• 1.02.2020 00:00
  • (423)

 Eskiler “Komşuda pişer, bize de düşer” demiş, doğru söylemiş…

Akıllı olmayanın başına çok şeyler gelir ama nedense öylelerinin akılları başlarına bir türlü gelmez…

İran şu günlerde bir denemeye tabi tutuluyor.

Aslında ilk deneme bu yılın başlarında Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’ye Irak’ta düzenlenen suikastla yapılmıştı. 

Kasım Süleymani sıradan bir asker değildi, rejimin en bilinen şahsiyetlerindendi. İran’ın Lübnan, Irak ve Suriye politikalarının uygulayıcısıydı. Kah Beyrut’ta, kah Bağdat’ta ve Şam’da görünmesinin sebebi buydu. Tahran yönetimi, sırf varlığıyla bölgeye korku salsın diye, yıllarca gözlerden sakladığı bu komutanın gazete manşetlerine tırmanmasına izin verdi.

Suikastta hayatını kaybetmesi devletin en tepesini derinden yaraladı. Ayetullah Hamanei tabutu başında ağladı. [İran Süleymani’nin cenaze töreni yapıldığı gün Irak’taki bir Amerikan üssüne füze gönderdi, ama tek bir asker ölmedi.]

Hafta sonu eşiyle birlikte Tahran’dan 45 km ötede yaşayan yakınlarını ziyarete giderken suikasta uğrayan Mohsen Fakhrizadeh [Bundan sonra adını ‘Muhsin Fahrizade’ olarak kullanacağım] rejimin gözbebeği değeri verdiği ve gözü gibi koruduğu bir başka isimdi. Açık-gizli yürütülen nükleer çalışmaların mimarıydı Fahrizade.

Süleymani Ayetullah Hamanei’nin gözbebeğiydi..

Süleymani Lübnan ve Şam’a uğramış, bu yılın üçüncü günü, son durağı olan Bağdat’a özel bir uçakla iniş yapmıştı. Uzaktan komuta edilen insansız hava aracı (İHA) ile nokta atışı yapılarak orada öldürüldü. Parça parça olmuş cesedin ona ait olduğu parmağındaki yüzükten teşhis edildi.

Fahrizade ise, ajans haberlerine göre, sayılarının en az 15 olduğu sanılan bir vurucu tim tarafından infaz edildi. Aracın geçeceği yola yerleştirilmiş bir kamyonet patlatıldı, ardından infaz timi aracın içindeki Fahrizade ve eşini kurşun yağmuruna tuttu. İnfazı gerçekleştirenler derhal ortadan kayboldular.

Suikastı İsrail istihbarat örgütü Mossad‘ın ajanları gerçekleştirdi.

Şimdi benzerliklere ve farklara bakalım

İki suikast arasında önemli bir fark var: Süleymani ABD tarafından, Donald Trump’ın verdiği emirle uzaktan tek atışla infaz edildi; Fahrizade ise İsrail’den gelen sayıca kalabalık bir tim tarafından yok edildi.    

Fahrizade İsrail’in hedef seçtiği nükleer alanında çalışan ilk ve tek İranlı bilim insanı değil. 2007 yılından bu yana çok sayıda İranlı fizikçi Mossad ajanları tarafından infaz edilmiştir. 

Ancak Fahrizade suikastı ile öncekilerin infazları arasında bir fark var: Daha önce öldürülen bilim insanları hayatlarını araçlarını izleyen motosikletli bir-iki suikastçı eliyle kaybetmişken, Fahrizade en az 15 kişiden oluşan kalabalık bir vurucu timin kurbanı oldu.

Bu yönüyle Fahrizade suikastı 10 yıl önce Dubai’de bir otel odasında öldürülen Filistinli Mahmoud al-Mabhouh’a karşı girişilen suikasta benziyor. O infaz için Mossad tam 26 kişilik bir infaz timini Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) göndermişti. Tim üyelerinin kimlerden oluştuğu, hangi ülkelerin pasaportlarını taşıdıkları, otele ne zaman girip eylem sonrası ne zaman ve nasıl ayrıldıkları kameralarla tespit edilmiş durumda.

Neden bir istihbarat örgütü bir-iki suikastçı ile gerçekleştirebileceği bir eylem için kalabalık bir tim kullansın? Fahrizade’nin aracı İHA’ya havale edilemez miydi? Mabhouh’u otel odasında öldürmeyi planlayan örgüt 26 kişilik bir ordu yerine bir-iki kişiyle bunu gerçekleştiremez miydi?

Neden kalabalık timler kullanılmış olabilir?

Suudi Arabistan istihbaratının gazeteci Cemal Kaşıkçı suikastı da kalabalık bir tim eliyle İstanbul’da sahnelenmişti, hatırlayacaksınız. Suudi Arabistan ve özellikle de babası Kral Salman’ın yetkilerini kullanan veliaht prens Muhammed bin Salman (MbS) için sürekli baş ağrıtan bir eylem oldu Kaşıkçı suikastı. O suikasta emir veren/ler uluslararası arenada devran değiştiğinde hesaba çekilecektir.

[Fahrizade suikastından hemen sonra Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in yanında bir heyetle birlikte Suudi Arabistan’a doğru yola çıktığı duyuldu. Kushner devran değişse de şartların değişmediği-değişmeyeceği mesajını vermek üzere yola düşmüş olabilir. Joe Biden’in, yardımcısı olduğu Barack Obama’nın imzasını taşıyan, Trump’ın sonradan iptal ettiği İran’la nükleer anlaşmayı yeniden gündeme getirebileceği konuşuluyor ya, Kushner endişeli MbS’ye “Merak etme” demeye gitmiştir. Heyet Katar’a da uğrayacakmış; orada da “İsrail’i tanıyın, rahatlayın” mesajı mı verilecek? Her iki mesajın da yeni dönemde yerine gelmesi zor.]

Trump İran’ın intikam eylemi yapmasını bekliyor (olabilir)

Fahrizade’nin tabutu..

İran’ı intikam için çılgınca eylemlere zorlama niyeti Fahrizade suikastından sırıtıyor. Zorlama başarılı olur, çok can alacak ve çok ses getirecek bir intikam eylemi İran tarafından sahneye konulursa, henüz Beyaz Sarayı terk etmemiş, 20 Ocak 2021 tarihine kadar ‘ABD başkanı’ sıfatını taşıyacak Trump, nasılsa kazanacağı hesabıyla ikinci dört yılına sakladığı İran’a askeri saldırıyı öne çekme fırsatı yakalayabilir.

Sonra da “Savaş halinde başkan mı değişir” tezini devreye sokabilir Trump.

Kalabalık bir timle İran başkentine yakın bir yerde gerçekleştirilen eylem, Donald Trump – Benjamin Netanyahu imzası taşıyan böyle bir senaryo olabilir. 

Umarım, İran, eylem/lerin ardındaki niyeti doğru okumuştur. [“Eylem/ler” diyorum, çünkü bir Devrim Muhafızları komutanının daha Suriye-Irak sınırında öldürüldüğüne dair haberler geliyor.]

Her suikast eyleminin illa savaş çıkartmayla ilişkili olması gerekmiyor.

On yıl önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir otelde Mossad tarafından Mahmoud al-Mabhouh’un öldürülmesi ve Suudi Arabistan istihbaratının İstanbul’da Cemal Kaşıkçı’yı infaz etmesi farklı sonuçlara yol açtı: Bu iki ülke şimdi İsrail ile yakınlaştı.

Yakınlaşmada İran ve başka bölge ülkelerinin İsrail’den daha büyük tehdit görüntüsü vermelerinin de payı var.

İsrail ile yakınlaşma, başka tehditlere karşı, gücünü çok yakından görme fırsatı yakaladıkları bir ülkenin himayesi altına girme anlamı taşıyor.

Jared Kushner’den önce Netanyahu da, veda ziyaretleri yapmak üzere bölgede bulunan ABD dışişleri bakanı Mike Pompeo’nun heyetinin bir üyesi olarak Suudi Arabistan’a gitmişti. Suudlular “Hayır, gelmedi” deseler de, İsrail “Netanyahu Suudi Arabistan’a gitti, orada veliaht prens ile görüştü” haberlerini güle oynaya yaydı.    

Komşu sayılacak coğrafyada bunlar oluyor da biz bu olanları ve arkalarındaki niyetleri doğru değerlendirebiliyor muyuz?

Trump’ın ABD’ye artık başkan olmadığı, Beyaz Saray’da Joe Biden’in oturacağı yeni döneme hazır mıyız?

Size göre bu iki soruya “Evet” cevabı vermek mümkün görünüyor mu?

Kendi cevabımı veriyorum: Niyet doğru okunmuş ve yeni dönem için ciddi hazırlıklar yapılıyormuş havası vardı; ancak ittifak içi bir müdahale ve ardından yeniden devreye sokulan eski söylem, yeni döneme hazırlığı akamete uğratmışa benziyor…

Bölgeyi, bölge ülkelerini ve bu arada ülkemizi zor günler bekliyor.