• 6.01.2018 00:00
  • (1177)

 Dışarıdan baktığı halde sanki sürecin parçasıymış gibi aday teklifinde bulunan, adı geçen adaylar hakkında kalıcı kanaatler belirtenler de çıkabilir elbette; ancak bir siyasi partinin seçimde kimi nereden aday göstereceği sürecin bir parçası olmayanlar için sadece bir merak konusudur.

AK Parti’nin İstanbul, Ankara ve İzmir için belediye başkanı adayı olarak düşündüğü isimler sözgelimi, benim baktığım açıdan meraktan öte bir anlam taşımıyor.

Merakım da şu: Ülkeyi 17 yıldır yöneten bir parti önemli görevler söz konusu olduğunda nasıl olur da hep aynı isimlerden öteye geçemez?

Bakan, başbakan, TBMM başkanı ve belediye…

İsterseniz bir isimden hareketle fikir cimnastiği yapalım: Binali Yıldırım

Bakan.. başbakan.. TBMM başkanı.. Bu arada İzmir’den belediye başkanı adaylığı (2014) da var. Şimdi de İstanbul için belediye başkanı adayı olarak ismi geçiyor ve kendisi de ‘‘Partim beni hangi göreve uygun görürse ben varım’’mesajını veriyor…

Size de tuhaf gelmiyor mu?

Mehmet Özhaseki için de benzer bir akıl yürütme yapılabilir: Siyasi hayatı Kayseri belediye başkanlığı ile başlamış biri Özhaseki, bir süre bakanlık da yaptı ve şimdi de AK Parti’yi yerel seçime hazırlayan kadronun başında. Onun ismi de Ankara belediye başkanlığı için geçiyor ve sorulduğunda ‘‘İsmimin geçmesi benim için büyük bir şeref’’ cevabını veriyor.

Siyasetçi kendisini her göreve layık görebilir, bu o uğraş alanının doğasında var; ancak makamların hep belli isimleri akla getirmeye başlaması siyasetin doğasına aykırıdır.

AK Parti bir ara çok önem verilen ‘üç dönem’ kuralını biraz da siyasetin doğasını akılda tutarak benimsemişti.

Nispeten küçük sayılan iller ve beldelerde siyasetin tek bir isim etrafında oluşması belki bir dereceye kadar kabul edilebilir; biri başkanlığı elde edince etrafını oluşturma hakkına da sahip oluyor ve böylece tek isim etrafında bir ilişkiler ağı kurulabiliyor. Siyaset biliminde buna ‘patron-client sistemi’ deniliyor; bu kavramı Türkçemizde ‘kayırmacılık’ sözcüğüyle karşılayabiliriz.

Peki de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi milyonlarca insanın yaşadığı metropoller, bunca okumuş-yazmış, siyaseti meraktan öte bir ilgi alanı olarak gören iyi eğitim almış kişi varken, en tepe makamlar gündeme geldiğinde, oralarda da neden hep aynı isimlerden vazgeçilemiyor?

Hiç kuşkusuz burada bir yanlışlık var.

İsimleri aday olarak geçen siyasileri suçladığım sanılmasın, aksine onlar için bakanlıktan, başbakanlıktan, hatta TBMM başkanlığından sonra belediye başkanlığı, ilin adı İstanbul olsa bile, kolay kolay yapılabilecek bir tercih değildir. Aynı durum, ülkenin büyüklü-küçüklü bütün illeri ve ilçelerine belediye başkan adayları belirlemek olan, belediye başkanlığını genç yaşında üstlenmiş ve ardından bakanlık da yapmış biri için de söz konusudur.

Bu insanlar kuşkusuz görev ahlakı içerisinde olumlu tepki veriyorlar.

Yorgun diye emekli edilenlerin yerine daha yorgunlar

Üzerinde durduğum, bunca yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi kuruluşun, ne kadar önemli makam varsa oralar için yeni isimler çıkaramaması, hep aynı isimlerden öteye gidememesi kısır döngüsüdür.

1994’ten beri Ankara siyasetine ağırlığını koymuş olan belediye başkanı Melih Gökçek’ten bir çırpıda vazgeçebiliyor AK Parti, onu ‘metal yorgunu’ bulup bir kenara koyabiliyor; sonra onun ayrıldığı makam için seçmenin önüne bir başka büyükşehirde belediye başkanlığı yapmış partinin önemli ismi Mehmet Özhaseki’yi sunuyor…

Garip bulduğum bu.

Kadir Topbaş‘ın ‘yoruldu’ denilerek görevini bırakması sağlandı, şimdi onun yerine 2002’den beri hep ağır yükler taşımış, başbakanlıktan sonraki görevi TBMM başkanlığı olan Binali Yıldırım düşünülüyor…

Bu durum garip değilse neye garip diyeceğiz?

Siyaset evet makam-mevki kollanarak içine girilecek bir uğraş alanı değildir; ancak yine de siyasi hayata giren herkes kendisini bir yerlerde görmek ister. Ayrıca çeşitli sebeplerle kendisini siyasetin dışında tuttuğu halde seçimle gelinen makamları hakkıyla doldurabilecek değerleri de siyasete kazandırmak gerekebilir.

Hep aynı isimler üzerinde ısrar bu sebeple de makul değil.

Makul olsaydı, en verimli çağında, İzmirli’nin önüne büyükşehir adayı olarak sunulduğunda, partisinin gözünde ‘başbakan olacak adam’ bilinen isim belediye başkanı seçilirdi…

Garabet seçmenin dikkatinden de kaçmaz.

Yazının burasında bazı okurlar ‘‘Yoksa senin adayların mı var?’’ diye düşünürlerse böyle düşünecekleri asla yargılamam; ben de olsam onlar gibi kuşkulanırım. Dahası, ‘‘Kimi aday gösterelim?’’ sorusuna muhatap edilecek biri olsam, bu üç ilin en önemli makamını dolduracak birden fazla isim önerisinde de bulunabilirim.

Sonuçta her birinde hayatımın üçte birini geçirdiğim üç büyük il İzmir, Ankara ve İstanbul; buralarda başkanlık yapacak kişiler beni de fazlasıyla ilgilendiriyor.

Yakından izlemeye devam edeceğim.