• 3.02.2018 00:00
  • (1375)

 OcakMedya sitemizin devamlı yazarlarından Veysi Dündar kimsenin tam fark edemediği ayrıntıları mercek altına alıp çok dikkate değer tespitlerde bulunmakta mahir. Dünkü “Futbolda V.A.R.’da Siyasette Niye Yok?” başlıklı yazısı da yine önemli bir sorunumuza ışık tutmakta.

‘V.A.R.’ ilk kez son Dünya Kupası‘nda uygulanan bir sistem. Hakemlerin maçlarda verdikleri kritik ve hayati önemdeki kararlarda hata payını sıfırlamayı amaçlıyor. Gollerin nizami olduğu, oyuncuyu oyundan atmayı getiren kırmızı kartın yerinde verildiği gibi konulardaki tereddütleri ortadan kaldırmak için devreye giren bir sistem bu. Maçı birkaç değişik açıdan kameralarla izleyen uzaktaki bir grup hakemin yardımıyla hatalar asgariye indiriliyor.

Yeni futbol sezonunda bizim ligde de V.A.R. sistemi uygulamasına geçildi.

Geçildi ve gerçekten hakemlerin gözünden kaçan, hatalı karar vermelerine yol açan durumlar büyük çapta ortadan kalktı.

Futbol yorumcuları -hiç değilse bazısı- bu yenilikten mutlu görünüyor. Bir izleyici olarak ben de mutluyum. Her şey bir yana, “Hakemler taraf tutuyor, kimin şampiyon olacağına, hangi takımın küme düşeceğine hakemler karar veriyor” türü iddiaları ortadan kaldıracağı için hakemlerin de mutlu olması lazım.

Demokrasi kurallar ve kurumlar sistemidir

Veysi Dündar haklı olarak “Siyasette de V.A.R. türü bir mekanizmaya ihtiyaç var”görüşünde. Gerekçeleri de sağlam.

Aslına bakarsanız demokrasilerde siyaset kurallıdır; kural dışılıkları gözeten ve düzeltilmesini sağlayan mekanizmalar ile gözden kaçıranların dikkatlerini yanlışlıklar üzerine çeken bir kurum da vardır.

Denge ve denetleme denilen mekanizmalar sistemin içinde mevcuttur. Her şeyden önce muhalefet partilerinin görevi budur. Ayrıca parlamentolarda hükümetlerin hesaba çekildiği platformlar bulunur; yürütme ile yasama arasındaki duvarlar sayesinde birindeki yanlışlığı öteki önler ve önlenemeyen yanlışlar yargının önüne gider. Daha da önemlisi, önceleri ‘basın’ şimdilerde ‘medya’ denilen ve ‘4. kuvvet’ diye anılan kurum da gözünü dört açmış her türlü yanlışlığı ortaya çıkarmak için hazır bekler.

Trump‘ın ABD’de başına gelenlere baktığınızda bütün denge ve denetleme mekanizmalarının şu sıralarda fazla mesai yaptıklarını görürsünüz. Medya da kendi üzerine düşeni yerine getiriyor ABD’de.

Önceki hafta, ABD’nin öndegelen 350 gazetesi Trump‘ın “Amerikan basını Amerikan halkının 1 numaralı düşmanıdır” söylemini reddeden ortak bir başyazıyla çıktı. O başyazıyı taşıyan gazeteler arasında Trump‘ın partisi olan Cumhuriyetçi Parti‘yi koruyup kollamasıyla tanınanlar da vardı.

Trump‘ı ölümüne savunduğu görüntüsünü veren FOX-TV‘den bile ara sıra homurtular yükselebiliyor. Ülkenin dört ana kanalıyla CNN gibi haber kanalları ‘yanlışı’ gördüklerinde sergilemek için bir an bile tereddüt etmiyorlar.

ABD’ye bakınca futboldaki V.A.R. sistemini siyasette medyanın karşıladığı hemen fark ediliyor. Demokratik sistemin içerisindeki ‘hakemlik’ kurumlarının da dikkatinden kaçan yanlışlıklar medyanın radarına takılıyor.

Bizde durum ne?

Galiba sorun yukarıdaki soruya verilecek cevapta yatıyor.

Medyanın durumunda…

Eski Türkiye medyası genel hatlarıyla taraflı ve kural tanımaz bir haldeydi, güçten yana tavır alırdı; bunun sayısız örnekleri var. Bugünün medya düzeni eskinin yanlışlarına güçlü bir tepkiyi içinde barındırıyor; ancak yeni düzen de demokrasilerin medyadan beklediği görevi ifa etmekten hayli uzak.

Medyanın tarafı değişti, ancak medyaya ‘tarafsızlık’ gelmedi. Bunun en ciddi sıkıntılarını da medya ve medya mensupları çekiyor.

İktidarda 16 yılı aşkın süredir AK Parti bulunuyor ve bugünkü medya düzeni de AK Parti’nin eseri. Süreç içerisinde pek çok medya grubu sahip değiştirdi; pek çok yazar gazetelerdeki köşelerini yitirdi, yorumcu üretmede yarışan haber kanalları daha önce konuk etmeye iknada zorlandığı isimleri şimdilerde kanalın yanından bile geçirmiyor.

Gazetelerde yeni imzalar, ekranlarda yeni yüzler var.

Eskiler için ‘medeni ölü’ sıfatı kullanılıyor.

Bu gelişmeyi alkışlayan AK Parti’nin en fazla itibar ettiği yeni yazarlardan biri, bugün şaşırtıcı bir şey yaptı: Bizim medyada köşe yazarlığının ve yorumculuğun sonuna gelindiğini yazdı.

Ne dediğini kendisinden okuyalım:

“Açık konuşalım. Artık hemen hemen hiçbir köşe yazarı ya da diyelim köşe yazanların yüzde 99’u yankı oluşturmuyor. Ne söylediklerini halktan hiç kimsenin taktığı yok. Sözlerinin bir değeri kalmadı. Zaten çoğu köşe yazarının ismini toplumun yüzde 99,9’u tanımıyor. Köşe yazarları genelde “Benim halkta karşılığım var” diyerek kendi kendini kandırıyor. İster hükûmetin yanında ister hükûmetin muhalifi olsun bu fotoğraf değişmiyor.”

Yazarlar böyle, ya TV yorumcuları? Onlar için de söyleyecekleri var:

“Sadece köşe yazarı değil TV’lerde yorum yapan konuk havuzu da ölü ve bitik durumda. 250 kere anaakım ekrana çıktığı ve köşe de yazdığı hâlde toplumun hiç tanımadığı adam dolu ortalık. Eskiden bazı kişiler ilk TV’ye çıkışında bile olay oluştururlardı. Hem bizim taraftan hem karşı taraftan vardı böyle yıldız isimler. Şimdi bu dönemin sonuna gelindi. 250 kere prime time’da anaakım ekrana çıkıp ve bir de köşe yazıp tanınmamak ve bilinmemek. Bu gerçekten akıl almaz bir başarı. Bu kadar silik ve buhar şahıs olabilmek.”

Pek çok yazarın hiç okunmadığını, çoğu TV programının sıfır reyting aldığını belirttikten sonra şu teşhisi de AK Parti’nin itibar ettiği aynı yazarın kaleminden okuyoruz:

“Okunmak ve izlenmek değil ilişki ve yalakalık ağları kriter olmuşsa orada iş biter. Hatta çok okunan ve çok izlenen yani toplumun merak ettiği biriyseniz başınıza bela gelme olasılığı daha fazla. Nitekim medya tarihinde böyle olaylar da yaşadık.”

Yazının bütününü okumanızı tavsiye ederim. [OcakMedya sitemizin ‘seçilmiş yazılar’köşesinde yer alıyor o yazı.]

Başka ülkelerde V.A.R. olan sistem bizde yok ise ve bunu artık ‘en yandaş’ bilinenler bile kabul ediyorsa çareyi medya mensupları olarak yine kendimizde aramamız gerekiyor.

Medya mensupları, gazeteciler… sıfırlandığı itiraf ve ilan edilen bugünkü medya sisteminin yenisini oluşturmakla mükellef olduklarını artık anlamalı.