• 14.04.2019 00:00

 Ben yabancıların yazdıklarına inanmak istemiyorum; ama önemli olan yabancıların bizim gazetelerin yazdıklarına inanıp inanmadıkları.. Tabii okuyorlarsa…

Türkiye bir süredir ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Bazıları için yaşanan bir ‘kriz’; bazı ekonomi uzmanları ise yaşadıklarımıza henüz ‘kriz’ denemeyeceğini, ancak öyle denebilecek bir dönemin de fazla uzağında bulunmadığımızı söylüyor.

Hangisi doğruysa…

Böyle bir ortamda, ülkemizin hazine bakanının ABD’ye gitmesi, orada yapılan Dünya Bankası ile IMF’nin yıllık toplantılarına katılması, bu vesileyle dünyanın en büyük ekonomisi sayılan ülkenin öndegelen finans kuruluşları temsilcileriyle toplantılarda buluşması önemlidir.

Önemli olduğu için de haber konusudur.

İlk haberler Financial Times (FT) gazetesi ile Reuters ajansından geldi. Haberler okunduğunda, bakan için düzenlenen toplantılara katılması beklenen kurumların ilgisinin az olduğu, katılanların yeni bir şey işitmedikleri ve dinlediklerini ikna edici bulmadıkları izlenimi ediniliyor.

Üzücü tabii…

Toplantıların sebebi, Türkiye’nin, ekonomisine yatırım yapılabilir bir ülke olduğunu hatırlatmak… İkna edilmemiş katılımcılar kendilerinden yatırım beklenen kuruluşların temsilcileri… ABD’ye kadar gidilip ilgileri çekilmek istenen kuruluşlardan tam tersi bir sonuca yol açılması herhalde en az arzu edilecek bir gelişmedir.

Meğer gerçek farklıymış, Hürriyet öyle diyor…

Neyse ki, bugün, dünyanın yazdıklarına itibar edilen bir gazetesi (FT) ile haber ajansının (Reuters) haberlerinin yaşananları doğru yansıtmadığını öğrendik. Bir zamanlar ‘basının amiral gemisi’ olarak anılan gazetemiz, uzunca bir haberle bakanın temaslarının ne kadar verimli geçtiğini bizlere duyurdu.

Okuyalım:

“İki yabancı basın kuruluşu da programların içeriklerine ilişkin çarpıtma haberler yapmış, gazetecilik ilkeleri ile bağdaşmayan haberlerinde Bakan Albayrak’ı hedef almıştı. Yapılan algı operasyonu ile, Türkiye ekonomisinin kırılganlığı artırılmak ve yatırımcıların bakış açılarının bozulmasını sağlamak hedeflenmişti.”

Vay canına…

Hürriyet haberinin üstünde ve altında muhabir ismi aradım, ama bulamadım.

ABD ile ilişkilerimiz bir dargın bir barışık olduğu için önemli medya kuruluşlarımız ülkenin başkentinde hep bir veya birkaç mensubuyla temsil edilmişlerdir.

İkili ilişkilerin en sorunlu dönemlerinden birini yaşadığımız şu günlerde basınımız Washington’u nedense terk ediverdi. Devletin ajansı ile bir gazete dışında ABD başkentinde muhabir/temsilci bulunduran kurum yok. Orada mukim Türk gazetecilerden istifade etme geleneği de çoktandır sürdürülmüyor.

[Hürriyet’i uzunca bir süre Washington’da temsil eden ve başarılı haberlere imza atan bir muhabir vardı: Tolga Tanış. Orada bulunduğu sürede tanığı olduklarını iki ülkedeki kaynaklarından iz sürerek ‘POTUS & Beyefendi’ (POTUS, İngilizce ‘ABD başkanı’ sözcüklerinin kısaltılmışıdır) adını verdiği göz açıcı bir kitapta okurlara sunmuştu. Aydın Doğan henüz gazetenin sahibi iken Hürriyet Tanış’ı oradan çekti. Başarılı bir muhabirin kayıplara karışmasını anlamakta zorlanıyorum.]

Garabetin herhalde farkındasınızdır: Yabancıların ilgisini çekmek ve mümkünse ülkemize yatırım yapmalarını sağlamak amaçlı bir önemli ziyareti ekonomi haberlerine itibar edilen bir yabancı gazete (FT) ile bir yabancı haber ajansı (Reuters) ‘başarısız’ olarak yansıtıyor; durumun öyle olmadığına dair bir düzeltme bizim gazetelerden birinde imzasız bir haberle duyuruluyor.

[Benzer haberler başka gazetelerde de olabilir; bu yazıyı yazarken onlara bakma fırsatı bulamadım. Onlarda da olması bu yazıyı yazmadaki amacıma ters düşmüyor zaten.]

Yazımın amacı, siyasetin medya ile ilişkilerinin yanlışlığına işaret etmek…

Türkiye ilk kez sıkınıya düşmüyor; geçmişte de ekonomi alanında olduğu gibi çeşitli ülkelerle -bu arada ABD ile de- başka konularda da sıkıntılı dönemler yaşandığı oldu. Sıkıntılı dönemlerde destek sağlamak veya ikili ilişkileri yoluna koymak için ziyaretlere de çıkıldı. Ancak, o dönemlerde yerliler yanında -hatta onlardan daha ziyade- yabancı basın organlarını etkileme amaçlı çabalar gösterildiğini hatırlıyorum.

Bazı seyahatlara çeşitli uluslararası medya kuruluşlarını ülkemizde temsil eden gazetecilerin götürüldüğü bile oldu.

Kim kimi ikna etmeye çalışıyor

Şimdi yabancıları ikna için çıkılan seyahatte, yabancı yatırımcılar, haber almak için gözledikleri iki önemli basın kuruluşundan (FT ile Reuters’ten) temasların olumsuz geçtiğini okuyorlar, biz ise durumun hiç de öyle olmadığına inandırılmak isteniyoruz.

Oysa bizim ikna edilmeye ihtiyacımız yok, ihtiyacı olanlar ise tam tersi izlenime sahipler…

Ayrıca, bizim medyamız öylesine siyasetin iktidar kanadıyla içli-dışlı bir görüntüye sahip hale geldi ki, içeriye verilmek istenen mesajın bile istenen sonucu doğuracağından kuşkuluyum.

Nitekim, bir zamanların ‘amiral gemisi’ bilinen gazetesindeki haberde şöyle bir cümle de var: “Aynı kuruluşlar, (yani FT ile Reuters, FK) Ağustos ayında da Türkiye için felaket senaryoları çizmiş, dengelenme sürecinin başarısının ardından ise sessizliğe bürünmüşlerdi.”

‘Dengelenme süreci’ mi? Başarı mı? Şaka mı bu?

Son seçimde yaşanan hayal kırıklığından sonra şu tavsiyede bulunabilirim sanıyorum: Medya kendi haline bırakılmalı; aksi halde daha pek çok hayal kırıklıkları yaşanabilir…