• 31.12.2020 00:00

  Yarın yeni yılın ilk günü. Yetmiş yılı bulan hayatımda ‘en kara’ denilmeyi herhalde fazlasıyla hak eden 2020 yılını geride bırakmış olacağız. 2021 yılı, umalım ki, geride bırakacağımızdan daha farklı olsun.

“İşte geldik gidiyoruz” diyebileceğim bir yaş grubundayım. Ya da 2020’nin yaygınlaştırdığı ifadeyle ‘riskli grup’ içerisinde yer alıyorum. Benim yaşımdaki insanlar eskiyen yılın büyük bölümünü resmen ‘kısıtlı’ olarak geçirdi.

‘Resmen’, yani devlet tarafından konuldu kısıtlamalar…

Çoğumuz için hafta sonları tam gün, diğer günler mesai dışında kullanılan evlerimiz, henüz bitmemiş olan yılda, 24 saatin neredeyse bütününün yaşandığı gerçek anlamda birer ‘yuva’ haline dönüştü diye sevinmeli miyiz? 

Galiba bu sorunun herkes için farklı cevabı var.

Şahsen şikayetçi değilim. Kendimi meşgul edecek ve daha da önemlisi saatlerimi daha verimli değerlendirmeme yarayacak bir fırsat olarak görüyorum eve kapanmayı…

Fakat gençlerin durumu farklı.

2020 yılı gençlerin rüyalarını çaldı. Umutlarını yok etti. Gelecekle ilgili planlarını ellerinden aldı. Uzak-yakın çevreme bakarak şunu söyleyebilirim: Bugünün gençlerinin yerinde olmak istemezdim.

Ya çocuklar? Arkadaşlıklar kurma, toplumun parçası haline dönüşme, eğitilme yaşında olanlar bütün bunlardan mahrum bugün. Dört duvar arasına tıkılmış milyonlarca çocuk tanımadıkları bir dünyanın vatandaşları oldular. Bugünler geride bırakılıp şimdilerde ‘yeni normal’ diye adlandırılan günler geldiğinde, çocuklar kendilerini o yeni dünyaya nasıl uyarlayacaklar?

Bugünün çocukları yarının büyükleri olduğunda onların elinde şekillenecek dünyadan da endişeliyim ben.

Korkuyorum bile diyebilirim.

Gününün önemli bir bölümünü yerli-yabancı gazeteleri-dergileri okuyarak, yerli-yabancı kanalları izleyerek geçiren biri olarak, bazılarının beklentileri aksine, yarının bugünden daha iyi olmayacağını biliyorum.

Zihinlerimiz karma karışık. Bu karmaşıklıktan doğru dürüst bir şeylerin çıkması pek muhtemel görünmüyor.

Evet, 2020’nin özel şartları bütün dünyayı tek bir zemin haline getirdi, insanların birbirinden farkı bulunmadığını insanlara yeniden hatırlattı. Hatta ölümde zengin-fakir ayrımını da büyük çapta ortadan kaldırdı 2020. Endişede, korkuda eşitlendik.  

Peki bende bu hisleri bırakan 2020, ülkelerinin sorumluluğunu omuzlarında taşıyan insanlar üzerinde benzer bir etki yaptı mı?

Yönetenler, yönetmeye talip olanlar bir ‘virüs’ ile sarsılan dünyamızın üzerlerimizde bıraktığı etkinin farkındalar mı?

Sanmıyorum.

Onların çoğu, ya günü kendileri için en az zararla kurtarma ya da gelişmeden zarar gören kadroların yerini alma telaşındalar.

Bir yıl önce neleri, hangi yüz ifadeleriyle üzerimize bocalamışlarsa bugünlerde de aynı şeyleri tekrarlamakla meşguller.

Virüs onlar üzerinde bir etki yapmadı. Ders bile çıkarmadılar.

Her yerde durum bu…

Zaten bu sebeple de 2021 için fazla bir beklenti içerisinde olamıyorum..

Çocuklar mahpusluktan, gençler umutsuzluktan kurtulana kadar bu böyle gidecek.

Tasavvufta, kendi sonlarına dönük beklentileri adına insanların ‘havf’ (endişe, korku) ile ‘reca’ (umut) arasında bulunduğu düşüncesi vardır. Bu bir denge durumu. 2020 yılı bu dengeyi ‘reca’ aleyhine bozdu. 

2021’den beklentim, dengenin görüntüde kaybeden tarafının, umudu yeniden filizlendirecek biçimde –‘reca’ halinde- değiştirmesidir. 

Çok bir şey istemediğimi sanıyorum.

Bu geceden başlayarak önümüzdeki üç gün ve geceyi mecburen evlerimize kapanarak geçireceğiz. Yeni bir yıla ilk kez yalıtılmışlığın üzerimize bindirdiği bir ruh haliyle giriliyor.

Bitirirken…

Her gün bana yeni bir şeyler üzerinde düşünmek ve her gün düşündüklerimi kağıda dökerek sizlerle paylaşmak imkanı sundu 2020; şahsım adına sizlere ve 2020’ye böyle bir borcum olduğunu da hissediyorum.

Benim bugünle ilgili tesellim bu.

Sizlere de kendiniz için küçük de olsa böyle teselliler bulmanızı tavsiye ederim.

2021 yeni umutların yeşerdiği bir yıl olsun.