• 9.02.2020 00:00
  • (1051)

  Önce şu satırları okuyalım:

“(..) Muhalefet, dış politika konusunda taban eğilimleri açısından istenilen performansı üretemiyor. İktidar ve Erdoğan ise dış politika konularında giderek desteğini yükseltiyor.

Erdoğan, sürekli dış gezilere gidiyor. Ülkenin gündemini yukarı çekiyor. İçeriye yönelik, muhalefetin ihtiyaç duyduğu tartışma malzemelerini vermiyor. Uluslararası toplantılarda belirleyici bir etki ortaya çıkarıyor. Türkiye’nin çıkarlarından taviz vermemesi ve atacağı adımları kararlılıkla sürdürmesi tabanda Erdoğan’a yönelik sahiplenmeyi yükseltiyor. Eleştirileri ise azaltıyor.

“Bunun yanında muhalefetin uluslararası çevrelerle Erdoğan karşıtlığında sürdürdükleri ittifak eski ivmesini kaybetti. Son 10 yıllık dönemde uluslararası çevrelerde sürdürülen, Erdoğan’a yönelik saldırılar, itibarsızlaştırma girişimleri, ‘diktatör’ ya da ‘tek adam’ söylemleri gibi kampanyalar limitini doldurdu. Muhalefetin Erdoğan’a yönelik söylemleri Batı’da eskisi kadar alıcı bulmuyor.

“Seçim dönemi öncesi ve sonrasında AK Parti çevrelerinde içe yönelik tartışmalar da tavsadı. İşte en son deprem sonrası kriz yönetimindeki iktidarın gösterdiği başarı, ekonomide yaşanan toparlanma, bakanların kendi görev alanlarında olumlu algılarının yükselmesi iktidara yönelik eleştirileri azaltıyor.” (Siyahlar yazara ait).

Yukarıda alıntıladığım satırlar, AK Parti’ye araştırma ve raporlarıyla lojistik destek sağladığı bilinen SETA kurumunun önemli isimlerinden biri olan Nebi Miş tarafından kaleme alındı ve sürekli yazarı olduğu AK Parti’nin itibarına sahip Türkiye gazetesinde bugün yayımlandı.

Belli çevrelerde uzun zamandan beri ısrarla sorulup duran “İktidarın politikalarının belirlenmesinde kimler etkili?” sorusuna cevap teşkil edebileceği için özellikle önemsedim bu yazıyı. Yazarın kimliği ve yazdığı gazetenin gördüğü itibar yanında, yazının alıntıladığım bölümünün uygulanan politikalarla da örtüşmesi SETA’nın bu alanda etkili olduğunu gösteriyor.

SETA’dan destek aldığı bilinen hükümetin önemli bir üyesinin dün Osmaniye’de yaptığı konuşma da bugünkü gazetelerde yer almakta.

Ekonomiden sorumlu Hazine bakanı Berat Albayrak’ın konuşması…

O da müjdelerle dolu şu konuşmayı yaptı dün:

“2018 yılı ekim ayında enflasyon yüzde 25.2 seviyesindeydi ve enflasyon beklentilerindeki iyileşmeyle birlikte 2019 yılı eylül- ekim aylarında tek haneye ve yıl sonu 2019 yeni ekonomi programındaki hedeflediğimiz oranın altında 11.8 oranında yılı kapattı. 2020 yılının çok net ifade ediyorum hafif dalgalanma olsa da mayıs- haziranla birlikte Türkiye tek haneli, kalıcı enflasyon hedeflerine ulaşıp 3 yıllık yeni ekonomi programında hedeflediğimiz, 2020 enflasyonu yüzde 8.5 hedefini inşallah başaracağız ve 3 yıllık yeni ekonomi programında da yüzde 5’in altı hedefimizi de 2022 yılında en güçlü performansımızla ulaşacağız. 2020 yılında da enflasyonla mücadele noktasında çok kararlı duruşumuz devam edecek. Enflasyonla mücadele, faizle mücadele iş dünyası açısından maliyetlerin ve faizlerin düşmesiyle birlikte yatırım, istihdam iklimi, ekonomik özgüven iklimi daha ileri gidecek ve bu da yatırım iklimin ötesinde Türkiye’nin bölgesel etkinliğinde çok daha farklar ortaya koyacak.”

Belli ki, ülkeye politikalarıyla istikamet biçenler, bizim yaşadığımızdan çok farklı bir tablonun varlığına inanıyorlar.

Dış politikada hiçbir zorlukla karşılaşmayan, tam tersine her yerde itibar gören bir ülke Türkiye ve ekonomisi de emin ellerde ve her geçen gün daha da güzelleşiyor, onlara göre…

Oysa kamuoyu yoklamaları hayli zamandır çok farklı bir Türkiye tablosu çiziyor.

Türkiye’nin anketlere yansıyan tablosu

İsterseniz önce ekonomik gerçeklerle o tabloyu okumaya başlayalım.

Güvenilir bir araştırma kurumunun geçen yılın sonunda yapıp bu yılın ilk haftasında yayımladığı ‘Türkiye’nin Nabzı’ araştırmasında kendilerine “Türkiye iyiye mi, yoksa kötüye doğru mu gidiyor?” sorusu yöneltilenlerin yarıya yakını (yüzde 45.8) “Kötüye gidiyor” cevabını vermekte. “Türkiye kötüye doğru gidiyor” kanaatini seslendirenlerin yarıdan fazlası (24.8) AK Parti seçmeni.

Kanaatin sebebini teşkil edebilecek ipuçlarını aynı araştırmanın değişik sorularından alabiliyoruz. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “Ekonomidir” (42.4) ile “İşsizliktir” (18.1) cevabını verenlerin toplamı yüzde 60.5…

AK Parti iktidarı boyunca nadir görülmüş bir durum bu. [Aynı kurumun 31 Mart 2019 seçimi öncesinde yaptığı araştırmada oran 74.3’tü; onun sandığa nasıl yansıdığını biliyoruz: Ankara, İstanbul dahil pek çok büyükşehir belediyesini o seçimde kaybetti AK Parti.]

Daha da önemlisi, “Ekonomi ve işsizlik sorunlarının 2020 yılında çözülebileceğine inanıyor musunuz?” sorusuna verilen cevaplar: Yüzde 67.6’sı ekonominin, yüzde 73.8’i de işsizlik sorununun çözülemeyeceği kanaatinde. [Aynı insanlar ülkede ‘adaletsizlik’ diye bir sorun olduğuna da inanıyor ve yüzde 82.1’i bunun bu yıl düzelemeyeceğini düşünüyor.]

“Son bir yıl içerisinde sizin veya ailenizin geçim şartları/refah düzeyi nasıl değişti?” sorusuna “Kötüleşti” cevabını verenler (57.0), “İyileşti” diyenlerden (16.3) çok daha fazla.

“Ekonomi kötü yönetiliyor” diyor cevap verenlerin yüzde 61.9’u. Böyle düşünenlerin içinde hayli fazla (35.9) AK Parti seçmeni de var.

Hükümetin dış politikasına yönelik kanaatler de var araştırmalarda, onlara da biraz yakından bakabiliriz. 

Bir başka kurumun yeni araştırmasında, ankete katılanların yüzde 58.7’si Libya’ya asker göndermeye karşı çıkıyor, ABD ve İran arasındaki gerilimde yüzde 71.9 “Tarafsız kalınmalı” diyor, “Avrupa Birliği’ne üye olmalıyız” diyenlerin oranı da yüzde 55.3’e varıyor.

Bu ikinci araştırmada da “Ekonomi ve işsizlik başlıkları en önemli sorun” (toplamı 54.6) cevabı ağırlıkta.

[İlk araştırmada Libya’ya asker göndermeyi onaylamayanların oranı 49.7; AB üyeliğini arzu edenlerin oranı da yüzde 53.7 görünüyor. Farklı iki kurumun bir ay arayla yaptığı araştırmaların sonuçları iç ve dış politikalara bakışta birbiriyle örtüşüyor. Ortak bulgu, “İyiye gitmiyoruz, önemli politik kararları onaylamıyorum” diye özetlenebilir.]

Gerçek tablonun bu iki araştırmanın bulguları istikametinde olduğunu düşünmek için başkaca da sebepler var: En azından, market alışverişi resmi enflasyon rakamlarına ters bir algı veriyor; dışa dönük arayışlarda sonuç alınamadığı ise giderek yerleşen bir kanaat.

SETA’da etkin yazarın ve ülkenin ekonomisinden sorumlu bakanın söyledikleri ile çelişen gerçekler bunlar ve yönetimin bu gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor.

Bunu kim yapacak?

“Medya” demeyin de ne derseniz deyin lütfen.