• 3.06.2019 00:00
  • (1452)

 Her salatalığa elde tuzluk koşanlardan değilim. Benim de kendime göre gündemlerim var ve onların dışında kalan konuları takip etmekle birlikte istesem de her birine değinemiyorum. Oysa benim burada değerlendirdiklerim dışında da paylaşmaya değer pek çok konu var.

Bakın benim yanına yaklaşmadığım iki konuda neler yaşandı. Her iki konuyu bir arada ele alan bir yazıdan sizlere nakledeceğim:

Tıp fakültesini kazanan başörtülü bir genç kızın, popüler bir TV hatibine, ameliyata girmek yerine namaz kılmayı yeğlediğini belirten bir soru sorduğu bilgisi etrafa yayılmış. Bu bilgi yanlışmış. Yanlış bilgi olmasına aldırılmadan medyadan ve sosyal medyadan genç kıza hakaretler yağdırılmış.

Üzücü bir olay.

Buna karşılık, bir yargıç bir avukatın etek boyunu duruşma sırasında sorun haline getirmiş ve bunu zapta geçirmeye çalışmış. Hemen ardından adalet bakanlığı (HSK olacak) devreye girip yargıcı derhal görevden almış; almış ama kadın örgütlerinin tepkisi dinmediği gibi medyadan ve sosyal medya hesaplarından hakaretler de yağmaya devam etmiş…

Eee? Eee’sini de yazıdan aynen aktarayım:

“İki olay arasındaki farkı görüyorsunuz değil mi? Haksızlığa uğrayan başörtülü olunca bir Allah’ın kulu kadın haklarından, kadına şiddetten, küfürden, hakaretten, iftiradan ve aşağılık cinsel içerikli küfürden rahatsız olmuyor. Ama aynı haksızlığa uğrayan başı örtüsüz ve kısa etekli olunca Türkiye ayağa kalkıyor. Avukat hanım için dakika sektirmeden harekete geçerek hâkimi görevden uzaklaştıran Adalet Bakanlığı, başörtülü vatandaşı için sessiz kalıyor.”

Şahsen ben bu iki olay arasında bir benzerlik görmüyorum; ilkinde bir yalan haber söz konusu, ikincisi ise yaşanmış gerçek bir olay… Hatta topluca tepki verenler de her iki olayda aynı kesim; ilkinde yalan olmasına aldırmadan tepki vermişler, aynı kitle gerçek bir olay yakalayınca tepki fırsatını kaçırmamış…

Yine de iki olayı birbirine bağlayan bir ortak nokta var: Her iki olay da İstanbulluların belediye başkanı seçimi için yeniden sandık başına gitmeye hazırlandığı günümüzde geçiyor.

AK Parti iktidarında.

Konuyu ele alan yazı da AK Parti’ye ve adayına en keskin desteği veren bir gazetede, desteğini gizlemeyen bir kalemden çıkma.

Mutlaka bir anlamı olmalı bu yazının, ama ne?

Cevap bir başka yazıda

Bu yazının bugün çıktığı gazetede yine bugün yer alan bir başka yazı bu soruyu açıklayabilir mi acaba?

AK Parti’nin İstanbul belediye başkan adayı, programına katıldığı muhalif bir kanalda “Çaldılar çünkü” demesi hesaba çekildiğinde, “Ona mecburdum. Çünkü algı operasyonu yapıldı. Sesimi duyuramıyorum, kendimi ifade edemiyorum” demişti.

Yazısının başlığı ‘Erken uyarı sitemi!’ olan ikinci yazar bu söz üzerine aynen şu ‘sitemde’bulunuyor:

“Binali Bey’in isteyip de çıkamadığı kaç televizyon, dilediğinde konuşamadığı kaç gazete var ki? Neredeyse yok! Ee öyleyse?! Aslına bakılırsa bu, tezlere ve kitaplara konu olacak cinsten bir şikâyet. AK Parti, iktidarının ilk iki döneminde yerleşik medya düzeniyle kıyasıya mücadele etti. Manşetleri yıka yıka güçlendi. Çünkü haklıydı ve mağdurdu. Direnci kırmak için alternatif medya organlarının yolunu açtı. Televizyonlar, gazeteler, medya grupları el değiştirdi. Fakat bu sefer de AK Parti’nin lehine ama tek sesli bir yapı oluştu. İktidar bir süre bunun avantajını gördü. 17/25 Aralık sürecinde ve 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi. Ancak zamanla hataları/yanlışları görmezden gelen ve farklı düşüneni tasfiye eden bir düzen peyda oldu. Ve mevcut hâl, AK Parti için dezavantaja dönüştü.”

İki yazıyı birbirine bağlayan nokta şu: İlk yazıda iki ayrı olayda tek taraflı saldırının gündeme hakim hale gelişi şikayet konusu ediliyordu; ikinci yazı bunun nedenini “Çünkü iktidar medyasında güven ve itibar zedelendi, inandırıcılık bitti, izleyici bıktı” diye açıklıyor.

Dahası, ikinci yazıyı kaleme alan, AK Parti’nin aleyhine çalıştığı ortaya çıkan yeni medya düzenini başlatan temel yanlışı da, açıkça, “Zamanla hataları/yanlışları görmezden gelen ve farklı düşüneni tasfiye eden bir düzen peyda oldu; ve mevcut hâl AK Parti için dezavantaja dönüştü” diye tespit ediyor.

Bu defa bir kavga yazısı

Ele alınmayı bekleyen bir yazı daha var.

Yeni düzenin farklı bir özelliği yine aynı gazetede ve yine bugün bir başka yazar, köşesinde,‘iktidar medyası’ içerisine yeni giren başka bir gazetenin yazarına takılırken kendini gösteriyor.

Hem de bakın nasıl takılıyor:

“Ben sana bizim taraftansın demedim. Bizim taraftan değilsin ama sen bizim tarafın köpeğisin. Eskiden Aydın Doğan’ın köpeğiydin, şimdi ise bizim köpeğimizsin. Sahibin değişiyor ama her devir sen bir köpeksin. Biz yat desek yatıyorsun. Kalk desek kalkıyorsun.”

İçim kalktı bu satırları yazıma aktarırken. Bu üslubun gazetelerde boy göstermesini, aynı gün çıkan diğer iki yazıyla uyarılan ve sitemden haberdar edilen ‘iktidar gazetesi’ okuru herhalde yadırgamamıştır; fakat ben mesleğim adına olağanüstü yadırgadım.

“Onun için” demiş ikinci yazının sahibi “Gazeteciliğin ahlak, vicdan, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük gibi temel ilkeler üzerine oturması gerekiyor.”

Başka söze hacet yok.