• 19.12.2017 00:00
  • (1652)

 Dün gece, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının BM tarafından kabul edilmiş sayısız karara aykırı olduğu için hukuken geçersiz sayılması yönündeki tasarıyı reddetti.

BMGK’ye Mısır tarafından sunulan tasarı 14’e karşı tek bir oyla (ABD’nin oyuyla) reddedildi.

ABD’nin diğer 4 daimi üyeyle birlikte kararları ‘veto’ hakkı bulunuyor; Washington o hakkı kullandı.

Bana bu davranış hiç şaşırtıcı gelmedi.

“Dünya 5’ten büyüktür” sloganını literatüre kazandırmış ülkeyiz; bu olayda görüldüğü gibi bazen 1 oy bile dünyadan büyük olabiliyor.

Konu bundan sonra BM genel kuruluna sunulacak ve üye ülkelerin üçte ikisinin desteğiyle kararın geçmesi sağlanacak.

Sayısız karara bir yenisi eklenmiş olur

Sağlansa da bir şey değişeceğini sanmam. ABD –ve bir ölçüye kadar da İsrail– bildiğini okumaya devam edecektir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan yeni düzen içerisinde varlığını bugüne kadar sürdüren kurumların en belirgini olan BM, konu uluslararası gündeme girdiği ilk günden itibaren ‘Filistin sorunu’nda yetersiz kalmıştır.

Lehte alınmış sayısız BM ve BMGK kararı var, içlerinden biri ta 1969’da (15 Eylül) alınmış 271 sayılı BMGK kararı ve İsrail’in BM kararlarını tanımamasını kınıyor; ancak o kararların varlığı fazla bir anlam taşımıyor.

ABD ve İsrail üçte ikilik çoğunluk oluşmasın diye bütün güçlerini kullanacak, karar yine de genel kuruldan geçerse, işlevsiz kalması için ellerinden geleni yapacaklardır.

‘Kavanoz dipli dünya’ gerçekten…

Yine de konuyu BM genel kurulundan geçirmek için çaba göstermek şart.

Sorular.. sorular.. yeniden sorular..

Dünyanın karşı çıktığı bir girişimi ABD neden sonuna kadar götürür ve kendisini yeniden tecrit etme tehlikesi içerdiği halde İsrail niçin o girişimin arkasında durur?

İsrail’in kendisi zaten başkenti Kudüs imiş gibi davranıyor; Meclis (Knesset) Kudüs’te, bakanlıklar da orada yer alıyor. Diğer ülkelerin büyük çoğunluğu uzak durduğu halde ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ile ne değişmiş olacak?

Bu iki ülkenin (ABD ile İsrail’in) kader birliği ettiği görüntüsü vermesinden başka?

İsrail’in Filistin’e yönelik saldırgan tutumunun faturası, dünya halkları tarafından, eskisinden daha güçlü bir biçimde, ABD’ye de kesilecektir. ABD böyle bir yola neden girer?

Üzerinde uzun uzadıya durulması gereken sorular bunlar.

Terör neden çıktı?

Sorulara anlam kazandırmak için ABD Başkanı Donald Trump tarafından dün global kamuoyuyla da paylaşılan ‘Milli Güvenlik Strateji Belgesi’ne biraz yakından bakmakta yarar var.

Stratejik belge altındaki Trump imzası

ABD’nin stratejik belgesi bizdeki ‘kırmızı kitap’ın mukabilir.

Belgede “Amerikan ulusuna yönelik en ciddi tehdit cihadçı terör örgütlerinden geliyor”cümlesi yer alıyor. Ayrıca, İslam Dünyası’ndan gelen uyarılara rağmen, ‘radikal İslamcı örgütler’ kavramı da belgede kullanılıyor.

‘Cihadçı’ sözcüğü belgede tam 31 kez geçiyor.

Tehdit eden örgütler arasında el-Kaide ve IŞİD zikrediliyor; devlet olarak da İran…

El-Kaide ve IŞİD gibi örgütler durduk yerde ortaya çıkmış değiller. Her iki örgütün varlıklarını geniş kitlelere kabul ettirebilmek için kullandıkları gerekçelerin en başında Filistin sorunu geliyor. ABD’yi ve dünyayı sarsan 11 Eylül (2001) eylemlerini gerçekleştiren militanları harekete geçirenin de yine Filistin’e karşı tavır olduğu biliniyor.

ABD’nin Kudüs’le ilgili almış olduğu karar radikalleşmeyi daha da azdırmaktan başka bir işe yaramaz.

Yoksa bu mu arzu ediliyor?

Radikalleşmenin artması ve sanki yeterince baş ağrıtmıyormuş gibi dini gerekçeler kullanan terörün gemi azıya alması mı hedefleniyor?

New York’taki ikiz kuleler ile Pentagon üzerine indirilen uçaklarla gerçekleştirilmiş eylemler sonrasında, George W. Bush’un yanlış bir değerlendirmeye saplanmasıyla, ABD, İslam Dünyası’nı hedef alan bir projeyi devreye soktu.

Yalanla uydurulan gerekçeler Irak’a saldırı için bahane yapıldı; o gün bugündür İslam Dünyası savaş alanına döndü.

Farklı bir değerlendirme yapılıp militanlaştırıcı süreci tetikleyenin çözümüne ayak sürünen Filistin sorunu olduğu kabul edilse ve sorunun kalıcı çözümü için adımlar atılsaydı, el-Kaide en önemli gerekçesinden ve IŞİD de başını çıkaracak sisli ortamdan mahrum kalırdı.

“IŞİD Obama’yla Hillary’nin eseri” iddiasının sahibi Trump, şimdi IŞİD’ten daha fazla gözü dönmüş yenilerinin ortaya çıkabileceği bir zemini kendi elleriyle hazırlamış oluyor.

Aklı başında herkes, ABD’de ve İsrail’de bile, bu tehlikeli yöne doğru gidildiğinin farkında.

Uyarıyorlar da.

Bir de tabii dünyaya verilen bir mesaj var: “Bütün dünya bir yana, İsrail bir yana” mesajı…

Mesajın algılanması terörün zeminini genişleterek tehlikeyi daha da büyütecektir.

Yazık ki ne yazık.