• 7.02.2018 00:00
  • (1872)

 Neyse Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına bildiri yayınlayanların gözaltıları uzun sürmedi. Ancak şimdi de TTB ile birlikte Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) isimlerinde bulunan Türk ve Türkiye sözcüklerinin kaldırılması gündemde.

Afrin konusunda farklı görüşler açıklamıştı TTB, savaş-dışı yöntemler tavsiye eden görüşler…

TBB başkanı Prof. Metin Feyzioğlu ise Afrin harekâtını desteklediğini daha ilk günden açıklamıştı.

Sosyal medyadan ‘savaş karşıtı’ içerikli mesajlar yayınlayanlara da göz açtırılmıyor.

Gerekçe askerin ve milletin moralinin bozulması ihtimali…

Geçmişin uygulamaları bugün anlamlı mı?

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın saldırısına uğrayan İngiltere’de de savaş-karşıtlarına göz açtırılmamış; dolayısıyla bizde de böyle muameleler yerindeymiş…

Doğrudur. İngiltere, Nazi saldırısına uğradığında (1940), 18B diye anılan bir düzenlemeyle başını Osward Mosley’in çektiği faşist örgütün bazı üyelerini derdest etmişti.

ABD de, Pearl Harbor’a Japonya’nın saldırısı üzerine savaşa katılınca, çok uzun yıllardır ülkesinde yaşayan, çoğu Amerika doğumlu Japon vatandaşlarını toplama kamplarında ağırlamıştı.

Sorulması gereken soru şudur: Acaba o tedbirler doğru muydu?

Mosley ve öndegelen İngiliz faşistlerin 1940-1943 yılları arasını cezaevinde geçirdikleri doğrudur; ancak Hitler’le görüşmüş ekzantrik bir politikacıydı Mosley; savaşın ortasında serbest bırakılmıştı.

Japonları toplama kamplarına tıkan ABD ise, Jimmy Carter’ın oluşturduğu bağımsız bir komisyonun aleyhte bulguları üzerine, Ronald Reagan döneminde (1988), o uygulama yüzünden kamplarda toplanmış her bir Japon’dan hem hükümet adına özür diledi, hem de herbirine tazminat ödedi.

Ayrıca, İkinci Dünya Savaşı döneminde dünyanın şartları ile bugün arasında büyük farklar olduğu bir gerçek. Bireysel hak ve özgürlüklerin insanın vazgeçilmezi olduğu kanaati İkinci Dünya Savaşı sonrasının değeridir ve uluslararası belgelere de savaştan sonra girmiştir.

Türkiye, Afrin’deki sınır güvenliğini tehdit eden terör odaklarına karşı başlattığı askeri operasyonu ‘savaş’ olarak takdim etmiyor zaten.

Bugünün dünyasında devletler zecri sayılacak tedbirleri mümkün olan çok nadir ortamlarda ve noktasal uygulamalarla alma yolunu tercih ediyorlar. Hukuki çerçeve mutlaka gözetiliyor, mağduriyetler yaratılmaması için titizlik gösteriliyor, temel hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi anlamına gelecek uygulamalardan da kaçınılıyor.

Toplama kampları veya toplu cezalandırmalar günümüzde başvurulan tedbirler değil artık.

Avrupa’dan dışlanabiliriz

Acaba askeri bir operasyon yürüten ülkemiz, bu esnada ne tür bir yol tutsa kendisi için daha iyi olur?

Daha önce, Afrin’e askeri operasyon başladığı ilk günlerde, bu soruya cevap teşkil edecek düşüncelerimi yazdım: Dışarıda böylesine önemli bir harekata girişildiğinde, içeride kendini güvenli kılacak bir davranış tarzı benimsemektir doğru olan. Bu da ancak hukuk devleti ilkelerinden taviz vermemekle sağlanır.

Yerleşik meslek örgütleri veya üyelerinin ya da değişik ilgi alanlarından isimleri duyulmuş kişilerin resmi görüşe ters düşen görüş açıkladıkları için takibata uğramalarına bu gözle bakmakta yarar var.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan son birkaç hafta içerisinde Fransa ve İtalya’yı ziyaret ettiğinde, o ülkelerin medyasında çıkan saygısız değerlendirmeler çoğumuzu rencide etti.

Şimdi de Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Parlamentosu (AP) ağır eleştirilerle Türkiye’yi hırpalamakta.

AP, dün, Türkiye ile ilgili özel bir oturum düzenledi ve bir yandan Afrin’e yönelik operasyon eleştirilirken bir yandan da ülkemizdeki hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokrasi standartları ciddi biçimde sorgulandı.

Yarın (Perşembe günü) AP’de oylanacak ortak kararın Türkiye için olağanüstü olumsuz olabileceğine dair haberler geliyor.

Son haber şu:

AP’deki siyasi grupların üzerinde anlaştığı ve Perşembe günü oylanacak ortak karar taslağında çok sert eleştirilere yer verildi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında alınan AP kararlarıyla büyük benzerlik içeren belgede, temel hak ve özgürlükler ile hukukun üstünlüğü alanlarında yaşanan kötüleşme ve yargıda bağımsızlık eksikliğinden duyulan derin endişe dile getiriliyor. İfade özgürlüğü alanında orantısız ve yasadışı eylem ve önlemlerin devreye sokulduğu belirtiliyor. Türkiye’nin seküler ilke ve değerlerindeki kötüleşme not ediliyor. (..) Belgede, tutuklu olan çok sayıda akademisyen ve gazetecinin adı verilerek atılması istenen adımlar sıralanıyor.”

Bazen unutulduğu için hatırlatmak gerekebiliyor: Şimdi Dışişleri Bakanı olan Mevlüt ÇavuşoğluAvrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne, Avrupalı parlamenterler tarafından başkan seçilmişti (2010-2012). Aynı Meclis, geçen yıl (25 Nisan 2017), Türkiye’yi siyasi denetime alma kararı çıkardı.

AP’nin yarın alması beklenen karardaki gerekçelerle…

Kızalım, kızıyoruz da, ancak kızmamızı gerektirmeyecek bir tavır da benimseyebilirdik.