklını verip durduğu da biliniyor.

“Bir deli kuyuya taş atmış.. kırk akıllı çıkaramamış” derler ya, şimdi öyle bir durum var.

Dünya dünden daha tehlikeli bugün

Trump’ın attığı adım ABD’de kendisini, İsrail’de de Netanyahu’yu bir süre daha ayakta tutmaya yarayabilir.

O da belki.

Ancak, dünden beri dünyanın bir gün öncesinden daha tehlikeli bir hale geldiği kesin.

Dünya 1960’lar ve 1970’ler boyunca ‘Filistin sorunu’ ile baş gösteren direnişi barışçı bir zemine çekmek için çabalamak zorunda kalmış, 1980’ler ve 1990’larda yeşeren barış umutlarıyla 2000’lerde ‘iki devletli çözüm’ diye özetlenen formülün taraflarca kabul edilebileceği beklentisi doğmuştu.

Yeniden başa dönülebilir; hem de bu kez sadece Ortadoğu değil, dünyanın bütün köşeleri en masumu ‘direniş’ sözcüğü ile ifade edilebilen bir hareketlenmeye zemin teşkil edebilir.

Bundan da en büyük zararı dünya barışı görebilir.

‘Kıyamet Savaşı’na (Armageddon) bir adım daha yaklaşır dünyamız.

Yahudiler’in üçbin yıllık tarihinden ve o tarih boyunca Kudüs’ün başkent bilindiğinden söz ediliyor şu günlerde; gerçekten de çileli bir yolculuk Yahudiler’in tarihi…

Aynı çileleri şimdi Filistinliler’in de daha derinden yaşaması ve bayram sofralarında “Gelecek yıl Kudüs’te” duasının bütün İslâm Dünyası tarafından tekrarlanır olması mı isteniyor?

Tehlikeye bakar mısınız?