• 29.01.2020 00:00
  • (1020)

 

Yıllar sonra bir 'Başkent Kulisi' çekimi için Kudüs'teydik. Yavuz Gökmen, Cengiz Çandar, İlnur Çevik ve ben.. Arka planda Kubbet-üs Sahra ve Zeytindağı..

Yazı hayatımın yarıdan fazlasında esas ağırlığı uluslararası ilişkiler konuları işgal etti. Yurtdışında yaşadığım 1970’li yılların sonu 1980’lerin başında Londra’dan, Şam’dan, Boston’dan Yeni Devir gazetesine Türkiye eksenli dış politika yazıları gönderdim. Döndüğümde Mavera dergisinde yine benzer konularda yazılarım çıktı. Bir süre Ankara’da yayımlanan ve dönemin çok satan dergileri arasında yer alan ‘İslam’da, derginin dörtte birine yakın dış haberler bölümünün sorumlusuydum.

Sonrasında da dış politikaya ilgim eksilmedi.

Dış politika konulu yazılarımın büyük bölümünün Ortadoğu’ya dair olduğunu herhalde söylememe gerek yok. 

Ortadoğu dendiğinde de merkezinde her zaman Filistin sorunu vardır.  

Bu girişten sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Uzunca sayılacak hayatımın hiçbir döneminde Ortadoğu bu kadar acınacak halde, Filistin davası da bu denli kayba uğramış durumda olmamıştı. 

Trump adına damadı Kushner’in planı

Maalesef genel görüntü içler acısıdır.

Filistin’in tabutuna dün bir çivi daha çakıldı.

ABD başkanı Donald Trump, aynı zamanda danışmanı da olan damadı Jared Kushner’in imzasını taşıyan ‘Yeni Ortadoğu Barış Planı’ adlı bir oldu-bitti belgesini, dün, İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu’yu da yanına alarak bütün dünyaya açıkladı.

Belgenin adında ‘Ortadoğu’ bulunmasına ve iki devletli bir yapıyı korur görünmesine rağmen, plan bütünüyle Filistin’le ilgili şimdiye kadarki bütün kabulleri ortadan kaldırıyor ve uluslararası toplumun Filistin’e ait olduğunu kabul ettiği halde İsrail’in işgali altında tuttuğu toprakların büyük bölümünü İsrail’e bırakıyor.

Plan Filistinliler’in Kudüs’le irtibatını yok ettiği gibi, tarihi kentin İsrail’in ebedi başkenti olduğunu biraz daha pekiştiriyor.

Zaten dün bizde akşam 20.00 sularına denk gelen bir saatte Washington’da öğlen iken açıklanan plan, Filistin’de birbiriyle ihtilaflı bütün resmi veya gayrı resmi yapılar tarafından derhal reddedildi.

Plana eklenmiş ve tutarının 50 milyar dolara ulaşacağı yaklaşık altı ay önce açıklanmış rüşvetle birlikte…

Plan bu.. Yeşil alanlar Filistin’e lütfen bırakılıyor; geri kalan her yer İsrail’in..

Dünkü planı haritaya ‘Vision for Peace’ başlığıyla yansıtmışlar. Yanda gördüğünüz harita, planın asıl amacının o topraklardaki Filistin varlığını gözlerden saklamak olduğunu hiç gizlemeye kalkmıyor. Bugüne kadar gelmiş geçmiş İsrail hükümetlerinin –Netahyahu’nun kurdukları da dahil- hayalini bile görmedikleri türden, iki taraf arasında çoğu Birleşmiş Milletler gözetiminde bazısı ABD’nin evsahipliğinde yapılmış ‘barış müzakereleri’ ile taban tabana zıt bir tablo söz konusu.

“İsrail’in güvenliği her şeyden önemli” denirken ve bölgedeki hemen her yeni gelişme aslında ‘İsrail’in güvenliği’ ekseninde yaşanırken, Filistin’i yok etmeyi amaçlayan yeni planla ‘İsrail’in güvenliği’ de aslında tehlikeye düşüyor. 

Bölgeyi daha güvenliksiz hale getirecek son kibrit dün çakılmış oldu.

Neden?

Kader arkadaşları: Trump ile Netahyahu

Yukarıdaki sorunun tek bir cevabı var: Donald Trump yüzünden…

Trump Beyaz Saray’a taşındıktan sonra kalbinin İsrail için attığını hiç saklamadı. Seçilmesi üzerinden fazla zaman geçmeden ülkesi adına Kudüs’ün İsrail’in ebedi başkenti olduğunu duyurdu ve büyükelçiliği Kudüs’e taşıma talimatı verdi.

ABD’nin taraf olduğu hemen her yeni gelişmede Filistin varlığını yok sayan tavırlar almayı ihmal etmedi Trump.

Kendi ülkesinde yolsuzluk soruşturması geçiren ve daha bir gün önce yargı tarafından görevden alınma işlemleri başlatılmış Netanyahu’yu hep yanında tuttu. Netanyahu dün Washington’da Trump’la birlikte fotoğraf verirken, bu görüntünün kendisini İsrailli savcıların elinden kurtarmaya yarayacağı umudunu taşımaktaydı. 

İkili arasında bu yönde de kader arkadaşlığı var. Trump da ABD’de azil sürecine muhatap. Aleni İsrail yanlısı politikaları ve şu son plan sayesinde ülkesinde etkili Lobi’den azil sürecinde destek göreceğini de muhakkak hesap ediyordur.

Trump’ın dün açıkladığı plan ABD’nin şimdiye kadar sürdürdüğü Filistin politikasına da aykırıdır.

Aykırı olması bir şeyi değiştirmiyor; Filistin sorunu dün açıklanan plan ile birlikte yepyeni ve hiç de olumlu olmayan bir veçheye bürünüyor.

Böyle bir gelişmenin yaşanması için İslam Dünyası’nın şimdiki gibi birbirinin gözünü çıkarmaya hazır taraflar arasında bölünmüşlüğü gerekiyordu. O oldu. Güçlü Arap ülkelerinin güçsüzleştirilmesi ve Ortadoğu’nun devlet vasfını kaybetmiş ülkeler meşheri haline dönüşmesi şarttı. O da gerçekleşti. Bugün artık Irak, Suriye, Libya, Yemen gibi geçmişte Arap-İsrail savaşlarında cephe teşkil etmiş ülkelerin dişleri sökülmüş durumda.

‘Filistin davası’ diye kutsanan bir kavram ve onun ülkeler ile uluslararası örgütlerin politikalarına dönüşmüş bir gelecek umudu vardı. Artık o umut da yok.

Ve bütün bunlar Türkiye’nin de aralarında yer aldığı bölge ülkelerinin gözleri önünde gerçekleşti.

Dün açıklanan planı en şiddetle kınayan ve kabul edilmezliğini ilan eden ülke Türkiye.

İşe yarayacak mı bu tavır peki?

“One Minute” ile (Davos 2009) başlayan süreç 2020 Davos’unun ardından bu noktaya varmamalıydı.

Türkiye Suriye ve Libya’da çok daha farklı davranmalıydı. Mısır’ı, Ürdün’ü ihmal etmemeliydi.

Yazı hayatım 50 yılı aştı. Bu kadar yıl sonra gelişen olayların bana yaşattığı hayal kırıklığını tahmin bile demezsiniz.