• 24.10.2019 00:00
  • (1305)

Tuhaf zamanlarda yaşayacağımız varmış: Yasaklanan toplantı.. Kilit vurulmak istenen üniversite.. Belediyeye tercih edilen şirket…

Bir vakıf –Hrant Dink Vakfı– ‘Kayseri ve Çevresi’ başlıklı bilimsel bir toplantıyı Kayseri’de düzenlemek istemiş. Toplantıya değişik ülkelerden ve Türkiye’den 27 bilim insanı davetliymiş. Önce Kayseri Valiliği toplantıya iznin vermemiş; düzenleyiciler toplantıyı İstanbul’a kaydırmışlar; 24 saat kala, bu defa bir kaymakamlık yazısıyla toplantı aynı akıbete uğramış…

Konuyu bugünkü yazısında işleyen Ali Bayramoğlu “Tebliğ sunmak ve toplantıyı izlemek üzere İstanbul’a gelen, iptal üzerine o gece ve ertesi gün buluşan ve aralarında konuşan bilim adamlarının şaşkınlıklarını, kararı nasıl ve hangi çerçevede karşıladıklarını tahmin etmek herhalde zor değildir” diye hayıflanıyor.

Akıl alır gibi değil gerçekten…

Toplantıda bir zamanlar Anadolu’da Ermeniler’in de yaşadığı üzerinde durulacağı içinmiş bu yasaklama gayreti.

Yıllar önce, 2005 yılında, henüz demokratik açılımlara yeni yeni cesaret edilmekte ve kökleşmiş sorunların üzerine gitme niyeti ufukta belirmekteyken, Osmanlı’nın son döneminde Ermeniler konusunu ele alacak bir bilimsel toplantıya Boğaziçi Üniversitesi salonlarını açmayı üstlenmişti. Konunun hassas olduğunu ve birilerini rahatsız edeceğini bildiğim halde, belki de o sebeple, ben de etkinliğe tartışmacı olarak katılmaya “Evet” demiştim.

Kaç yerden -hepsi de nazik- uyarılar aldığımı tahmin edemezsiniz.

Sonunda o toplantı devreye siyasilerin girmesiyle Bilgi Üniversitesi’nde yapılabildi.

“Siyasiler” dememe bakmayın, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağırlığını koymasıyla yapılabilmişti o toplantı. [Tayyip Erdoğan’ın demokrasiye, özgürlüklere ve çağdaşlığa sahip çıkan konuşmasının önemli bölümüne yazısında Ali Bayramoğlu yer vermiş. O zaman öyleydi, korkusuz bir Türkiye özlemi vardı.

Aradan geçen bunca yıldan sonra tekrar en başa dönmüş oluyoruz.

Hayıflanacağımız yalnız bu olay olsa iyi; eş zamanlı olarak yoğun gündem maddeleri arasında bile varlıklarını hatırlatan birkaç olay daha var.

Üniversiteyi öğrencilerine bırakın

Kendi kulvarında sessiz sakin nitelikli öğrenciler yetiştirme çabası içerisinde yol alan Şehir Üniversitesi’nin kapısına kilit vurma girişimine ne diyeceğiz?

Şehir Üniversitesi’nin yapı taşı Bilim ve Sanat Vakfı’dır, o vakıf da vaktiyle Ahmet Davutoğlu önderliğinde kurulmuş ve faaliyet göstermişti, eh Ahmet Davutoğlu şimdi AK Parti’ye muhalefet edecek bir parti kurma hazırlığında olduğuna göre…

Birileri böyle düşünerek dört koldan Şehir Üniversitesi’nin kapısına kilit vurdurmaya çalışıyor.

Saldırı gerçekten dört koldan, ben en sonuncuyu aktarayım: Halk Bankası, karşılık da gösterildiği için açtığı krediyi geri alma yoluna gitmeye kalkışmış ve bütün gelirlerine el koydurarak üniversiteyi eğitim kadrosu ile çalışanlarına maaş ödeyemez hale getirmiş… [Ayrıntıları merak edenlere Yıldıray Oğur’un yazısını tavsiye ederim.]

Gerçekten akıl alır gibi değil.

Çinliler birilerine beddua ederken “Tuhaf zamanlarda yaşayasın” derlermiş; öyle bir beddua bizlere yapılmış gibi…

Tarihi mekanlar halka değil, şirkete…

Önemli olmasına önemli, ama herhalde CHP’li İstanbul belediyesi bir tarafında durduğu için medyada kendisine yer bulamayan bir olay da, sanatsal ve bilimsel etkinliklerde kullanılmak üzere ihaleye açılan Haydarpaşa ve Sirkeci garlarının depo alanlarının başına gelen… Belediyeye doğrudan tahsis edilse kimsenin ses çıkarmayacağı bu tarihi mekanların, belediye ihaleye girerek talip de olduğu halde, bir şirkete verilmesi uygun görülmüş…

Şirket ihalede kazanmış…

Ne diyelim?

Diyenler pek çok şey diyorlar da, benim derdim kimseyi suçlamak olmadığı için o konulara girmiyorum.

Ancak yine de devlete ait mekanların bir kamu kurumu olan belediyeye değil de bir şirkete tahsis edilmesini çok yakışıksız bulduğumu söylemem gerekiyor…

“Ermeniler ile ilgili bir etkinlik yapacaklar” gerekçesiyle uluslararası bilimsel bir toplantıya yasak getirilmesi… Siyasi rekabete kalkışan bir isimle vaktiyle irtibatlı bilindiği için bir üniversitenin kapısına kilit vurulmak istenmesi… Haydarpaşa ve Sirkeci garı depolarının İstanbul halkının yararlanmasından kaçırılması…

Olacak şeyler değil bunlar…

Fakat oluyor.

Bayramoğlu öyle diyor, ama…

Ali Bayramoğlu yazısını “Toplum, dahası zihinler, iyi ya da kötü, şöyle ya da böyle, itiraz ederek ya da katılarak tartışmaya başladı, bir tabuyu yıktı. İşte buradan geri dönülmez. Toplumun yolu siyasetçinin yoluna benzemez. Toplum biriktirerek, dönüşerek gider ve eninde sonunda belirleyici olur” diye bitirmiş…

Kusura bakmasın, ben bu konuda kendisinden farklı düşünüyorum. Tarih, toplumların bazen ileriye doğru gitmediğinin de tanığıdır. Ve maalesef dünyamız, bugünlerde, Avrupa’da ve ABD’de bile, geri gidişlere sahne oluyor.

Öyle dönemlerde valiler, kaymakamlar, bankacılar, bürokratlar, bir yerlerden talimat almaları bile gerekmeksizin, inisiyatif kullanarak, ‘tuhaf zamanları’ kendileri kendi elleriyle ülkeye yaşatabiliyorlar.

2005 ile 2019 arasındaki tek fark şu: O zaman yönetimde bulunanlar, yeterince güçlü olmadıkları halde, yanlışların önüne geçmek için öne atılabiliyorlardı; şimdi ise yeterinden fazla güçlüler ve kendilerine yakın birilerinin eseri bu tür yanlışlara seslerini çıkarmıyorlar.