• 17.12.2018 00:00
  • (1380)

 New York Times (NYT) gazetesi köşe yazarı Nicholas Kristof‘un yolu, Yemen’deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler heyetiyle birlikte seyahat ederken, heyet oraya uğradığı için, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a düşmüş…

Kristof köşesinde Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunu ısrarla işleyen ve olayda en büyük rolü oynadığına inandığı Veliaht Prens Muhammed bin Salman‘dan (MbS) yazılarında sürekli ‘Mr. Bone Saw’ (‘Bay kemik testeresi’) diye söz eden bir yazar. Bu yüzden o Riyad’tayken yakınları kendisi adına hayatından endişe etmişler…

Onun duyduğu endişe de konuya ilişkin yazısına yansıyor…

Tam tersi olmuş; herkes ona çok nazik davranmış, muhatap olduğu memurlar bile. Soru yönelttikleri arasından kendisine cevap vermek istemeyenler çıkmış, “Halk gazeteciyle konuşmaktan korkuyor” diye yazıyor.

Kristof, Suudi Arabistan rejiminden ‘polis devleti’diye söz ediyor yazısında.

Büyük fotoğraf: Suud’ta otoriterliğe destek de var

Hayretini çeken, görüştüğü bazı genç profesyonellerin MbS’ye ve icraatlarına sahip çıkmaları. Bazı yanlışların da yapıldığını kabul etmelerine rağmen, ülkenin doğru istikamette yol almakta olduğunu söyleyenler olmuş. MbS eliyle bazı kadın hakları savuncularının gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlattığında, bir kadın girişimci, “Büyük fotoğrafa bakın” demiş ve eklemiş: “Kadınlar ehliyet alabiliyor, kadınlar ve erkekler sosyal kalkınmadan yararlanıyor.”

“Genç Suudlular ülke ekonomisini modernize etmeye çalışan güçlü ve cesur bir lidere nihayet kavuştukları için heyecanlılar” diyor yazısının bir yerinde.

Şaşırdığı anlaşılıyor NYT yazarının…

Oysa bu noktada da büyük fotoğrafa bakabilseydi şaşırmazdı.

‘Büyük fotoğraf’ şu: MbS ve dünyanın başka yerlerindeki ondan fazla farkı bulunmayan başka otokratik liderler, sırf demir yumruklu oldukları için, toplumlarının önemli bir kesiminden destek görüyorlar…

Macaristan’da Viktor Orban ve yüzde 49 oyu

Macaristan’daki Viktor Orban da MbS’ye benzer bir desteğe sahip.

Orban‘ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile parlamentonun önleri son birkaç haftadır bazen 10 bin kişiyi bulan kalabalıkların protesto gösterilerine sahne oluyor. Genç-yaşlı çalışan kitle temsilcileri Orban‘ın yönlendirmesiyle parlamento tarafından çıkartılmış yeni bir yasaya tepkilerini sokağa döküyorlar.

Yeni yasa, iş sahiplerinin çalıştırdıkları işçilerden yılda 400 saat ücretsiz fazla mesai talep edebilmelerine imkan sağlıyor. Üç yıl bedava fazladan çalışacak işçiler…

Ülkenin yetişmiş iş gücü, özellikle iyi eğitim görmüş profesyoneller, Macaristan Avrupa Birliği üyesi olduğu için, daha yüksek maaş alabildikleri başka ülkelere göç etmiş durumda. Genel olarak da, başka ülkelerde iş bulan yolunu Avrupa’ya çevirdiği için, ülkede işsizlik oranı çok düşük.

O sebeple de Orban‘ın sokaklara aldırması gerekmiyor. Partisi Fidesz son seçimde oyların yüzde 49’unu, parlamentodaki sandalyelerin de üçte ikisini kazanmayı başardı. “Halk arkamda” diye güveniyor ve huzursuzluğunu belli edip sokaklara dökülenleri ‘dış güçlerin piyonları’ olarak yaftalayınca destek de buluyor Orban

NPR radyosunun muhabiri, merakından gösterileri uzaktan izlemeye geldiğini öğrendiği Kalman Molnar adlı bayağı yaşlı (93 yaşında) bir hekimin, ömrü hayatında ‘Orban kadar muazzam bir lider’ görmediğini söylediğini aktarıyor. “100 bin kişi bile gösterilere katılsa, yine de azınlıkta kalmaya mahkumlar” da demiş Molnar.

Dışarıdan bakanların gözünde ‘diktatör’ olan lider içeride öyle algılanmadığı için rahat hareket ediyor. Medya dize getirilmiş durumda Macaristan’da. Beğenilmeyen sivil toplum örgütleri kapatılmış bulunuyor. Macaristan kökenli George Soros‘un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü‘nden destek alan Central European University baskılar üzerine gelecek yıl öğrenime kapılarını kapatacak.

Ortaçağ’da ve şimdi

Seçim kampanyasını kendilerinden ‘Müslüman işgalciler’ diye söz ettiği mültecilere karşı ‘Hıristiyan Avrupa’yı savunma zemininde yürüttü Orban ve seçimi üçüncü kez kazandı.

Macaristan’da kiliseler 1456 yılından beri günün tam ortasında çan çalıyorlar. O yıl yolu Macaristan’a uzanmış Osmanlı ordusu János Hunyadi adlı komutan tarafından durdurulmuş, Papa Callixtus III de, onun anısına, her gün kiliselerde çan çalınmasını emretmişti.

Sándor Sebok o uygulamayı ilk başlatan Fót’taki Katolik kilisesinin papazı. Hunyadi‘nin Ortaçağ’da yaptığını Viktor Orban‘ın 2015 yılında tekrarladığı kanaatinde. Sebok, bir gazeteciye şunları söylemiş:

“İslam’ın 1456’da kılıçla yapmak isteyip de yapamadığı, günümüzde mülteciler vasıtasıyla yapılmak isteniyor. Bazıları buraya gelmeye çalışan gençleri mülteci gibi görüyor, ama ben onları Avrupa’yı fethetmeye gelmiş askerler olarak görme eğilimindeyim.”  

Kamuoyu yoklamalarında, Orban‘ın konuşmalarıyla körüklediği önyargıların da zorlamasıyla, Macarların büyük çoğunluğu, başka uluslar ve dinlerden insanların ülkeye kabullerine karşı çıkıyor.

Gülesiniz diye bir ayrıntıyı ekleyeyim: Bir kamuoyu yoklamasına “Şu halklardan hangileri ülkemize gelmesin?” sorusuna eşlik etmek üzere sayılan ülkeler ve gruplar arasına aslında var olmayan Piréz diye bir ülkenin halkını da eklemişler. Macarlar “Pirézlileri de istemiyoruz”cevabını vermiş ankete…

Kristof‘un Suudi Arabistan’da karşılaştığı şaşırtıcı durum Macaristan’da da kendini fazlasıyla belli ediyor.

Dünyamız bir zamanlar özenilen demokrasiden daha önceleri kaçınılan türden bir yönetim biçimine doğru hızla yol alıyor.

ABD’de seçimle iş başına gelmiş Donald Trump‘a ve yaptıklarına baksanıza…