• 3.07.2020 00:00

  Eşim dün sabah daha önceki günlerde de sorduğu soruyu yeniden yöneltti: “Rusya’daki anayasa değişikliği referandumunda son durum ne?”

Vladimir Putin Rusya’da iki dönem cumhurbaşkanı olduktan sonra yerine seçilen cumhurbaşkanı tarafından başbakan atanıyor, iki dönem sonra yeniden cumhurbaşkanı seçiliyordu. Böylece ülkesinin son 20 yılına damgasını vurdu Putin. Şimdi anayasayı değiştirerek sürekli cumhurbaşkanı kalabilmesini sağlamanın yoluna gitti. Referandum Putin’e 2036 yılına kadar cumhurbaşkanı kalma yolunu açacak.   

Böyle bir yola başvuran işi şansa bırakır mı?

Rusya’da oylama bir günde başlayıp bitmiyor, ama artık sona yaklaşıldı. Sandıktan herhalde her dört Rus’tan üçünün oyunu aldığı sonucu çıkacaktır.

Putin yalnız kendi ülkesinin değil başka ülkelerin seçimlerinin sonucunu bile etkileyebiliyor.

Eşim de bunu biliyor elbette, ama işte yine de “Acaba Rus halkı bir sürpriz yapar mı?” diye meraklanmadan edemiyor.

Yükselen değer ‘popülist’ politikacılardı 

Dünyada Putin türü politikacılara takılan genel sıfatı biliyorsunuz: ‘Popülist’

Çin’in başındaki Xi Jinping de ‘popülist’ sıfatını hak edenlerden biri. Ölünceye kadar yerinde kalması garanti.

Mısır’ın kendisini savunma bakanı olarak atayan seçimle iş başına gelmiş Muhammed Mursi’yi askeri darbeyle deviren şimdiki devlet başkanı Abdulfettah el-Sisi de öyle. Her girdiği seçimden mutluluk duyacağı oylar alarak çıkıyor.

İsrail’de Benjamin Netanyahu da hayatının yarısını başbakan olarak geçirdi; son seçimde karşısına ciddi bir rakip çıktı ve az kalsın gidiyordu. Ne yapıp etti, İsrail’de bugün yine başbakan o.

Polonya’nın ‘popülist’ cumhurbaşkanı Andrzej Duda da geçen hafta yapılan seçimden yaralı çıktı. Rakibi olan başkent Varşova’nın belediye başkanı Rafal Trzaskowski beklenenden fazla oy aldı. Dokuz ayrı rakibine oy verenler ikinci turda genç belediye başkanını tercih ederlerse bir popülist lider daha seçim yenilgisi yaşayacak.

Tabii ‘popülist politikacı’ denildiğinde ilk akla gelen Amerikalı Donald Trump var bir de. Her şey istediği biçimde giderken korona virüsünü hafife almasıyla başlayan süreçten en zararlı o çıktı. Kasımda yapılacak başkanlık seçiminde kaybetmesi çok muhtemel. En sahici taraftar kitlesi olan fanatik dindar kitle de arkasından çekiliyor gibi…

Popülist liderlerin ortak bir özelliği var: Yaptıklarıyla insanların sınırlarını zorluyorlar.

Netanyahu durduk yerde Filistinlilerin yaşadığı Batı Şeria’yı ilhak etmeye kalkıştı; her zaman arkasında -hatta bazen önünde- yer alan Trump’ın kendi başı dertte olmasaydı bütün dünya ayağa kalksa da bunu gerçekleştirecekti.

Çin’de Xi İngiltere’nin belli şartlarla kendilerine bıraktığı Hong Kong’u tam anlamıyla ana kıtaya bağlamak niyetinde. Bu niyetinin önünde engel olarak gördüğü sokağa dökülmekten de çekinmeyen bir kitle var. Sonuca varma yolunda ilk adım olarak Hong Kong’a özel bir asayiş ve güvenlik yasası çıkardı ve yaygın muhalefete rağmen yürürlüğe koydu Xi. Yeni yasayla “Devleti yıkmaya kalkışıyorlardı” veya “Yaptıkları vatana ihanettir” dediğinde uzun yıllar muhaliflerini hapiste tutabilecek.    

Hong Kong’u ana kıtanın tam parçası haline getirmek üzere harekete geçen Xi, bir yandan da Müslüman Uygur halkının yaşadığı bölgede akıl almaz uygulamalar yürütüyor. Bölge bir açık hava cezaevi gibi. Dindarlık belirtisi olan Uygurlar kampa alınıp beyin yıkama ameliyesine muhatap ediliyor. Bölgeden gelen son haber, Uygurlara sıkı doğum kontrol politikası uygulandığı…

El-Sisi, Mısır’da, “Ha” diyeni hapislere atıyor. Korona günlerinde takip edilen yanlış yol yüzünden çok sayıda meslektaşlarını kaybeden doktorlar sosyal medya üzerinden itirazlarını yükseltince polis derhal harekete geçirildi. Dokuz doktor uzun süreli cezalara çarptırılmak üzere cezaevine kapatıldılar.

Hepsi medyayı ve sosyal medyayı çok iyi kullanıyor, ama yine hepsi medyadan da sosyal medyadan da çok rahatsız.

Popülistler sahneden çekiliyor

Maalesef dünyamız hazır buldukları demokratik zemini kendi dar kavrayışları istikametinde sonuçlara ulaşmak için kullanmayı yöntem olarak seçmiş popülist politikacıların pek çok ülkede başını gösterdiği bir dünya oldu.

Mevcutların iktidara tutunma başarıları, içinde popülist duygular barındıran politikacıları, iktidara geldiklerinde, diğerlerinin başka ülkelerde yaptıklarını kendi ülkesinde tekrarlamaya sevk ediyor. İtalya’da da popülist politikacılar ön planda, İngiltere’de başbakanlığı tesadüfen yakalamış Boris Johnson da, hafiften de olsa, Trump ve Putin benzeri davranışlar sergiliyor şimdilerde. 

Çin’de, Rusya’da çalışan popülist formül kendine Avrupa’da da taraftar buldu, sonunda Amerika da kervana katıldı.

Galiba Çin ve Rusya dışındaki kitleler politik alanda kendilerine tattırılandan fazla memnun kalmadılar.

İsrail’de Netanyahu son seçimde yalpaladı.

Polonya’da Duda seçimin ikinci turunda yenilebilir.

ABD’de de Trump’ın bir dönemlik başkan kalma ihtimali her geçen gün güçleniyor.

Eşime dün “Putin istediğini alacağa benziyor” dedim.

Dedim, ama şunu da biliyor ve gerçek olduğuna inanıyorum: Halklar aldanmaya meyyal olabilir, ancak her halkı her zaman aldatmak da mümkün olmuyor.