• 2.01.2021 00:00
  • (456)

 Dün 2020 yılının son günüydü, bugün de 2021 yılının ilk günü.

Zamanın akıp gittiğini biliyoruz; onun dışındaki her şeyle birlikte zamanın göreceli olduğunu da…

Einstein’dan beri bunu biliyoruz. 

İsrail’de çıkan Jerusalem Post gazetesinde bugünün bildiğimiz tarihinin hemen yanında ’17 Tevet 5781’ tarihi de bulunuyor. Musevi inancına göre bugünün tarihi o çünkü. Onlara göre 5781 dünyamızın yaşı.

Suudi Arabistan sermayeli Londra merkezli Şark’ul Avsat gazetesinin başlık altındaki tarihe göz attım; orada da bildiğimiz tarihin yanında farklı bir tarih daha var: 16 Cumad’il Ula 1442… (Şark’ul Avsat’ın İngilizce kardeş yayını Arab News aynı tarihi ‘Jamad Awwal 16, 1442’ olarak yazmakta.) İslam takvimi Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretiyle başlar da ondan… Hicret’ten bu güne 1442 yıl geçmiş…

[Osmanlı, Hicri takvim yanında Tanzimat’ı takiben bir de Rumi takvim kullanmaya başlamış, bu uygulama Cumhuriyet’ten kısa süre sonra, 1926 yılında, durdurulmuştu. Gazeteler yakın tarihe kadar yılı mart ayından başlatan Rumi takvime göre günün karşılığını duyurmaya devam ettiler.]

Eminim tarih konusunda farklı yaklaşımı olan başka gelenekler de vardır.

Demem o ki, bugünün yeni bir yılın ilk günü olduğuna dair kabulümüz de zamanla ilgili bilgimiz gibi görecelidir.

Kolaylık sağlaması bakımından takvimde ne yazdığı önemlidir, ama işte o kadar…

İnsan yaşı için de öyle değil midir? İnsanın nüfus cüzdanında yazan doğum tarihine göre olan yaşı ile kendisinin hissettiği yaş farklı olduğu gibi, karşı karşıya kaldığı az-çok sorunlar, yaşadığı olumlu-olumsuz olaylar, sağlık durumu veya düçar olduğu hastalıklar da dıştan bakanlara yaş tahminini zorlaştırır.

Her şeyin göreceli olduğu bir dünyanın insanlarıyız.

Bunun sonucu olarak hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan ve ömrünü uzatmak için her şeyi feda etmeye hazır olanlar yanında, çektiği çileler yüzünden “Canımı al da kurtulayım Allahım” duası yapanların da olduğu bir dünyadır bu.

Oysa biliyoruz, herkesin bir eceli vardır ve onu doldurana kadar yaşarız. O bilgi, akıllı insanlara zamanını en iyi şekilde kullanma imkanı sağladığı gibi, hayata asılmanın anlamsızlığını da hatırlatır. 

Namdar Rahmi Karatay‘ın (1896-1953) bir şiirinden günlük kullanıma giren “İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep şehri” kalıbı anlamlıdır.

Sonuçta ölümlüyüz hepimiz ve hayattan ayrılma vakti geldiğinde yanımıza herhangi bir şey almamız da mümkün değildir. En sevdiklerimizle yollar ayrılacak, hakkımızda oluşan kanaatleri değiştirme imkanımız da elimizden alınacak.

Akıllı olan, bu bilgiyle, yanlışlardan uzak durmaya çabalar, hak ve hukuka riayet eder, gönül kırmaktan uzak durur, elindeki imkanları başkalarına zarar vermek için kullanmaz, ‘ah’ almamaya çalışır.

Takvim yapraklarından düşen her gün bunu hatırlatması bakımından önemlidir.

“Ölmeden önce hesaba çekilmek” diye bir kavrayış var, pek çoklarımız bunu unuttuğu için yanlış işler yapıyor.

“Tarihe ‘kötü bir insandı’ kaydıyla geçmiş olanlar, kendilerine bir ömür daha bağışlansa, o yeni ömrü nasıl değerlendirirlerdi?” diye çok düşünmüşümdür.

İnsan her yaptığına mazeret de bulabiliyor; oysa hayatın mazeretlere tahammülü bulunmuyor. Ya iyisinizdir ya da kötü. Bunun arası yok.

Evet, sonuçta bugün yeni bir yılın ilk günü. Takvim kabulünüz farklı bile olsa, sizin kabulünüze göre de takvimden bir yaprak daha düştü ve ömrünüzün kalan süresi bir gün daha azaldı.

Bunun anlamı üzerinde düşünmeye ve onun akla getirdiklerine göre yaşamaya değmez mi?

Ne dersiniz?

***

Bir dönemin simge gazetecilerindendi Kenan Akın. Ortadoğu denildiğinde medyada akla gelen ilk isimlerdendi. Yıllarca haccı yerinde bir gazeteci olarak yaşadı, yaşananları gazetesine aktardı. Son 20 yılda eşi Türkan hanımın sahipliğinde aylık ‘Babıali’ dergisini çıkardı. Tercüman’dan Yeniçağ’a pek çok gazete çalıştı, Türkiye gazetesinde yayın yönetmenliği yaptı.

Korona günlerinde onu da kaybettik.

Kenan Akın’a Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına sabırlar dilerim.

Bu yazı Fehmi Koru'nun bloğundan alınmıştır