• 2.02.2018 00:00
  • (1462)

 MHP lideri Devlet Bahçeli‘nin seçim kampanyası sırasında dile getirilen sorunlar arasına ısrarla ‘af’ konusunu sokmaya çalışmasından ‘Cumhurbaşkanı İttifakı’ içerisinde ortaklık yaptığı iktidar partisinin de rahatsız olduğu fark ediliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip ErdoğanBaşbakan Binali Yıldırım ve hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ, hepsi ayrı ayrı, “Gündemimizde af konusu yok” açıklaması yaptılar.

Devlet Bahçeli ise “Ramazan bayramından önce”diye af için gün bile veriyor.

Konu netameli

Konunun netameli olduğu kesin.

Netameli oluşunun sebebi cezaevleri kapasitesi.

Onun da sebebi 15 Temmuz hain darbe girişimi…

Darbe girişimine kadar 190 bin civarında olan cezaevi nüfusu şu sıralarda 250 bine yaklaştı; Adalet Bakanlığı bu yılın sonunda o sayının 275 bine ulaşması öngörüsünde bulunuyor. Oysa mevcut cezaevlerinin kapasitesi 200 binin biraz üzerinde.

Bunun anlamı, cezaevi koğuşlarında bir yatakta birden fazla tutuklu veya hükümlünün kalmak zorunda olduğu…

Türkiye yalnız her ile devasa birer şehir hastanesi inşa etmiyor, aynı zamanda ülkenin dört bir tarafında yükselen cezaevi inşaatları da var. Bu yılın sonuna kadar hizmete girmesi beklenen cezaevi sayısı 45…

Hapishanelere içerisinde barındırdığı insanları cezalandırma yerleri gözüyle bakan bir ülkeyiz. Dünya bu anlayışı çoktan geride bıraktı ve pek çok ülke, oralara, yargının hapisle cezalandırdığı insanların içeride geçirdikleri süre içerisinde topluma yeniden kazandırılması için programlar uygulanan birer ıslahhane gözüyle bakıyor.

Amerikalı belgesel yapımcısı Michael Moore‘un 2015 tarihli ‘Bir sonra hangi ülkeyi işgal edelim?’ diye çevirilebilecek ‘Where to Invade Next’ adlı filminin bir bölümünde Norveç’in cezaevleri sistemine değiniliyor.

Norveç’te çoğu adam öldürme gibi ciddi suçlardan mahkum olmuş kişilerin içerisinde yer aldığı cezaevlerinin mahkumlara ne kadar insani davranılan birer ıslah yeri olduğunu o belgeseldeki görüntülerden anlıyoruz.

TIME dergisi, Norveç cezaevi sistemi için, konuya ilişkin haberinde ‘en insani’New York Times gazetesi de ‘modern, neşeli ve Amerikalıların anlayamayacağı kadar gerçek-dışı’ sıfatını kullanmış…

ABD de, bizde olduğu gibi, cezaevlerine ceza görülen yer gözüyle bakıyor ve cezaevi nüfusu orada da kapasite fazlasına sahip.

Liège kurbanları için..

Konu neden önemli?

Geçen hafta Belçika’nın Liège kentinde bir terör olayı meydana geldi. Benjamin Herman adlı biri, cezaevinden 48 saatliğine izin kullandığı sırada, bir okulu basarak bir kadını rehine aldı, bu arada üç kişiyi de ağır biçimde yaraladı. Adamın bir gece önce bir başkasını da öldürdüğünden şüphe ediliyor.

Benjamin polislerin açtığı ateşle öldürüldü.

Olay sırasında “Allahü ekber” diye bağıran, eyleminin ardından yaptığına IŞİD’in sahip çıktığı adam, aslında hırsızlık, saldırı ve uyuşturucu gibi âdi suçlar yüzünden içeride bulunuyormuş; iki yıl sonra serbest kalacakmış

Belçika içişleri bakanı “Benjamin Herman cezaevinde radikalleşti” açıklamasını yaptı.

Evet, cezaevlerinin böyle bir özelliği de var.

Hırsız bir Belçikalı’yı IŞİD’çi teröriste çevirebilen bir özellik…

Acaba bizde durum ne?

Hükümlüler arasında durum ne, henüz hüküm giymediği halde hakkında başlatılan ve bazen yıllara yayılabilen yargı süreci sırasında tutuklu olanlar arasında durum ne?

Cezaevlerine düşen sıradan insanlar orada bulundukları süre içerisinde kendilerine atfedilen suçlardan nedamet mi getiriyorlar, yoksa kendilerini ‘kader mahkumu’ olarak görüp bilenerek daha önce hiç sahip olmadıkları keskin tavırlarla mücehhez hale mi geliyorlar?

Ya ‘kader mahkumu’ olduğuna inandıkları veya haksız yere tutuklu saydıkları yakınlarını cezaevlerinde ziyaret eden aile fertleri?

Anne-babaları cezaevine düştüğü için kendileri de mahkumlarla aynı mekanları paylaşan çocukların durumlarını da bu değerlendirmeye katmak gerekiyor.

Onlar cezaevi-ikameti sonrasında nasıl bir ruh hali içerisinde bulunacaklar?

Şahsen, kendi adıma, “Tutukluluk hali cezalandırmaya dönüşmesin, insanları hüküm giyene kadar tutuksuz yargılama yönüne gidilsin” tavsiyesinde sıkça bulunurken cezaevi sisteminin bu radikalleştirici özelliğini de düşünüyorum.

27 Mayıs 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır Cezaevi‘nin PKK’ya bilenmiş kadrolar hediye etme özelliğini de göz önünde tutarak…

MHP liderinin ‘kader mahkumu’ sayıp ‘af’ kapsamı içerisinde görmek istedikleri ile Belçika’da geçen hafta yaşanan olayın işaret ettiği gerçek arasında ilinti kurmak hayli zor.

En doğrusu, işe ‘tutuksuz yargılama’ prensibini benimsemekle başlamak, bunu yaparsak cezaevi nüfusu normale dönecektir; ardından da hapishaneleri ceza görülen yerler olmaktan çıkarıp birer ıslahhaneye dönüştürmenin yollarını aramak…

Affı bunlardan sonra düşünebiliriz.