• 15.01.2019 00:00
  • (1514)

 Bugünkü gazetelerde, özellikle AK Parti’nin itibar ettiklerinde, köşe sahibi olanların ABD başkanı Donald Trump‘ın Türkiye’yi ekonomisini mahvetmekle tehdit ettiği konusuna girdiklerini göremeyeceksiniz.

Çoğu konuyu görmezden gelmiş olacak.

Bugüne kadar Trump konusunda çizdikleri zigzaglara bir yenisini daha eklemek istememeleri kendileri için isabetli bir tercih.

Seçimi Trump kazandığında, uzunca bir süre‘Obama kötü, Trump iyi’ nakaratıyla okur karşısına çıkmış, vize sorunu, yaptırımlar döneminde, papaz Brunson ile ihtilaflar yaşanırken ‘Trump kötü’ demeye başlamıştı aynı yazarlar; o günlerden bugüne, yani iki yıl içerisinde, Trump için bir öyle bir böyle gidip gelmişlerdi.

En son onları ‘Trump iyi’ derken görmüştük. Trump‘ın son Twiti üzerine derhal ‘Trump aslında çok kötü’ demeleri gerekirken biraz da olsa ihtiyatlı davranmaları daha doğru.

Aşağıdaki şu Twitin yenilir yutulur tarafı yok çünkü:

“Kürtleri vurursa Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceğiz” diyor Trump.

Gerçi bu mesajın hemen ardından iki cumhurbaşkanı –Donald Trump ile Tayyip Erdoğan– telefonla görüşerek ortamı yumuşatacak bir hava doğması yolunda adım attılar; fakat Twitle verilen mesajın tahribatı o kadar kolay üstesinden gelinecek gibi değil.

Trump’ın Evanjelik kadrosu

ABD’de şu anda yönetime hakim olan kadro, hemen hemen bütünüyle, olaylara şaşı bakan insanlardan oluşuyor. Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında pek iyi duygulara sahip değiller. Türkiye söz konusu olduğunda, hiç tereddüt etmeden, hasmane bir tavır takınabiliyorlar.

Ankara’nın o kadro içerisinden kendine en yakın bulduğu Dışışleri bakanı Mike Pompeogeçen hafta bu bölgedeydi ve en önemli ziyaretini Kahire’ye yaptı. Ziyaretin önemi, kendisinden yaklaşık on yıl önce, henüz yeni başkan seçilmişken Kahire’ye gelip aynı üniversitede (Kahire Amerikan Üniversitesi’nde) yaptığı konuşmasında, İslam Dünyası’na elini uzatan ve iki dünya arasındaki ilişkinin ‘karşılıklı menfaat ve saygı’ üzerine oturacağını duyuran Barack Obama‘nın tam tersi bir politik çizgiyi savunmasındandı Pompeo‘nun…

Daha önceki görevi CIA başkanlığı olan Pompeo, daha konuşmasının başında, ne diyeceğini işitmeye gelmiş Arap dinleyicilere, kendisinin ‘Evanjelik bir Hıristiyan’ olduğunu ilan ediyor ve Obama’nın 10 yıl önce önlerinde duyurduğu dünya görüşünün kendi dönemlerinde gündemden çıkarıldığını bildiriyor.

Trump‘ın başkanlıkta geçirdiği iki yıl süresince yeni bir vizyonla Ortadoğu bölgesine yaklaşıldığını aynı konuşmadan öğreniyoruz. Yeni dönemin en önemli özelliği İran’ın hedefe konulması; bunu da açıkça söylüyor Pompeo.

Konuşması İsrail güzellemesi ile İran düşmanlığı üzerine oturuyor.

Türkiye?

Suriye’ye İran -ve Rusya- ile birlikte çözüm üretmeye çalışan Türkiye’ye Washington’un nasıl baktığını anlamak için Pompeo‘nun Kahire konuşmasını okumak yeterli. Uzun konuşmada Türkiye’nin adı bir kez, o da ABD’nin askeri üsleri bulunan ülkelerden biri olarak geçiyor.

Durduk yere “Türklere Kürtleri ezdirmeyeceğiz” ile başlayıp “Kürtlere saldırırsa Türkiye’nin ekonomisini mahvederiz” demeye kadar varan tavır Washington’a hakim olan kadronun gözlerden saklamaya çalıştığı bir politikanın Trump tarafından kendini tutamayarak faş edilmesi aslında.

İran’a ne kadar karşıysa Trump ve kadrosu, hiç şaşırmayın, Türkiye’ye de o kadar karşı.

Kürtler konusu ise kullanılan bir bahaneden ibaret.

Türkiye’nin en kalabalık etnik grup olarak milyonlarca Kürt kökenli vatandaşı olduğunu, sınırları dışındaki Kürtler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtler arasında akrabalık ilişkileri bulunduğunu bilmez mi ABD? Bilir elbette. Türkiye’nin ‘Kürt-karşıtı’ denilebilecek bir politika izleyemeyeceğini de bilir. Türkiye’nin PKK ve YPG/PYD hassasiyetinin ‘terör’ ile irtibatlı olduğunu da bildiği gibi…

Bilir, ama bilmezden gelir.

Sonradan etkisi yumuşatılmaya çalışılsa da, Washington, Trump‘ın kaleminden çıkan mesajla Türkiye hakkındaki gerçek niyetini açık etmiş bulunuyor. ABD’de yürütülen hakkındaki soruşturmalarla ömrü kısalmazsa, Trump‘ın Beyaz Saray’da geçireceği daha iki yılı var ve o süre içerisinde Türkiye mayınlı arazide gezer gibi davranmak zorunda.

En doğru davranış tarzı ise, Türkiye’nin kendisini dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı daha mukavim hale getirmesidir ve bunun yolu da demokrat ve özgürlükçü bir anlayışın benimsenmesinden, ayrıca var olan sorunlarını barışçı yaklaşımlarla çözüme kavuşturmasından geçiyor.

AK Parti’nin itibar ettiği yazarlar bunları yazamayacaklarına göre, Trump‘ın söylemini değerlendirmekten uzak durmaları kendileri açısından daha isabetli.