• 20.03.2018 00:00
  • (1598)

 Afrin’de kent merkezinin de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve destekçisi Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) tarafından ele geçirilmesi, önemli devlet binalarına bayrak dikilmesi başarılı bir gelişmedir.

TSK ciddiye alınacak bir güçle karşılaşmadan bunu gerçekleştirdi. Oraya yuvalanmış PKK uzantısı PYD/YPG militanları çatışmaya girmek yerine araziden çekilmeyi yeğlediler.

‘Başkomutan’ sıfatıyla harekâtın psikolojik propaganda yönünü de üstlenmiş olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Afrin sonrasında orduya yeni hedefler verdi: Sincar ve Menbiç

İddialar, iddialar

Harekâttan önce veya başlaması sonrasında “TSK bunu başaramaz” iddiasını seslendirenler var mıydı?

Bugün gazetelerde yer alan pek çok yazı o iddiaya yönelik eleştirilerde bulunduğuna göre var olması gerekir.

Ertuğrul Özkök’ün bugünkü yazısının başlığı anlamlı: Savaşamaz dedikleri ordu bütün dünyaya ders verdi.”

Peki, “Afrin’e girmek zordur, büyük direniş olacaktı, sıra meskûn mahal çatışmasına geldiğinde işler tersine dönecekti” diye yazanlar ve TV’lerde bu görüşü ileri sürenler var mıydı?

Ahmet Hakan “E hani direniş falan?” başlığını taşıyan yazısında öyle tipler olduğunu söylediğine göre bizim de var olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

İkisi de medyayı benden daha yakından izliyorlar.

AK Parti’nin daha fazla itibar ettiği gazetelerde heyecanı çok daha yüksek yazılar var bugün.

Afrin harekâtı TSK ile ilgili yersiz, yanlış, kasıtlı ve zararlı bu tür iddiaların silinmesi açısından hiç kuşkusuz yararlı olmuştur.

Türkiye’nin en önemli değerlerinden biridir ordusu ve hemen bütün kamuoyu yoklamalarına göre, son yıllarda yaşanan korkunç kumpaslara rağmen, TSK, kurum olarak, halkımızın eksilmez güvenine sahip olmayı sürdürmektedir.

Ordu için, “Göreceksiniz, savaşamayacak” diyenler de “Afrin’e girildiğinde büyük zorluklarla karşılaşılacak” görüşünü ileri sürenler de yanıldıklarını artık anlamış olmalılar.

Bugün görünen tablo o iddiaları bütünüyle yersiz hale dönüştürdü çünkü.

İhtiyatlı olmalıyız

Savaşlar ve askeri harekâtlar, iyi yetişmiş ordular elinde, hazırlıklı olunduğunda, ülkelere böyle başarılar yaşatırlar.

Özellikle de vatan savunması söz konusuysa…

Türkiye bütün dünyaya bunun örneğini İstiklal Savaşı’yla verdi.

Ancak savaşlar ve askeri harekâtlar eğer yabancı topraklarda yapılıyorsa, ilk elde kazanılan başarıları kalıcı hale dönüştürmenin zor olduğunu bilmek ve bunun için olabildiğince ihtiyatlı davranmak da şart.

Tarih –sadece başka ülkelerin tarihleri değil bizim tarihimiz de– bunun sayısız örnekleriyle doludur.

İki dünya savaşını çıkartan Almanya.. Vietnam, Laos, Kamboçya, Tayland, Myanmar, Malezya ve Singapur’u içine alan Hindiçin’e (veya Çinhindi, Indochina) hakimiyet için bölgeye asker gönderen Fransa (1946-1954).. o savaşı Fransa’dan devralan ve Vietnam üzerinde yoğunlaşan ABD (1955-1975).. ve en son da Afganistan’a Kızıl Ordusu ile giren Sovyetler Birliği (1979-1989) bu gerçeği neden sonra anladılar.

Fransa Asya’dan ayağını çekmek zorunda kaldı; Amerika Vietnam’da, Sovyetler Birliği Afganistan’da yenildi.

Putin’in Rusya Federasyonu Gürcistan (Abhazya ve Güney Osetya) ve Ukrayna’da (Kırım) askeri müdahalelerle sonuç almış görünüyor, ancak onun da bu yaptıkları yüzünden ülkesinin uğradığı sıkıntılar küçümsenmeyecek kadar önemli.

Zafer ortamları bazen tarihi gerçekleri unutturabiliyor; oysa özellikle bizim tek bir yanlış adım bile atmamamız gerekiyor.

Beş kıtada hüküm süren bir imparatorluktan sonra Anadolu’ya hapsedildiğimiz için…

Elbette bu bizi pısırık olmaya, haklarımızı görmezden gelmeye, ülke güvenliğinde zaafa sevk etmemeli.

Hele bir de şimdiki coğrafi varlığımızı, sınırlarımızı bile bize çok görenlerin olduğu günümüz dünyasında daha da dikkatli olmak zorundayız.

Medyanın gazına gelmemek gerektiğini bilecek kadar devlette tecrübe olduğunu sanıyorum.

Umarım her şey planlandığı gibi gider.