• 20.11.2020 00:00
  • (414)

  Merkez Bankası faiz kararını beklentiler istikametinde verdi; piyasaların karara tepkisi doların TL karşısında değer kaybetmesi olarak gerçekleşti. Bu kararı bekleyen ve bu yolda görüş açıklayanlar genellikle konuya olumlu yaklaşıyor. Bu sabah gazetelerde okuduğum değerlendirmeleri yapanlar karara sahip çıkmakta.

Acaba sonuçtan ve ortaya çıkan tablodan, hükümet, özellikle de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da memnun mu?

Sanmıyorum.

Bu soruyu gündeme taşırken ‘faiz-enflasyon’ ilişkisine dair eski söylemi, kararla o söylemin yanlışlığının kabul edilmiş olmasını kast ediyor değilim. Yönetimde yer alanlar gerektiğinde görüş değiştirirler; yanlıştan dönmek fazilettir.

“Hükümet ve Cumhurbaşkanı sonuçtan memnun mu?” sorumla kast ettiğim, verilen karar sonrasında TL’nin kazandığı değerin yeterli bulunup bulunmadığı…

Dolar 8.5 TL seviyesinden 7.5 TL seviyesine düştü. Önemli bir kayıp dolar açısından. Ancak yine de, Merkez Bankası’nın tavır değiştirmesiyle meydana gelecek yeni durumun TL’ye daha fazla canlılık getireceği beklenmiştir diye düşünüyorum.

Kararla katlanılan siyasi fedakarlık 1 TL’lik ekonomik kazanç karşısında hayli fazla.

Merkez Bankası’nın dünkü kararı, Türk ekonomisine yön verenlerin yıllar ve yıllar boyunca savundukları tezi unutmaları, faizi enflasyonun sebebi olarak görmekten vazgeçmeleri ve TL’nin değer kaybını son karar öncesine kadar uygulanan para politikalarına bağlamaları anlamına geliyor.

Anlaşılması ve anlatılması zor bir keskin dönüş bu…

Uygulanan para politikaları faizle ilgili tezi doğrulamak içindi ve o amaçla hazinenin yabancı para rezervinin negatife dönmesine ve 120 milyar doların cömertçe harcanmasına yol açmıştı.

Bu fedakarlıkların karşılığı dolar karşısında 1 TL’lik bir kazançtan fazlası olmalıydı.

Sadeleştirilen faiz, uygulanan faiz

Para politikalarında bu düzeltme kalıcılık iddiası da taşıyor.

Daha önceki faizi düşük tutma amaçlı kararlar, farklı faiz tanımları öngörüsünü içlerinde barındırıyor ve bırakılan bu açık kapıyla reel faiz bankalar tarafından aslında dün ilan edilen oranda uygulanıyordu. Faiz düşük görünse de piyasaların uygun gördüğü faiz son kararla tanımı teke indirilen oran kadardı. 

Merkez Bankası farklı tanımları ortadan kaldırarak zaten uygulanan faizi benimsedi bu kararıyla.

Uzmanlar buna ‘sadeleştirme’ adını veriyorlar.

Faiz sadeleşme geçirdi dünkü kararla.

Var olan açık kapı kapatılmış oldu. Bundan sonra kalıcı bir faiz yapısı söz konusu. Faiz oranına piyasa karar verecek, Merkez Bankası piyasanın belirlediği faizi geçerli kılacak.

İyi bir şey mi bu?

Değerlendirmelere göre iyi, hem de çok iyi bir şey.

Acaba?

Yeni kalıcı faiz oranıyla üretim yapmak herhalde cesaret işi olacak. Paradan para kazanmak yorucu ve riskli bir iş olan sanayi alanında gayret göstermeye tercih edilecek. Yabancı yatırımcı doğrudan yatırım yapmak yerine finansman mekanizmalarından yararlanarak parasına para kazandırma yoluna gidecek.

Önümüzdeki dönemde ekonomide reform iddialarını boşa çıkartacak gelişmeler yaşanabilir.    

TL’nin değeri dolar karşısında çok daha ciddi değer kazanabilseydi durum farklı olabilirdi.

Öncelik hukuk reformuna verilmeliydi

Onun için de geçen hafta müjdesi duyurulan ‘ekonomi ve hukuk alanlarında reform’ kararlılığında önceliği ‘hukuk alanında reform’a vermek gerekirdi.

Türkiye’yi yargı bağımsızlığına sahip, keyfi uygulamalardan kaçınılan, özgürlüklerin rahatça kullanılabildiği, kimsenin doğuştan sahip olduğu veya sonradan kazanılmış kimliklerinden dolayı mağduriyet çekmediği bir hukuk devleti görüntüsüne kavuşturacak reformlara ihtiyaç var.

Yabancıdan yatırım bekleyen bir ülke, her şeyden önce, yabancıya parasının ve yatırımının sağlam güvencelere sahip olduğu kesin kanaatini vermek zorunda.

İş insanlarının, yazılı veya sözlü görüş açıklayanların, barışçıl gösteriler düzenleyen ve o gösterilere katılanların bunları özgürce yerine getirebildikleri bir ülkeye dönüşmeli Türkiye.

Suç örgütleriyle ilişkili kişilerin siyasi kimlik sahiplerine kolayca hakaret edebildikleri, korkutarak sindirmeye çalıştıkları bir ülke olmamalı.

‘Dava kardeşliği’ suç işleyene sahip çıkmayı getirmemeli.

Vehimler yüzünden insanlar KHK’larla işlerinden olmamalı; olmuşlarsa hakları iade edilmeli.

‘Suçun şahsiliği’ temel ilkesine aykırı davranışlardan kaçınılmalı.

Kimse haksızlığa uğradığını düşünmemeli; bunun için de kimseye haksızlık yapılmasına izin verilmemeli.

‘İltisak’ gibi her yöne çekilebilecek kavramlar icat edilip onlara hukuki geçerlilik kazandırılması ile çok geniş kitlelerin mağduriyet hissedeceği bir iklim yaratılmamalı; böyle bir iklime yol açılmış ise vazgeçilmeli.

‘Reform’ toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak bir hüviyete büründürülebiliyorsa bunun ekonomi üzerindeki etkisi faiz yükselterek TL’ye değer kazandırmaktan çok daha fazla ve kalıcı olacaktır. 

Faizi yükseltmek gerekiyorsa yükseltilir elbette, ekonomi alanındaki kararlar hukuk alanında yapılacak reformla el ele gitmiyorsa, onun etkisi sınırlı kalmaya mahkumdur.

Siyaset alanında Selahattin Demirtaş’ın, yazar Ahmet Altan’ın, iş insanı Osman Kavala’nın, gazeteci Alaeddin Kaya’nın hapiste bulunduğu, ‘suç örgütü lideri’ gerekçesiyle mahkum olmuş hapiste yatarken afla serbest bırakılmış Alaattin Çakıcı’nın kollarının siyasete uzanıp racon kesebildiği bir görüntü, Türkiye’ye de TL’ye de kaybettirir.

Acilen bu tabloyu tersine döndürecek gelişmeler yaşanmalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası’nın dünkü kararından sonra TL’nin beklediği canlılığı görmediği hayal kırıklılığını yaşıyorsa, umudu yeşertmenin reçetesinin kendisinin dile getirdiği ‘hukuk reformu’ olduğunu hatırlamalı.