• 14.03.2018 00:00
  • (1455)

 Sağolsun, Ahmet Kekeç (Star) bugünkü yazısında beni anıyor Hayır, adımı vermiyor, onun yerine ‘deneyimli gazeteci ağabeyimiz’ demekle yetiniyor…

Olsun, bu kadarına bile âmenna.

Dün, hatırlayacaksınız, New York Times’ta (NYT) taze taze çıkan dört muhabirin imzasını taşıyan kapsamlı bir haberden hareketle Suudi Arabistan’a ABD’nin yaklaşımını yazımda işlemiştim. NYT daha önce ‘büyük devrim’ diye andığı ve göklere çıkardığı Suudi Arabistan’da yaşananları, tam da o değişimi yönlendiren Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın Washinton’a ziyareti öncesinde bu defa yerin dibine batırıyor.

‘‘ABD’nin dış politikası budur’’ diyordum yazımda, bir gün öpücük kondurur, bir başka gün yumruk indirir…

Oradan da yine aynı gün bu defa Washington Post’ta (WP) çıkan Türkiye değerlendirmesine sözü getirip, yazımı ‘‘Türkiye’ye karşı da bir şeyler pişiyor diye düşündüren bir yazı’’cümlesiyle bitirmiştim.
Kekeç ‘‘Boş bir yazı’’ demiş; WP’de çıkan değerlendirme için değil, hayır, benim yazım için…
Eh, arada sırada boş yazılar da yazmak lazım.

[Yine de bir şeyi anlamakta zorlandım: ‘Boş bir yazı’ kategorisine soktuğunu açıkladığı bir yazı için Kekeç çapında bir yazar nasıl olur da köşesinin bütününü ayırır…]

Washington’da köşe kapmaca
Ancak işe bakın ki, benim ‘boş yazım’ın çıktığı gün ABD’de herkesin çok önemli bulduğu bir gelişme yaşandı: Önümüzdeki hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu kabule hazırlanan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson görevden alındı. Hem de, görevden alındığını DonaldTrump’ın herkese Twit ile duyurmasıyla öğrenerek…
Rex Tillerson’un yerine CIA’nin başındaki Mike Pompeo’yu, onun boşalttığı göreve de yardımcısı Gina Haspel’i getirdi Trump…
Benim ‘boş yazı’ daha gün dolmadan birdenbire ‘dolu’ bir yazıya dönüşüverdi.
Dünkü yazımın sonuna eklediğim WP’nin yazı işleri tarafından kaleme alınmış Türkiye değerlendirmesini, Türkiye’ye karşı bir şeyler pişiyor olabilir kuşkumu belli eden, ama neden böyle düşündüğümü açıklamayan tek bir cümleyle bitirmiştim.
Açıklamaya gerek görmemiştim, çünkü Trump’ın seçildiği ilk günden başlayarak yeni dönemin ülkemiz için riskli olacağına dair öngörülerimi ve o öngörülerimi destekleyen sonraki gelişmeleri okurlarımla paylaşıyorum.
Rex Tillerson o ‘riski’ hiç değilse bir miktar azaltan bir figür olarak karşımıza çıkmıştı.
Mike Pompeo ise riski çoğaltabilecek bir figür.
CIA’nin başına ‘tarihinin ilk kadın direktörü’ olarak geçen Gina Haspel ise gezici hapishaneler ile şöhret bulmuş biri.
Yeni bir dönem
Trump-Pompeo-Haspel üçlüsü Washington’dan ülkemizin bulunduğu bölgeye baktıklarında hayrımıza olacak bir şey düşünürler mi?
Sanmam.
‘‘Washington daha önce de farklı değildi’’ diyen çıkabilir, ama yanılır.
Hayırsız dönem WP’de çıkan yazıyla vites büyüttü bana göre.
Kekeç bu yazıyı da ‘boş’ saydıkları arasına katabilir.