• 21.11.2019 00:00
  • (1245)

Dikkat, dil yaralar: Kim hain, kim değil.. Alıngan bir milletiz, kullanılan dile dikkat etmek gerekiyor…

 En rahatsız edici sözcüklerin başında ‘ihanet’ sözcüğü geliyor, bir de onun türevi olan ‘hain’… Son zamanlarda çok sık kullanıldıkları için de rahatsızlığım büyüyor. Oysa herhangi bir tartışmada onları kullananlar, ortamdan güçlü ve muzaffer çıktıklarını, ‘hain’ sıfatını kendileri için uygun gördükleri kişi veya kişileri alt ettiklerini düşünüyorlar.

‘İhanet’ ne demek, ‘hain’ kime denir?

Dün TBMM’de devam eden bütçe görüşmeleri sırasında, bakanlığının faaliyetleri bir komisyonda görüşülürken, içişleri bakanı Süleyman Soylu, Saadet Partili Cihangir İslam için kullanmış ‘hain’ sıfatını; “Sen hainsin” diyerek…

Cihangir İslam’ın bunu hak etmek için bütün yaptığı, Yeni Şafak’ta okuduğuma göre, soru sorma sırası kendisine geldiğinde, üç yıldan fazla hapis yattıktan sonra mahkeme kararıyla salıverilmiş iken yine mahkeme kararıyla yeniden tutuklanan Ahmet Altan’ı savunmak olmuş. Birden parlamış bakan, ayağa kalkarak şunları söylemiş:  

“Ahlaksızlık yapma, terbiyesiz adam. Sen provokatörsün. Sen Türkiye Cumhuriyeti’ne her zaman ihanet ettin. Sen hainsin. Senin provokatör olduğunu herkes biliyor. Sen FETÖ savunucususun.” 

Ani patlamalar yaşandığında, sesini yükselterek ileri geri konuşan birini gördüğümde, tanıyanlara derhal o kişinin sağlık durumunu sorarım. Bazı rahatsızlıklar insanlara başka zamanlarda asla yapmayacağı türden yanlışlıkları yaptırır çünkü.

[Yıllar önce, Turgut Özal’ın bir Washington ziyaretinde, yazılarımızı gazetelerimize geçmek için tek mecra faks iken ve gazetecilere ayrılan bölümde yalnızca bir faks cihazı bulunurken, cihazın telefonunu biraz uzunca bir süre kullandı diye, yaşlıca bir meslektaşın şimdilerde Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı olan İlnur Çevik’e bağırıp çağırmaya başladığına tanıklık etmiştim. İlnur, iyi tanıdığı o meslektaşın şekerinin yükselmesiyle açıklamıştı olayı.]

Meclis’teki olayda bakanın muhatabı bir milletvekili. Üstelik tabip ve profesör unvanı da var. Böyle biri eleştiride buluyorsa, eleştirisi ne kadar ağır olursa olsun, nezaketle karşılanmayı ve aydınlanmak istediği konuda bilgilendirilmeyi hak eder.

“Hain” diye yaftalanmayı değil.

O sıfat, yani ‘hain’ sıfatı, ancak çok sınırlı kişiler ve belli konular için sarf edilebilir.

Ahmet Altan’ın yazdı ve konuştu diye üç yıldan fazla demir parmaklıklar arkasında tutulmasının, sonunda mahkeme kararıyla serbest bırakıldığı halde, gazetelerde yazılanlara göre, yine yeni bir yazısı yüzünden yeniden cezaevine gönderilmesinin, herkesten önce içişleri bakanlığı koltuğunda oturan kişiyi rahatsız etmesi gerekir.

Ülkemiz Ahmet Altan ve onun gibilerin başına gelenler yüzünden, tavırları uluslararası arenada önemsenen belli kesimlerin ciddi eleştirilerine maruz kalıyor. Kişiler hakkında kullanılan ‘hain’ sıfatı ne kadar ağırsa, Türkiye için dışarıda yazılan ve söylenenler de ondan aşağı ağırlıkta sayılmaz. Türkiye yazarlarını ve gazetecilerini hapseden bir ülke muamelesi görüyor dışarıda.

TBMM’de komisyon görüşmelerinde bu konunun hatırlatılması, aslına bakılırsa, hükümet adına konuşanlara, dışarının bu tür eleştirilerini boşa çıkartmak için bir fırsat olarak değerlendirilmeyi hak ediyor.

Milletvekiline “Hain” diye saldırılmayı ise asla.

Hükümet, konuyla ilgili eleştirilere, “Ne yapabiliriz ki, konu yargının elinde; bizde yargı bağımsız, karışamayız” türü cevaplarla kendisini savundu bugüne kadar. Bakanın tavrı o savunmayı da geçersiz kılmış olmuyor mu?

****

Çorumlular kızmış.. Giritliler de kızmıştı…

Karar’da Akif Beki TRT’’yi eleştirirken benim bilmediğim bir deyimi kullanmış ve “TRT’nin yaptığını Çorumlular yapmaz” demiş; hem de “Çorumlular alınmasın, konunun onlarla bir alakası yok, dile yerleşmiş bir deyim, lafın gelişi” diye de başlıkta da adını kullandığı ilimizin sakinlerini esirgemeyi ihmal etmeyerek.

Ardından meydana gelen gelişmeyi T24’te okudum. Yazıya sosyal medyadan tepkiler yağmış, bu arada Çorum’un sivil toplum kuruluşları bir açıklama yapmış ve şunları ifade etmişler:

“Bizim üzerimizden ilgi çekmek istiyorsa, gelsin Çorum’a biz ona yeterli ilgi ve alakayı gösteririz. Çorumluların misafirperverliğini herkes bilir. Bu şehir binlerce yıl önce Hitit medeniyetlerin başkenti, aynı zamanda Kadeş Barış antlaşmasının imzalandığı topraklardır. Medeniyetin beşiğidir. Kendisine medeniyet öğretmek boynumuzun borcu olsun.” 

Alınganlığa gerek yok oysa. Alt tarafı bir deyim işte.

Yıllar önce, bir yazımda, neredeyse bütün mantık kitaplarında ‘Epimenides paradoksu’ ve örnek bir olay olarak anlatılan bir duvar yazısını kullanmıştım. Epimenides Giritli bir filozoftur ve paradoks literatüre onun adıyla geçmiştir.  

Altında “Bir Giritli” imzası bulunan paradoks duvar yazısı şu: “Bütün Giritliler yalancıdır.”

O duvar yazısını bir Giritli yazmışsa o takdirde bütün Giritliler için kullandığı ‘yalancı’ sözcüğü doğru değil demektir. Yani, o duvar yazısı, aslında, “Giritliler yalancı değildir” anlamına geliyor. 

Kendi kendini yalanlayan o söz mantık literatürüne bir paradoks örneği olarak geçmiştir.

Ben bu paradoksu bir yazımda mantık hatası örneği olarak kullanınca sağdan soldan eleştiriler yağmaya başladı. Tanıdığım tanımadığım ne kadar Giritli okurum varsa beni kendilerine hakaret etmekle suçlamaktaydı. Hepsine tek tek cevap vermek yerine yeni bir yazıyla tepkilerinin yersiz olduğunu açıklamaya çalıştım.

Başımdan geçmişte böyle bir olay geçtiği için herhangi bir yer veya halkla ilgili hazır bir yakıştırmayı kullanmam gerektiğinde konu üzerinde iki-üç kez düşünür ve sonunda vazgeçerim. Olumlu bile olsa o yakıştırma, insanlar kolayca rahatsızlık duyabiliyor çünkü.

Eminim, Akif Beki de, bu olaydan kendisine ders çıkaracaktır.