• 17.01.2021 00:00
  • (380)

   “Issız bir adaya düştüğünüzde yanınızda hangi kitapların bulunmasını istersiniz?” sorusu eskiden meşhurlara çok sorulurdu. 

Eskiden sıkça sorulan bu soru günümüzde anlamını yitirdi. 

Issız bir ada mı kaldı; öyle bir ada keşfedilse herhalde birkaç ay içerisinde oraya turistler doluşur.

Yine de yabana atılacak bir soru değil bu. Dünyada düşülecek ıssız ada kalmasa da, günümüzün şartları, özellikle bizim bölgemizde, insanları bu sorunun başka bir versiyonuna hazır hale gelmeye zorluyor.

Aynı soruyu şöyle sorayım: “Yaşadığınız yerin dünyayla ilişkisi kesilse, ıssız bir adaya düşmüşsünüz gibi bir hayat yaşamaya zorlanırsanız, hangi kitaplara erişiminiz olmasını arzu edersiniz?”

Başta Suriye ve Irak olmak üzere bir çok ülkede pek çok insan ıssız adada yaşıyormuşcasına bir hayata mahkum.Annesi Fransız babası İranlı genç bir kadın gazetecinin merakı bu soruya Suriye özelinde cevap verme imkanı sağlıyor. 

Birkaç yıllarını Esad rejiminin yağdırdığı bombalarla her tarafı yıkılmış ve orada yaşayanların ölüm tehlikesini göze almadan dışarıya çıkamadıkları bir kasabada geçirmek zorunda kalan Deraya halkının gençlerinin kitap tercihlerini onun sayesinde öğrendik. 

Gazetecinin adı Delphine Minoui. 1974 Paris doğumlu. Le Figaro gazetesini İstanbul’da temsil ediyor.

Facebook’ta bir fotoğrafla karşılaşıyor Delphine Hanım. Penceresiz bir oda burası. Görüntüde iki kişi var, etrafları sıra sıra kitaplarla çevrili. Genç insanlar bunlar. Gençlerden biri elindeki kitaba göz atıyor, diğeri raflara göz gezdiriyor.    

Deraya’nın gizli kütüphanesi..

Çarpılıyor gazeteci. Çünkü, onun 2015’in Ekim ayında tesadüfen karşılaştığı bu fotoğraf, üç yıldır muhasara altında bulunan, insanların bir yandan Esad ordusunun vahşi saldırılarına karşı kendilerini korumaya çalıştıkları, bir yandan da açlık ve yoklukla mücadele ettikleri Deraya kasabasında çekilmiş…  

‘Deraya’nın gizli kütüphanesi’ o fotoğrafa yansıyor… 

Gazeteci karşısına tesadüfen çıkan fotoğraftan etkileniyor ve Şam’ın sadece 10 km uzağındaki Deraya’da yaşananları ve muhasara altında bulundukları halde kendilerine bir kütüphane kurmuş gençleri merak ediyor. 

Kasabalarını çiğnetmemek için Esad rejimine karşı direnen kitap düşkünü gençler…

Önce tanıdıkları aracılığıyla fotoğrafı çekenin ismini öğreniyor, sonra internet üzerinden görüntülü olarak ona ulaşıyor. Fotoğrafı çeken kişi kütüphaneyi kuran gençlerden biri çıkıyor. 

Verdiği bilgiler gazetecinin ilgisini daha da köpürtüyor. Her tarafı bombalanmış harap bir yer Deraya. Evler yıkık, yıkık evlerin insanları bulabildikleri çatı altlarına sığınmış, aylar ve yıllardır imkansızlıklar içerisinde yaşamaya çalışıyorlar…  

Karınlar boş; bütün giriş çıkışları Esad’ın askerleri tarafından tutulmuş Deraya halkı hayatlarını sürdürebilmek için yaprakları kaynatarak çorba niyetine içiyor. 

Kitaplar yıkıntılar arasından toplanıyor.. Fotoğrafta görülen gençlerin ‘Üstad’ diye andıkları İngilizce hocası..

Bu olumsuz şartlara rağmen, fotoğrafı çeken genç ile birkaç arkadaşı enkazlar arasında dolaşıp buldukları kitapları kısmen ayakta kalmış bir evin bodrumda toplamışlar.

Daha önce Beyrut’ta yaşadığı için bölgeyi biliyor Delphine Hanım. Deraya’ya ve oradaki kitap hastası gençlere duyduğu ilgi onu hareketlenmeye zorluyor. Ancak internet üzerinden görüştüğü gençler kendisine böyle bir macerayı aklından bile geçirmemesi gerektiğini söylüyorlar. Tehlikeler yüzünden… 

“Gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür” mısrası bir kez daha gerçek oluyor. Gazeteci ile Deraya’nın gençleri iletişimde kalıyorlar. İstanbul’da yaşayan gazeteci 1750 km uzaktaki Deraya’da neler yaşandığını o sayede gün be gün öğreniyor.

Sonunda gençler her türlü tehlikeyi göze alıp teker teker kendilerini Deraya dışına, Esad’a bütün bir kent olarak direnmiş İdlib’e atıyorlar; oradan da Türkiye’ye…

Delphine Hanım da onlara en baştan verdiği sözü tutup her gün aldığı notlardan oluşan ve Suriye’de insanların hangi mahrumiyetlere göğüs gererek ayakta kaldıkları gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlayan kitabını kaleme alıyor. [Kitabın İngilizce çevirisi elimizde: ’The Book Collectors of Daraya’. Bu yazıdaki bilgileri, tahmin edebileceğiniz üzere, kitaptan edindim.]

Gençlerin birkaçı Gaziantep’te kendilerine yeni bir hayat kuruyorlar.

Sonunda, Deraya’da yaşadıkları kuşatma altındaki ortamda bile kendilerini kitaplarla besleyen gençler ile yazar İstanbul’da bir araya geliyor…

Gençler ile yazar İstanbul’da..

Bu sayede bizler de kuşatma altında kalan insanların hangi kitapları tercih ettiklerini öğrenme imkanı bulabiliyoruz.

Merak ediyorsunuzdur diye ıssız bir adada değil fakat kuşatma altında bulunan Deraya’da geçirdikleri yıllar boyunca oralı gençlerin hangi kitaplara öncelik verdiklerini aşağıda bulacaksınız. 

Deraya’lı gençlerin “en çok okudukları kitaplar” listesi (10 kitap):

Paulo Coelho’dan ‘Simyacı’

İbn Haldun’dan girişi ünlü ‘Mukaddime’ olan tarih kitabı ‘Kitab-ul İber’

Antoine de Saint-Exupéry’den ‘Küçük Prens’

Hayatının 13 yılını haksız ve yanlış yere hapiste geçirmiş Suriyeli Mustafa Khalifa‘nın romanı ‘The Shell’ (Kabuk) 

Niccolo Machiavelli’den ‘Prens’

Victor Hugo’dan ‘Sefiller’

Stephen Covey’den ‘Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı’

Julia C. Berryman, Elizabeth M. Ockleford, Kevin Howells, David J. Hargreave ve Diana J. Widbur imzalarını taşıyan ‘Psikoloji ve Siz’

John Gray’in ‘Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten’ kitabı

Filistinli şair Mahmud Derviş’in uzun şiiri ‘Kuşatma Durumu’

[Enkaz arasında bulabildikleri arasından tercih ettikleri olarak bakıyorum bu listeye. Her kitaba rahat ulaşabilecek birinin 10 kitap listesi çok daha farklı olurdu gibime geliyor.]

ΩΩΩΩ

Delphine Minoui’nin kitabının İngilizcesi: