• 6.02.2018 00:00
  • (1827)

 ‘Kış’, ilkokuldan beri bildiğimiz üzere, yılın üç ayıdır: Aralık, Ocak ve Şubat… Ancak bu yıl, Şubat ayının yarısına yaklaştığımız şu günlerde bile, ülkemizin büyük bir bölümünde kış kendisini henüz hissettirmedi.

Mevsimlerin mevsimliğini yapmadığı bir dönemle karşı karşıyayız. Hani ‘kar’dan vazgeçtim, doğru dürüst yağmur bile yağmıyor.

İklimler eskisinden farklı hale geldi; buna kuşku yok.

Her alanda yaşanan değişim

Sadece iklimler de değil, dünyamızdaki müthiş değişimler kendilerini her alanda hissettiriyorlar. Bizim neslin okullarda öğrendiği, çalışma hayatına atıldığında varlığını hissettiği hemen her önemli konu, günümüzde farklı bir biçim aldı, almaya da devam ediyor.

Günlük hayatımızın yeknesaklığının yerini gözümüzün önünden akıp giden hızlı ve farklı hayatlar aldı. Haberleri olaylar meydana gelir gelmez öğrenmemizi sağlayan bir medya altyapısı ve yüzyüze iletişimi ortadan kaldıran bir sosyal medya gerçeği var. Aynı mekanda oturan insanlar en çok vakti birbirleriyle konuşarak değil cep telefonları ve tabletleriyle geçiriyorlar.

Sağlık alanında meydana gelen ilerlemeler sayesinde ömürler uzuyor, ancak ileri yaşlar hem bireylere, hem de onların içinde yaşadıkları topluma yeni sorunlar ve sorumluluklar getiriyor.

Dünyamız için de benzer bir durum var.

Barış üzerine oturan ve BM gibi üst otoritelerin sağladığı hukuki güven ortamına sahip dünya düzeninin yerini uluslararası sorunların savaş yoluyla da çözülebileceği anlayışı aldı.

Terör eskiden tek tek ülkeleri tehdit ederken günümüz dünyasında el-Kaide ve türevi örgütler yüzünden global bir mahiyet kazandı. ‘Terörist’ tanımı da değişti; eline hayat boyu hiç silah almamış insanların bile, bir gün, kullandığı aracı kitlelerin üzerine sürerek ‘terör eylemi’ gerçekleştirebildiği bir dünyamız var.

Sorunların globalleştiği günümüz dünyası, ilk fırsatta, 1980 sonrasında benimsediği globalizm yolundan sapabileceği görüntüsünü veriyor.

Oysa, bütün uluslararası ilişkiler ve ekonomik yapı ‘globalizm/küreselleşme’ anlayışı üzerine oturuyor.

Değerleri zorlanan, dengeleri bozulan, neredeyse bütün özelliklerinin değiştiği veya değişme yolunda olduğu sinyallerini veren dünyamız, ekonomiyi ve siyaseti de derinden etkileyen bir sürece girmiş bulunuyor.

Teknoloji daha az sayıda insanın istihdam edilmesini, insanların daha az saat çalışmasını mümkün kılıyor; zenginlerin servetlerinin katlandığı, bunun karşısında fukaralığın yaygınlaşıp çaresizliğin her kapıya eriştiği bir dünyada yaşıyoruz.

‘En az zararlı’ bilindiği için ülkelerin fazla zorlanmadan benimseyegeldiği demokrasi, bir siyasi sistem olarak, eskisi kadar revaçta değil. En sonunda ABD’ye de sirayet ettiği fark edilen, hemen her alanda tekçi bir karar mekanizmasıyla yönetim anlayışına sahip siyasi liderler ön plana çıkıyorlar.

ABD’ye başkan seçilen Donald Trump’ın ilk hukuki tasarrufu olan bazı ülkelere seyahat yasağı getiren kararname konusundaki tutumunun da dışa vurduğu gibi, yargıyı da aynı ‘tekçi’ mekanizmanın parçası olarak görüyor bu anlayış.

Muhalifler ve sivil toplum ‘out’

Son yıllarda Avrupa’ya da egemen olmaya başlayan bu ‘tekçi’ anlayış, etkisini en fazla toplum yapılarının kutuplaşmasında hissettiriyor.

Yönetime gelenler kolonyal dönemin sloganı ‘böl ve hükmet’ ile ülkeleri yönetmenin peşindeler.

Demokrasilerin olmazsa olmazı farklı görüşleri ve muhalif söylemleri önemsizleştiren, sivil toplumu etkisizleştiren bir döneme girildiği kesin.

Uluslararası bazı kurumların (sözgelimi Dünya Ekonomik Forumu) ve gelişmeleri yakından izleyen ulusal bazı yapıların (sözgelimi ABD’deki National Intelligence Council) ileriye dönük değerlendirme raporlarına göz atıldığında, köklü altüst oluşların kapımıza dayadığı fırsatlar ve sorunlar daha iyi anlaşılabiliyor.

İyi de, bizim ülkemizde bu konular neden tartışılmıyor?

Oysa, değişim ve köklü altüst oluşların en fazla hissedildiği bir bölgede bulunuyor ülkemiz.

Yaşıyoruz, ama farkında değiliz değişimlerin hayatlarımızı ne kadar değiştirdiğinin…

CHP kurultayı bu yüzden hayal kırıklığı

CHP’nin iki gün süren çekişmeli kurultayının, değerleri ve dengeleri böylesine tehdit altına düşmüş bir dünyada yapılıyor olmasına rağmen, sorunları çok daha değişik dönemlerde yapılmış önceki kurultaylardan herhangi bir farkı var mıydı?

Sorunlar ve çözümler konularına değinen konuşmalar dinledik mi kurultayda?

Anmuhalefet partisinin global gelişmelerden haberdar olduğunun işaretini kurultaydan alabildik mi?

Kurultay sonrası tartışmalardan?

Bu soruların hepsinin tek bir cevabı var: Hayır.

Şimdiye kadar meydana gelmiş değişimi fark edemeyenin bundan sonraki muhtemel değişimlerle ilgili öngörüleri olması da beklenemez.

Dünya değişiyor beyler, bunu hiçbir gelişmeden hissetmiyorsanız, kışın bu denli kurak geçmesi de sizlere bir şeyler söylemiyor mu?