• 30.09.2020 00:00
  • (512)

  Yazıya oturmadan önce naklen verilen ABD’deki başkanlık seçiminde yarışan iki rakibin münazarasını izlemek için televizyonu açtım. Kulağım ABD’yi önümüzdeki dört yıl için yönetmeye talip olan iki kişide ve işte bu yazıyı öyle yazıyorum.

İkilinin birbirlerini ne ile itham ettikleri, kendilerini Amerikan toplumuna nasıl tanıttıkları önemli elbette, fakat benim dikkatim ikiliyi sorularıyla açıklama yapmaya yönlendiren program yöneticisinin tavrı üzerinde yoğunlaştı.

Yönetici Chris Wallace bir gazeteci aileden geliyor. Babası Mike Wallace da ’60 Minutes’ adıyla uzun yıllardır izleyici karşısına çıkan bir haber programının en önemli unsurlarından biriydi. Kendisi şimdi Fox-News kanalında program yapıyor.

Evet, Fox-News’te, Donald Trump’ın en sevdiği televizyon kanalında. Ne zaman konu açılsa, tek izlediği kanalın Fox-News olduğunu söylüyor Trump. Kanalda program yapan pek çok gazeteciyle birbirlerine ilk isimleriyle hitap edecekleri kadar yakınlığı var zaten.

Bu gerçeğe rağmen, Trump’ın başkanlık yarışında rakibi Joe Biden, Fox-News’in önemli isimlerinden Chris Wallace’ın hayati önemdeki münazarayı yönetmesine sesini çıkartmıyor.

Taraf tutmayacağını bildiği için…

Chris Wallace da her iki konuğuna eşit zorlukta sorular yöneltiyor, cevaplarını beğenmezse yeni sorularla konuyu deşmekten geri durmuyor.

Amerikan halkının iki adayı bütün yönleriyle iyi tanıması için görev yaptığının bilincinde bir gazeteci kimliği çiziyor Wallace.

Gazeteciliğin tarafgirlikle tanımlanmaya başlandığı, yağdanlık, yalakalık veya körü körüne karşıtlığın mesleğin mensuplarını pençesine aldığı bir ortamda tarafsız gazetecilik yapılabileceğinin örneğini veriyor.

Programı dikkatimin bütününü vererek izleyemediğim halde programcı hakkında bu övgüleri yapmamın bir sebebi var: Trump nasılsa kendi etki alanında olduğu için kısa süre önce Fox-News’de onun programına katıldı ve Chris Wallace konuğunun hiç hoşlanmadığı soruları o zaman da sormaktan çekinmedi.

Bu noktada Trump’ın da hakkını vermek şart. İstese Fox-News’de kendisine hayran bir programcının karşında oturur ve hayatının en tatlı bir saatini geçirebilirdi; bunu yapmadı Trump ve sert sorularla yıpratılma ihtimali bulunsa bile o kanalda Chris Wallace’ı tercih etti.

Fox- News’de Wallace’ın programından sonra internet üzerinden yayın yapan muhalif bilinen bir başka gazetecinin davetini de kabul etti Trump ve onun sert sorularına da muhatap oldu.

Yağdanlıklarla yapılacak TV programlarının kendisine yarardan çok zarar getireceğinin farkında bir siyasi bilince sahip olduğunu düşünebiliriz Trump’ın.

“Sattırım, sattırmam” münazarası

Önemli makamlara talip olanlar bizde de geçmişte ABD’deki münazara tarzı TV programlarında kozlarını paylaşırlardı. 

1980 darbesi sonrasında siyasi hayatın önü açıldığında yapılan ilk seçime katılan partilerin liderlerinin katıldığı benzer bir programdan Turgut Özal başarılı çıktı ve başarısı Anavatan Partisi’nin seçim şansını olumlu etkiledi. 

AK Parti’nin iktidara gelmesiyle sonuçlanan 3 Kasım 2002 seçimi öncesinde de kamuoyu kanaat belirlemede yardımcı olacak liderler arası münazarayı merakla izlemişti. O tartışmanın galibinin partisi seçimden ipi göğüsleyerek çıkmıştı.

Tayyip Erdoğan’ın önünü siyasette açmayla sonuçlanan münazaranın benzerini onun siyaseti belirlediği 2002 sonrası seçimlerinde göremez hale geldik. Ekranlara çıkıyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin sorularına da cevap veriyor; ancak o programlardan sorulması gereken soruların hepsinin sorulduğu izlenimi alınamıyor.

Başka partilerin liderleriyle televizyonda karşı karşıya gelmeyi ise red ediyor.

Oysa kamuoyunun öğrenmek isteyeceği her konunun rahatlıkla kendisine yöneltilebildiği programların yararını en iyi değerlendirebilecek bir siyasi bilince Cumhurbaşkanı Erdoğan da sahiptir.   

Ekonomik sorunlar güvenlik zaafına yol açabilir

En son örneği dün ‘Yeni Ekonomi Programı’ (YEP) adıyla sunulan ekonominin önümüzdeki dönemde nasıl yönetileceğinin temel taşlarının tanıtıldığı programda da gördük. Programın sahibi bakan Berat Albayrak kendisine rahatsız olacağı soruların yöneltilmeyeceği rahatlığıyla podyuma çıktı ve kritik sorulara kaçamak cevaplar verdiğinde üzerine gidilmedi.

Doların alıp başını gittiği ortam kendisine hatırlatıldığında “Kur benim için hiç önemli değil” cevabını verebildi Hazine ve Maliye Bakanı.

Oysa kurun, daha doğrusu Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin ısrarla düşmesi, Merkez Bankası’nın hükümet tarafından benimsenmiş ‘düşük faiz’ ilkesini bunu engellemek amacıyla çiğner hale gelmesi, buna rağmen Dolar ve Euro’nun disiplin altına alınamaması herkesi olduğu gibi ekonomiden sorumlu olan politikacıyı da ilgilendiriyor.

Hepimizden daha fazla hem de.

Daha önce katıldığı bir programda da benzer bir soruyla karşılaştığında, “Dolar sizi neden ilgilendiriyor, maaşınız Dolar cinsinden mi?” cevabını vermiş, o zaman da o cevabın üzerine gidilmemişti.

Maaşları yabancı para cinsinden olmayan insanların her ay veya her hafta ellerine geçen paraların alım gücü eriyor. 

Daha da önemlisi, devletin ödemeyi taahhüt ettiği borçlar da TL cinsinden fahiş biçimde artıyor.

Türkiye hazinesi etkileniyor, olumsuz olarak.

Maalesef gerçek özetle şu: Bireysel olarak hepimiz fakirleşiyoruz, ülkemizin ekonomisi de zayıflıyor. 

Ülke açısından güvenlik zaafına yol açabilecek bir durum bu.

Zor sorulara muhatap olmaması politikacıların işini kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyor. 

Bu gerçeği yabancı paraların YEP’e verdiği tepkiden bir kez daha öğreneceğiz. YEP açıklandı, piyasalar yeni programa aldırmadılar. En kötümser ekonomistlerin yıl sonu için verdikleri ‘1 Dolar = 8.75 TL’ denklemine dün ulaşıldı.

Ne demek istediğim umarım anlaşılmıştır.

[Bir yandan izlediğim ABD’deki başkan adayları münazarası sona erdi. Ardından CNN kanalında yapılan yorumlar münazarada dışa vuran seviyenin beğenilmediğini gösteriyor. Trump yine bolca yalana başvurdu, belden aşağı saldırılarda bulundu. “Münazara kaotikti” genel bir kanaat.]