• 2.01.2019 00:00
  • (1305)

 Yılmaz Erdoğan son filmiyle bir ilki gerçekleştirmişti; filmini önce sinemalarda eskitip sonra internet üzerinden yayın yapan platformlarda gösterime sokmak yerine, doğrudan Netflix’te izleyicilerle buluşturarak…

Onun ‘Organize İşler: Sazan Sarmalı’ filmi genel hatlarıyla telefon kullanılarak yapılan bir sahtekarlığı anlatıyordu; bireysel bir kandımaca öyküsüydü…

Rollerini başta Meryl Streep olmak üzere önemli sanatçıların üstlendiği bir yeni film daha, sinemalardan önce yine Netflix’te izlenebilir hale geldi.

‘Laundromat’ (Yıkayıcı) filmi de yine bir dolandırıcılık öyküsü, ama tek bir kişinin değil binlerce mağduru olan bir dolandırıcılığın…

‘Panama Belgeleri’ adıyla dünya medyasının gündemine girmiş, bizde de Cumhuriyetgazetesinin yayınlama cesareti gösterdiği, muhalefetin sahiplendiği, iş dünyasını tedirginliğe sevk eden haberleri hatırlıyor musunuz?

Hiç değilse siyasiler hakkında açılan mahkemeler vesilesiyle işitmiş olmalısınız.

‘Mossack Fonseca’ adlı Panama’da kurulu bir tür danışmanlık şirketinin, faaliyet gösterdiği uzun yıllar boyunca, kendilerine imkan sağladığı bazı açıkgözlerin önce paralarını yaşadıkları ülkenin vergi sisteminden kurtarmak için, daha sonra ise resmen kendilerine kadar izlenmeyecek bir dizi kabuk şirketler aracılığıyla geniş kitleleri dolandırmak amacıyla kullandıklarını sergiliyor bu film.

Bu da gerçek Ramon Fonseca..
Gerçek hayatta Jürgen Mossack..

Biri (Jürgen Mossack) Alman, diğeri (Ramon Fonseca) ise Panamalı iki iş insanı.

Filmi onların yerini almış iki usta oyuncunun anlatımıyla izliyoruz. [Filmde ilkini Gary Oldman, ikincisini Antonio Banderas canlandırıyor.]

Sonlarını getiren, firmalarının çatısı altında oluşmuş kabuk şirketlerle ilgili milyonlarca belgenin dijital veri olarak bir Alman gazetesine ulaştırılması, onun da bu verileri uluslarası bir araştırmacı gazetecilik örgütünün denetimi sonrası yayımlaması oluyor…

Dünya çapında bir dolandırıcılığı belgesel olarak anlatmak yerine, gerçek şahısları yine gerçek isimleriyle canlandıran usta oyuncuları oynatarak konulu bir film halinde gösterime sokmak senaryo ve çekim açısından büyük ustalık gerektiren akıllıca bir tercih.

Meryl Streep evliliğinin 40. yıldönümünü kutlamak üzere çıktıkları bir eğlenceli gezide eşini kazada kaybeden bir kadını canlandırıyor. Kazaya uğrayan geminin sigortası Mossack Forseca (MF) çatısı altında kurulu kabuk şirketler sayesinde izini kaybettiren bir şirkete ait çıkıyor ve milyonlar beklerken kuruş alamıyor kadın.

O haliyle kendisini ve kendisi gibileri aldatan şirketlerin peşine düşüp sonunda yolu Panama’ya kadar uzanıyor…

Bu arada, benzer başka aldatma öyküleri de sergileniyor filmde.

Örgütlü dolandırıcılıklar…

Konu bizde tartışılırken politikacılar boyutuyla ele alınmış ve bu yüzden karşılıklı laf düellolarına yol açmıştı.

Ekrana konulu film olarak yansıyınca siyasetin boyunduruğundan da kurtulmuş ve herkesi kucaklayan bir dolandırıcılık öyküsü halini almış.

Hakkını arayan kadınla birlikte iki ana dolandırıcının peşine izleyici de düşüyor ve her adımda “Ha, işte şimdi yakalanacaklar” heyecanıyla filmi izliyorsunuz.

Saklanan verileri Alman gazetesine kimin ulaştırdığı hala bilinmiyor; filmi çekenler kendi tahminlerini de ekrana yansıtmışlar…

Her şey ortaya döküldükten sonra şirketlerinin kapısına kendileri kilit vuran Jürgen ve Ramon beyler izleyicilerden farklı bir heyecana kapılarak haklarında çekilmiş filmin vizyona girmemesi için bayağı bir mücadele vermişler; ama güçleri yetmemiş. Başvurdukları mahkeme halkın öğrenme özgürlüğü açısından filmin yayınına izin vermiş. 

[Bizde ise ‘Panama Belgeleri’ adıyla yapılan yayınlarda konuyu haberleştiren muhabir mahkemece cezalandırıldı.]

Filmi önce ‘Panama Belgeleri’ adıyla gösterime sokacaklarmış, sonra ‘Yıkayıcı’ adını uygun görmüşler.

İyi de olmuş. 

Hafta sonu evinizin sağladığı rehavet içerisinde izleyebilirsiniz.