• 26.08.2018 00:00

 Geçen hafta Türk basını için önemli bir ismi kaybettik; Güngör Uras‘ı… Tanıdığım en çalışkan gazete yazarlarından biriydi; hem de mesleği gazetecilik olmadığı halde… Milliyet‘te kendi ismiyle yazarken, Dünya‘da Tevfik Güngör mahlasını kullanıyor, bu da haftada tam 12 yazılık bir verim anlamına geliyor.

Uzun yıllar, Ali Rıza Kardüz imzasıyla, gittiği lokantaları ve yediği yemekleri de yazdı Güngör Bey

İlber Ortaylı Hürriyet‘teki yazısının bir bölümünü bugün ona ayırmış. Bölümün girişi şöyle:

“Ali Rıza Kardüz, asıl adı olmalıdır. TRT Ankara Radyosu’nun unutulmaz spikerlerinden Aytaç Kardüz’le kuzen olurlar. Güngör Uras, onun özel sektörde ve basın hayatında benimsediği isimdir. Resmi ismi tashih ettiğini bilemiyorum.”

“Acaba çok kişilikli miyim?” diye sorardı

Rahmetli gerçekten de TRT spikerlerinden Aytaç Kardüz‘le kardeş çocuğudur, ancak Güngör Uras nüfus kağıdındaki gerçek ismidir. Büyük dayısının ismi olan Ali Rıza Kardüz‘ü, Sabah gazetesinden, “Gittiğin lokantaları da yazsana”teklifi geldiğinde kullanmaya başlamıştı.

Başlarda takma ismiyle arasındaki akrabalık ilişkisini kendisi anlatırken, Ali Rıza Kardüz ile oğlunun istihbaratçı kimlikleri yüzünden olacak, sonraları bu yoldaki sorulara üstü kapaklı cevaplar vermişti Güngör Bey

Geçen gün bir başka vesileyle kendisini anmam gerektiğinde, önemli dini günler öncesinde, okurlarını o konularda da aydınlattığını özellikle belirtmiştim. Ramazan’da fitre ve zekat, kandillerde o günün önemi gibi konularda pek çok yazısı vardır.

Pek bilinmeyen bir özelliğini daha kayda geçireyim: Bir zamanlar Tercüman gazetesinin sahibi Kemal Ilıcak kendisinden katkı isteyince, dini ve ahlaki konularda yazılar yazan yeni bir yazar doğmuştu: İsmail Halit

O da aslında Güngör Uras‘tı…

Değişik gezilerde birlikte bulunduğumuzda aramızda ‘yemek’ konusu dışında da ortak bir yan bulunduğunu keşfetmiştim: Son zamanlarda inşa edilen mabedlerimizin estetik eksikliği…

O da benim gibi Cumhuriyet dönemini de görmüş (1870-1927) mimarlarımızdan Kemalettin Bey tarafından eskisinin yerine yeniden inşa edilen Bebek Camii‘nin hayranıydı. Kendisinin en büyük arzusunun mimar Vedat Tek tarafından çizilmiş ancak henüz hiçbir yerde kullanılmamış bir cami projesini kendi cebinden inşa ettirmek olduğunu bana anlatmış, üstelik o planı fakslamıştı da…

Güngör Bey arzusunu yerine getirebildi mi, o konuda bilgim yok.

Güzel camiler de var

Ankara/Çankaya’da birkaç yıl önce ibadete açılan Hasan Tanık Camii de ibadetlere zevk katan mabetlerden…

Daha önce de yazdığımı sanıyorum: Ülkemiz son yıllarda İslam Dünyası’nın çeşitli köşelerinden turist akınına uğruyor; gelenlerin önemli bir bölümü cuma ve bayram namazlarına da katılıyor, ancak merkezi camilerde bile cuma ve bayram hutbeleri Türkçe okunuyor.

Oysa Arapça ve İngilizce bölümleri de olmalı merkezi camilerde okunan hutbelerin…

Konuyu açtığımda, Ankara İlahiyat’ta öğretim üyesi bir dostum, Hasan Tanık Camii‘nde kendi fakültelerinden Prof. Mehmet Akif Koç‘un tam da bunu yaptığını söyledi. Mehmet Akif Hoca, hutbeyi üç dilde (Türkçe, Arapça ve İngilizce) olarak veriyor, bu sebeple de Ankara’daki yabancı misyon temsilcilerinden müslüman olanlar, Hasan Tanık Camii‘ne gidiyor…

Darısı İstanbul’daki selatin camilerinin başına…

Henüz devlet yönetimini ele almadan önce kendisinin davetiyle katıldığım bir yurt gezisinde, helikopterden aşağıya bakarken, etrafta tek bir evin bile görünmediği bir dağ tepesine inşa edilmiş bir camiyi gösterdiğimde, Tayyip Erdoğan “Ne büyük israf” tepkisini vermişti.

Muhabbet açılmışken ben de ibadethanelerdeki estetik eksikliğini gündeme taşımıştım. Tayyip Erdoğan, o zaman bana hak vermiş, iktidar olduklarında o konuyla da yakından ilgileneceğini söylemişti.

Güngör Uras‘ın başkalarına da örnek olsun diye estetik bulduğu bir mimari projeyi uygulayarak cami inşa ettirme arzusunu da o görüşmemizde Tayyip Bey‘le paylaştığımı hatırlıyorum.

Çankaya’ya muhtemelen ‘Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ adı verilecek kocaman bir cami inşa ediliyor; hayal kırıklığına uğrarım diye inşaatın yanından bile geçmiyorum.

Yabancı ülkelerdeki en beğendiğim camiler listesinde ilk sıra Hırvatistan’ın başkenti Zagrep’teki altında çok yönlü etkinlikler için kullanılacak mekanları da bulunan camidir ve proje iki Hırvat mimara aittir.

Pakistan/İslamabad’taki Faysal Camii.. Mimarı Vedat Dalokay..

İkinci proje ise… Pakistan/İslamabad’taki Faysal Camii‘dir. Onun projesi de aslında Ankara’daki Kocatepe Camii için Vedat Dalokay‘ın çizdiği projedir. Proje bizde rağbet görmediği için mimarı İslamabad’ta inşa edilecek cami için açılmış uluslararası yarışmaya katılmış ve kazanmıştır.

Cami denildiğinde illa Osmanlı -hatta özellikle Mimar Sinan– taklidi olması gerekir diye düşünülüyor ülkemizde.

Keşke biraz da “Mimar Sinan bugün yaşasaydı, eldeki sınırsız malzemeyle nasıl bir cami inşa ederdi?” diye düşünülse…

Güngör Uras‘a Allah’tan rahmet diliyorum.

ΩΩΩΩ

Hıırvatistan/Zagrep’teki camiden görüntüler: