• 30.08.2018 00:00
  • (1467)

 Önce Albert Einstein‘den bir alıntı.

Hayır, onun “Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp her seferinde farklı sonuç çıkmasını beklemek aptallıktır” sözü değil; o söze de açıklık kazandıracak bir başka sözü:

“Eğer hayati önemde bir sorunu çözmem için yalnızca bir saatim varsa, bunun 45 dakikasını sorulması gereken soruları sormak için kullanır, bir kere doğru soruların ne olduğunu bilirsem, sorunu beş dakikadan daha kısa zamanda çözebilirim.”

Çözülmesi gereken sorunun ne olduğunu öğrenmeye yarayacak soruları belirlemek için harcanacak 45 dakika sorunun çözümünü çocuk oyuncağı haline getirir… Öyle diyor Einstein

Galiba bizim üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken temel sorunumuz bu: Sorunlarımızı anlamaya yarayacak ayrıntılar üzerinde yeterince düşünmemek…

Elin Hollandalısı İstanbul trafiğine çözüm arayışında

Konu tesadüfen karşıma çıkan bir raporla gündemime girdi.

Gündüz nüfusu çok daha yüksek olduğu bilinen İstanbul’da resmen 15 milyon insan yaşıyor; kentin en büyük sıkıntısı da trafik. Bir yerden diğerine gitmek saatler alabiliyor.

Bu bir sorun.

Peki bu sorunla ilgili ne yapılıyor?

Ya da ne yapılması gerekiyor?

Hollanda’nın İstanbul’daki başkonsolosluğu kendi ülkesinde bu konu üzerinde sürekli kafa yoran bir grubu “İstanbul’un trafiği nasıl daha kolay akar?” sorusu üzerinde düşünmeye ve çözüm üretmeye yönlendirmiş.

“Rapor” dediğim 40 sayfalık bu çalışma.

Elin Hollandalısı Türkiye’nin en kalabalık kentinin en önemli sorununu tespit etmiş, uzmanlarını sorunun nerelerden kaynaklandığı üzerinde düşündürmüş, kendi ülkesinin aynı konudaki deneyimlerinden hareketle ‘çözüm’ de üretmiş…

Ülkemizin tek sorunu İstanbul’un trafiği değil elbette; içeride terörden TL’nin hızlı değer kaybına, dışarıda da etrafımızdaki ateş çemberinden AB ve ABD ile ilişkilerimize kadar bir dizi sorunumuz bulunuyor.

En günceli ve galiba en önemlisi de TL’nin gün gün erimesi sorunu…

Çözüm bir tarafa, daha henüz sorunun nereden kaynaklandığını bile yetkililer tam tespit edebilmiş değiller. Hemen her konuda ‘gerekçe’ olarak sarılınan ‘olağan şüpheliler’ yine ‘suçlu’ ilan ediliyor, ancak onların ortada görünmediği ve gelişmeyi etkilemek için herhangi bir girişimde bulunmadığı zaman da TL’deki olumsuz gidiş durdurulamıyor.

Merkez Bankası artık daha fazla devreye giriyor, ancak müdahaleleri işe yaramıyor.

Turgut Özal’ı hatırlıyorum

Ekonomiye ne kadar önem verdiği bilinir Turgut Özal‘ın. Üzerinde uzun uzadıya düşündüğü konulardan biri ekonomik istikrarın nasıl sağlanacağıydı. Bunun için yerli-yabancı pek çok uzmanla görüştüğünü, onlardan fikir aldığını biliyorum.

Nobel ödüllü ekonomist Prof. James Buchanan‘ın hükümetler değişse bile ekonomik programların değişmemesini sağlamak için önerdiği ‘anayasal iktisat’ tezini gündeme taşımak için İzmir Ticaret Odası’na özel bir toplantı düzenlettirdiğini biliyorum.

‘Dialogue’ dergisinde çıkan Buchanan‘ın konuya ilişkin kapsamlı makalesini tercüme ettirip dikkatlerini çekmek istediği kişilere orijinaliyle birlikte gönderdiğini de hatırlıyorum.

Olmadı, olamadı istediği; o sebeple de Özal‘ın ölümünden (1993) bir yıl sonra ciddi bir krize girdi Türk ekonomisi; aynı sıkıntılar 2001’de ve günümüzde de kendini belli etti.

Galiba sorunun âniden başladığı gibi kendiliğinden de ortadan kalkacağı düşünülüyor.

Amerikalı Prof. Hanke de Türkiye için düşünmüş

Steve Hanke önemli bir Amerikalı ekonomist. Bayağı kıdemli. Johns Hopkins üniversitesinde hoca; bir çok hükümete ve Reagan‘dan Clinton‘a çok sayıda ABD başkanına danışmanlık da yapmış, yapıyor.

Hanke bana da yolladığı Forbes dergisinde yayınlanan son yazısında ABD tarafından yaptırımlara muhatap edilen Türkiye, İran ve Rusya’nın durumunu ele alıyor.

“Yaptırım” diyor Hanke “Kaybetmesi kaçınılmaz olanların kullandığı bir silahtır.” Hocası da olan Nobel ödüllü Robert Mundell‘in bu tür yaptırım uygulamalarına ‘Afgan etkisi’ ismini verdiğini hatırlatıyor.

Afganistan’ı işgalinden sonra Sovyetler Birliği’ne ‘buğday ambargosu’ koymuştu ABD; ABD’de üretilen buğday yerine Ruslar buğdayı daha uygun fiyata Arjantin’den almaya başladı.

Mundell“Amerikan çiftçisi büyük zarar gördü, Moskova buğdayı bir başka ülkeden daha ucuza aldı ve Arjantin’deki askeri cuntanın ömrü de bu sayede uzadı” teşhisi eşliğinde koymuş bu duruma ‘Afgan etkisi’ ismini…

Rusya, İran ve Türkiye’ye getirilen ‘yaptırımlar’ için de benzer bir sonuç doğabileceği görüşünde Hanke.

Eserlerinde Türkiye gibi ülkelere ‘para kurulu’ oluşturma tavsiyesinde bulunan Hanke‘nin güncel kur sorunuyla ilgili bir önerisi şu: “Paralarını altın haline getirsinler” diyor…

Türkiye, İran ve Rusya’da halkın çok değer verdiği bir şey altın; herhangi bir ülkenin para birimi olmadığı için üzerinde politik bir bagaj da yok. Zaten uluslararası alanda altın kendi başına bir değer muamelesi de görüyor. Dünyada 70’den fazla ülkede para kurulları var; bu üç ülke altın üzerine oturan bir para kurulu oluşturarak sorunlarını savuşturabilirler…

Hanke‘nin tezi bu.

“Para kurulu bulunan ülkeler finansal disipline, üstün para istikrarına ve yüksek büyüme oranlarına sahipler; şimdiye kadar hiçbir para kurulu başarısız olmadı” diye de belirtiyor.

Einstein “Sorunu çözmek için sadece bir saatiniz varsa onun 55 dakikasını konuyla ilgili doğru soruları bulmak için harcayın” demiyor mu?

Bu yazı benim o 45 dakikaya bir dakikalık katkım olsun.